28 Kasım 2010 Pazar

Hatif ve Şair: Çarpık bir zihnin hikayesi




-Şair, zihnini bir duvara toslayıp çarpıtmıştı...-

Hatif ve Şair

Şair o gece büsbütün afakanla doluydu...

Tam çıldırmak üzereydi, bir de o sesi duydu!

"Yaklaş... Bak, buradayım
İçindeyim yiv be yiv
En derin yaradayım.
Ne öte ne beride
Yanında, "ara"dayım,
Yaklaş... Bak, buradayım!"

Çarpık dimağı tuhaf bir soruyla doldu hemen:
Bu ses "yaklaş" diyordu da, "gel" demiyordu, neden?
Zihni bu basit sorunun ızdırabıyla yandı
Sanki bin yıldır uyuyan gece birden uyandı:
Dirildi yerde izmarit, canlandı bardakta su,
İri gözlerle izledi bu "Kafkaesk" kabusu.

Belli ki bu ses eşyanın mutad gece sesiydi...

Anladı ki uyuklayan bin yıldır, kendisiydi!
Ve birbirine karıştı artık gerçekle ruya
Bir terennüme başladı koro halinde eşya:

"Gelme, dur, sade yaklaş,
Olduğun yerde yaklaş!
Sen dur, yürüsün mekan
Sen durul, aksın zaman,
Bu gece ereceksin
Yaklaşmanın sırrına,
Dününü göreceksin
Baktığında yarına..."

Sual mıh oldu çakıldı zihnine delik delik:
"Benim adi eşyama kim böyle fevkaladelik
Bahşetti ki dile gelip benle konuşur oldu?"
Derken ses yine odaya -yahut beynine- doldu:

"Beni kendinde ara
İçinde bulacaksın
Hadi, kendine yaklaş
O dem, kurtulacaksın..."

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

-Zihnimin moğollarının ardından, tüten dumanların dimağımın ufkuna çizdiği motiftir.-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder