4 Kasım 2026 Çarşamba

Axis Mundi


"Sonra, gerçekten ben kâinâta ve oluşuna, olanlara ve içinde tedvin edilen hikmete baktım. Gördüm ki bütün Kâinât bir ağaçtan ibâret…"

Ağacıma tanrı atın bağlardı,
Gölgesinden kırk gözeler çağlardı:
Ay kadar soğuktu, gün kadar temiz.

Yaprağı ufkumda yeşil kıvılcım;
Düşlere rengini veren ağacım
Bebekler dilini anlayan vaiz... 

Allah'a nazire temeyyüzünde;
Sulardı ruhumu göğün yüzünde
Açtığı delikten damlayan deniz.

Aklımı kamçılar bir vehimdi o,
Al elvan çapıtlı gelinimdi o
Yaylama serdiği gazeli: çeyiz.

Allah'ın nuruydu, kalmadı yarım,
Dallarını takdis etti yıldırım
Kıskandı kutunu bir avuç dinsiz!

Köylüye yakacak lazımmış, güya.
Ağacı kestiler, bir küçük dünya
Başıma yıkıldı, fark etmediniz.

M. Bahadırhan Dinçaslan

16 Ekim 2026 Cuma

Walden

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum;
Ne ben senin dostunum ne sen dostumsun benim.*

Düşmese de yakamdan fısıldadığın vehim,
Sana sırtım dönükken senin kadar mağrurum.
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum!
Atlaslar kıpırdıyor kirpiğimin ucunda.
Yıldızlarım ilk defa sahipkıran burcunda.
Pusulam kıpır kıpır, girdaplandı uskurum,
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Hayra yorma yüzümde beliren tebessümü.
Manasız bilmeceler eğlemiyor gönlümü.
Cevaplar senin olsun bana yetiyor sorum.
Elveda mağrur dünya! Evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Ne sadaka dilenir ne mağfiret dilerim;
Kızgın bakışlarında bir yatağan bilerim,
Keserim palamarı, ıssız adaya uğrum!
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Çirkin ufuklarını boyayan hangi fecir
İçimdeki volkanın rengini verebilir?
Ben senden azat oldum – sen de kal benden mahrum:
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Menzilimi elbette bulurum sora sora:
Kalbimde bir kitap var, her sayfada macera!
İncilenir düşümde varsa bile kusurum,
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Fenerin ışıtmıyor gayrı benim yolumu,
Esrarın kaç asırdır esafilin malumu,
Tüketti üç notalık makamını santurum
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Göz kapağım altını acıtmadan yaktığı-
Oğlumun gözlerinin hatıra bıraktığı-
Bir harita düşümde – aramaya mecburum!
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Dilimde açık saçık şarkılarla puruvam
İlelebet netadır – beni bekliyor yuvam:
Maşukumun vaslıdır atladığım uçurum!
Elveda mağrur dünya. Evime gidiyorum.

M. Bahadırhan Dinçaslan

*"Good-bye, proud world! I'm going home:
Thou art not my friend, and I'm not thine."

6 Ekim 2026 Salı

Ahad

Bir çirkin renge büründü benzimde hoş kırmızı;
Bu nasipsiz serserinin cehennem kokan ağzı
Bana haram olsun diye dava edecek şarap.

Talihimin günahı yok kanıma kendim girdim.
Siyahın mustatilinde renklerimi yitirdim
Şimdi bir lahza beyazı benden esirger mehtap.

Korkarım uzar ebede yeşilden boza sürgün.
Ne çıkacak bir dağım var tepem atarsa bir gün;
Ne dönecek bir evim var - bunu bilmek ıstırap!

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Eylül 2026 Salı

Türkiye

Gözlerinden saplanıp bir hiçliğe
Kanar hani reddedilmiş bir erkek.
Bağrına saplanan paslı çeliğe
Yarım ağız bir eyvallah çekerek;

Ev yolunu tutuverir neşesiz
Bakar görmez selam vermez ve yürür.
Bir uykuya dalar düşsüz, raşesiz
Ağzında dağılır bir avuç kömür.

Bir sevimsiz tatla uyanır sabah
Bir sigara yakıp tavanı izler.
İşlemeden hesap verdiği günah
Ciğerinde dikenli tel filizler.

Ellerinde muhatapsız bir isyan
Beyhude, beyhude sıktığı yumruk!
Kıvranır durur ya hani bir zaman
Sesi kısık, şikayetsiz ve buruk.

