"Günler evine gitti."
Babaannem
Sofralar kurardık bir zaman sana
Kahkahamız Çin'den duyulur muydu?
Çekik gözler bir bozkırdan aşina-
Bir akşamlık ilaç yalnızlığına.
Sonunda şeytana uyulur muydu?
Sabahlara kadar kafa çekerdik,
Meçhul atlaslara tohum ekerdik,
Pervamız mı vardı ölümden yana?
Sen beni tanırdın elbet ben seni.
Konuşmasak bile o günden önce
Bin yıllık bir sohbet hissidir hani-
İnsan ortasında bulur kendini.
Elden ele gezen asırlık günce:
Bir senden bir benden uzun paragraf,
Ezeli bir telaş - ebedi araf,
Bakiyse macera, kahraman fani.
Güzeldi ve bizim hikâyemizdi.
Her birimiz birer filim yıldızı,
Her replik hem aynı hem de eşsizdi.
Babânnemin duasınca temizdi,
İtiraf edelim fakat birazı,
Kirliydi dedemin vicdanı kadar.
Her birimiz hasılata hissedar
Bu hikâye bütün sermayemizdi.
Beşiğinde ölen bebeğin ruhu
Söyler misin bana nereye gider?
Tertemiz düşlerin var mıdır Nuh'u?
Toplayıp aşarak tılsımlı kûhu
Üçlere, kırklara emanet eder.
Bir kanatlı kayık, ufukta soluk
Bir muhayyel diyar - sonsuz duruluk
Bir ebedi endişenin vuzûhu.
Bizim gözümüzde bebekler öldü.
Bir pınar kurudu bakışımızda.
Geri gelmez kervan safa düzüldü,
Ardımızdan kor dudaklar büzüldü,
Sessiz ve törensiz bir ince veda-
Baktılar ama hiç ağlamadılar,
Son gölge ufuktan yitene kadar,
Yar ağlamayınca ırakip güldü.
Korkarım sabaha çıkamaz artık
Göğsümüzde hırıldayan o bozkurt.
Kuduzdan beter bu layemut açlık,
Ağzımız toz çorak bağrımız yanık,
Feri kaçmış gözler ve çökmüş avurt,
Ciğerimiz topak topak veremli,
Belki bir anamız gözleri nemli,
Kalmıştır bizlere diyecek: "Yazık..."
Şimdi hilâlimiz bir meşum kanca
İbret için dara çekiliyoruz.
Arşiv kaydımızda epey sakınca,
Yaftamızda küf bağlamış bir gonca,
Bir çölde öylece dikiliyoruz:
Yıldızımız gayrı kervankırandır.
"Kandır" diyor "beni kanına kandır!"
Tetiğini bozduğumuz tabanca.
Bizi boğan sicim düşlerimizden
Ve ülkünün züfülünden örüldü
Tespihler millenir dişlerimizden
Cariye seçtiler eşlerimizden
Kul oldu oğlumuz sapa sürüldü
Mahşere dek söylenecek şor oldu
Ağıtsızlık ki hepsinden zor oldu
Yâda nam devşirdik işlerimizden.
Bir sazak toplayıp götürdü, günüm
Ölen bebeklerin evine gitti.
Yarınımı boğdu uğursuz dünüm,
Okuntular süslediğim düğünüm,
Cenaze namazı faslıyla bitti.
O sofranın akıbeti bu muydu?
Değil Çinli, kardeş bizi kim duydu?
Biz bile duymadık bizi, üzgünüm.
Şimdi ben bir fırsat dikizliyorum.
Kalbimin en ücra yerine, ıssız
Bir yetimin kinini gizliyorum.
-Rüyamda yatağan temizliyorum-
Yadıma düşünce şimdi soframız
Gün şavkı vurur ya Kuray düzüne
Bir filim vuruyor göğün yüzüne
Cehennemden cenneti izliyorum.
Bahadırhan Dinçaslan