27 Ağustos 2026 Perşembe

Alınkavak'a Ağıt

-Köyümün yaylasına adını veren, yıllar önce yıldırım düşünce kesip odun ettikleri, belki bin yaşındaki dev ağacın hatırasına-

Hani gölgesine bin baş davarı
Yatırıp seyrine daldığım ağaç?
Neden gözlerime düşmanca sarı
Eşkıya dedemi sırtlayan yamaç?

Balkanları kımıldatan gür sesim
Binboğa'dan akis vurmuyor, neden?
Ciğerimi incitiyor nefesim-
Kulağımda kıymıklanan bir diken

Bozlaklarım bir inilti, sekarat!
Koçaklasam bütün yiğitler ölü!
Hercai yıldıza tuttuğum murat
O ağacın gölgesine gömülü.

Alınkavak, sendin çocukluğumun
En büyük mabedi, hatta mabudu!
Şimdi bu çukura dökülen kumun
Bağrında bir mahzun çocuk uyudu.

Bu biçimsiz çukur bergüzarındır
Gölgeni içtiler gözelerimden.
Bu yayla beşiğin ve mezarındır
Ağıdın damlıyor dizelerimden.

Fakat ne çöllere düşmem gerekir
Ne dağlar, denizler aşmaya hacet
Bu çukurda pınarlanan esatir
Bir ömür ilhama yetişir elbet:

Aysız bir gecede Ülker doğunca
Yaprağın kokan bir rüzgar esecek
Seyrimi kızıla boyayan gonca
Bir alamet gibi boza kesecek

Çatırdayan buzul gibi derinden
Bir hatıra fısıldayıp akşamlar
Gözünü kırpınca kirpiklerinden
Kıvılcım çaktıran eski adamlar

Avşar obaları taşacak o gün
Şeytanın uğursuz kahkahasından
Cehennemde ters ayaklı bir düğün
Cennette bir matem, yeis ve hüsran.

Ebelerin bedduası tutacak!
Çocukların ahı saracak göğü.
Kırk yiğit bir ağız nara atacak
Sarkık bıyıkları kuduz köpüğü!

Seni kesenleri, kafir pençemiz
Kurbanın edecek işbu çukurda!
Yaylaya dört koldan çöken gecemiz
Yeni hilal doğuracak bozkurda!

M. Bahadırhan Dinçaslan


22 Ağustos 2026 Cumartesi

Manastır



Bazen yaz sonunda kurtlanır kiraz.
Bazen, tutunmaya bir dal bulamaz
Bin yıllık gazeli derleyen hatır.

Boşalınca bir tetiksiz zemberek
Şeytanı Allah'la hemhal edecek
Bir sual insana neler yaşatır?

Kendi tenim öz ruhumun kefeni.
Tesellim: Her şartta bekliyor beni
O metruk adada köhne manastır.

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Phaedo




...Such are those thick and gloomy shadows damp
Oft seen in charnel vaults and sepulchres,
Lingering, and sitting by a new made grave,
As loath to leave the body that it lov'd,
And linked itself by carnal sensuality
To a degenerate and degraded state.


Bıkmaz mı insan ruhunun bekasından, meçhulde?
Beden değil mabedimdir seçebilsem herhalde
İstemezdim bu aşina kafesten halasımı.

Cevabını bilsem bile doğduğum andan beri
Soracağım bu soruyu sönerken ruhun feri:
Haris ve hakir yaşadım kim tutacak yasımı?

Kum saati gözlerimle gördüm, kehanetimdir
Serencamım örümceğin öksesinde yetimdir
Bir ebedi Aralık'a terk ederken Kasım'ı.

Ağzında kasap kancası tekinsiz bir tebessüm
Öpecek göz çukurumu kabrimde iki büklüm
Kuzgun suret hayaletim kendi kafatasımı.

M. Bahadırhan Dinçaslan

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Obitus



Gözlerime kumlar doldu pınarlarım kurudur
Yüzümden pul pul dökülen erkeklik gururudur
Yüreğimin kanserlenip kabardığı doğrudur
İrinle mayalanmış bir ikrahın hamurudur
Sünüyorum yaşam muhal ölmek gayrımeşrudur
Ümit aşüfte bir yıldız vaat verir ve tutmaz
Dilimde öksüz terennüm cevapsız bir sorudur:

Evim nerde yurdum nere menzilim ne tarafta?
Bunaldım kendimden yeter - mahkumum bir arafta.