Öyle, geceleyin ışığı titrek
Evlerde ağlayan aşıkların var!
Her birisi, ciğerinde engerek
Sinsi vesveseyi güç bela kovar.

Bigane tanrıça duymuyor musun?
Bir deprem tellalı misali derin
Bir ağıt yakıyor bunca cilasun:
Türkiye! Türkiye! Bizi sevmedin!

M. Bahadırhan Dinçaslan

27 Ağustos 2026 Perşembe

Alınkavak'a Ağıt

-Köyümün yaylasına adını veren, yıllar önce yıldırım düşünce kesip odun ettikleri, belki bin yaşındaki dev ağacın hatırasına-

Hani gölgesine bin baş davarı
Yatırıp seyrine daldığım ağaç?
Neden gözlerime düşmanca sarı
Eşkıya dedemi sırtlayan yamaç?

Balkanları kımıldatan gür sesim
Binboğa'dan akis vurmuyor, neden?
Ciğerimi incitiyor nefesim-
Kulağımda kıymıklanan bir diken

Bozlaklarım bir inilti, sekarat!
Koçaklasam bütün yiğitler ölü!
Hercai yıldıza tuttuğum murat
O ağacın gölgesine gömülü.

Alınkavak, sendin çocukluğumun
En büyük mabedi, hatta mabudu!
Şimdi bu çukura dökülen kumun
Bağrında bir mahzun çocuk uyudu.

Bu biçimsiz çukur bergüzarındır
Gölgeni içtiler gözelerimden.
Bu yayla beşiğin ve mezarındır
Ağıdın damlıyor dizelerimden.

Fakat ne çöllere düşmem gerekir
Ne dağlar, denizler aşmaya hacet
Bu çukurda pınarlanan esatir
Bir ömür ilhama yetişir elbet:

Aysız bir gecede Ülker doğunca
Yaprağın kokan bir rüzgar esecek
Seyrimi kızıla boyayan gonca
Bir alamet gibi boza kesecek

Çatırdayan buzul gibi derinden
Bir hatıra fısıldayıp akşamlar
Gözünü kırpınca kirpiklerinden
Kıvılcım çaktıran eski adamlar

Avşar obaları taşacak o gün
Şeytanın uğursuz kahkahasından
Cehennemde ters ayaklı bir düğün
Cennette bir matem, yeis ve hüsran.

Ebelerin bedduası tutacak!
Çocukların ahı saracak göğü.
Kırk yiğit bir ağız nara atacak
Sarkık bıyıkları kuduz köpüğü!

Seni kesenleri, kafir pençemiz
Kurbanın edecek işbu çukurda!
Yaylaya dört koldan çöken gecemiz
Yeni hilal doğuracak bozkurda!

M. Bahadırhan Dinçaslan


22 Ağustos 2026 Cumartesi

Manastır



Bazen yaz sonunda kurtlanır kiraz.
Bazen, tutunmaya bir dal bulamaz
Bin yıllık gazeli derleyen hatır.

Boşalınca bir tetiksiz zemberek
Şeytanı Allah'la hemhal edecek
Bir sual insana neler yaşatır?

Kendi tenim öz ruhumun kefeni.
Tesellim: Her şartta bekliyor beni
O metruk adada köhne manastır.

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Phaedo




...Such are those thick and gloomy shadows damp
Oft seen in charnel vaults and sepulchres,
Lingering, and sitting by a new made grave,
As loath to leave the body that it lov'd,
And linked itself by carnal sensuality
To a degenerate and degraded state.


Bıkmaz mı insan ruhunun bekasından, meçhulde?
Beden değil mabedimdir seçebilsem herhalde
İstemezdim bu aşina kafesten halasımı.

Cevabını bilsem bile doğduğum andan beri
Soracağım bu soruyu sönerken ruhun feri:
Haris ve hakir yaşadım kim tutacak yasımı?

Kum saati gözlerimle gördüm, kehanetimdir
Serencamım örümceğin öksesinde yetimdir
Bir ebedi Aralık'a terk ederken Kasım'ı.

Ağzında kasap kancası tekinsiz bir tebessüm
Öpecek göz çukurumu kabrimde iki büklüm
Kuzgun suret hayaletim kendi kafatasımı.

M. Bahadırhan Dinçaslan