Asırları takas ettim bir an uğruna peşin
Savurup külünü bilmem kaç yıl yanan ateşin
Karanlığı göze aldım reddedip alayişin
İşkence kokan bir çölde Tatar'ı bekleyişin
Asasını çaldım gafil uyuklayan dervişin
Aylar boyu tek azığım fokurdayan bir garaz
Görmeyen gözlerle düştüm peşine bir güneşin

Yedi bacı yedi günü pay eder de her hafta
Yedi kez dağlar gözümü - mahkumum bir arafta.

Annemin müşfik dilinde teselli: Allah kerim!
Anne, ölü toprağıyla örtüldü bak üzerim!
Anne! Gözlerim bozuldu kayboldu peygamberim!
Anne! Koca dünyada tek benim mi yoktur yerim?
Hayır duanı hiç kesme ben yine amin derim
Üzülme bin cami içre kaldım diye be-namaz
Bilirsin ki ben korkunca başımı çeviririm

Ruhum aklımla ellerim gözümle ihtilafta
Ciğerimde ihtilal var - mahkumum bir arafta

Şimdi Allah'ı öldürmüş şeytan gibi yalnızım
Tek bir lâ'nın makamında zayıf vuruyor nabzım
Rakibimi okumaya yeni bir meydan lazım
Dövüşmezsem zayıfım ben bağırmazsam cılızım
Her nereye düşürürse yolumu alın yazım
Biliyorum terekemde yalnız nisyan ve enkaz
Biliyorum sönecektir pırpır eden yıldızım

Esatirimi okursun bir gün metruk sahafta
Hele bir çıkış bulayım bu layemut arafta.

M. Bahadırhan Dinçaslan

2 Ağustos 2026 Pazar

Unheimlich

Hafızamda resmi bulanan bir mahalle
Minicik avcumda kuruyup giden lâle
Ruhumda gün be gün külü savrulan ocak.

Ne anne kokusu ne de bir çocuk sesi-
Mümini kalmamış tanrıların gölgesi
Doğduğum sokağın kuytularında, ıslak.

Eski bir apartman çehresi kirli sarı
Dağılır sis gibi şimdi çıksam yukarı
Korkulmaz bir kabus, sakınılmaz bir tuzak

Zerdüşt'ün mumunu söndüren bir rafızi
O korkunç cüretin hala odamda izi:
Çürümemiş bir el - ve daima kalacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

14 Temmuz 2026 Salı

Panache

-Eşim Gülsüm'le geçirdiğimiz fırtınalı 10 yılın muhasebesidir-

Hükmolundu Arş'ın yukarısında
Yarım ayın karanlık yarısında
Kıvrıldı o gece bir melun dudak.

Kötü adam aldı çakır Gülsüm'ü
Kesti yazgımı bağlayan düğümü
Tanrının kanıyla zağlanmış bıçak.

En erkek sesimle "yanındır yerim"
Dedim, "kabulümsün, seni çekerim
Atlas'ın yükünü üstüme bırak."

Teselli ummadım bahanelerden
Yaktığım, yıktığım kaşanelerden
Ganimet getirdim sana koşarak!

Bütün encam Bahadır'ın farkıydı:
Senin ömrün bir nihavend şarkıydı
Benimse hayatım bir ince bozlak.

Teslim olmaz ebed-müddet bir peşrev
Ben solgun yüzüne renk veren alev
Sen ruhumu serinleten sağanak

Şikayet dilimde bir memnu Sur'du
Ki erkek dediğin böyle olurdu
Erkeğim dedikçe erkeğim mutlak!

Saymadım yolunda kaç kere düştüm
Fakat hep doğrulup yine dövüştüm
Gün oldu yakında, gün oldu uzak;

Dövüşürken gözüm ucu sendeydi
Direnirken iradem sayendeydi
Ey ihtilalimi harlayan mihrak!

Yaşadım kah belan kah lütfun diye
Şimdi tek duam var sana hediye:
Ölsem senin kahramanın olarak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

19 Haziran 2026 Cuma

Tereke




Çöktü kubbe, göçtü kemer ve sütun
Eşikte eğreti tezyinat kaldı.

Akeron'dan indi bütün kayıklar
Mehtaba bergüzar saltanat kaldı.

Yedi kız kardeşin küllendi kadri
Ne sevda ne şair ne sanat kaldı.

Bunalıp sazını kırdı mükevvin
Ekvana bir kuru kainat kaldı.

Ahu'dan dağlara akseden bir ah
Anka'dan yolunmuş bir kanat kaldı.

Asmalar kurudu koca Babil'den
Biraz balçık biraz istinat kaldı.

Ehl-i dili sorma, taksimden bize
Bir beyhude kıyam, boş inat kaldı.

M. Bahadırhan Dinçaslan