M. Bahadırhan Dinçaslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
M. Bahadırhan Dinçaslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2026 Cuma

Walden

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum;
Ne ben senin dostunum ne sen dostumsun benim.*

Düşmese de yakamdan fısıldadığın vehim,
Sana sırtım dönükken senin kadar mağrurum.
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum!
Atlaslar kıpırdıyor kirpiğimin ucunda.
Yıldızlarım ilk defa sahipkıran burcunda.
Pusulam kıpır kıpır, girdaplandı uskurum,
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Hayra yorma yüzümde beliren tebessümü.
Manasız bilmeceler eğlemiyor gönlümü.
Cevaplar senin olsun bana yetiyor sorum.
Elveda mağrur dünya! Evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Ne sadaka dilenir ne mağfiret dilerim;
Kızgın bakışlarında bir yatağan bilerim,
Keserim palamarı, ıssız adaya uğrum!
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Çirkin ufuklarını boyayan hangi fecir
İçimdeki volkanın rengini verebilir?
Ben senden azat oldum – sen de kal benden mahrum:
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Menzilimi elbette bulurum sora sora:
Kalbimde bir kitap var, her sayfada macera!
İncilenir düşümde varsa bile kusurum,
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Fenerin ışıtmıyor gayrı benim yolumu,
Esrarın kaç asırdır esafilin malumu,
Tüketti üç notalık makamını santurum
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Göz kapağım altını acıtmadan yaktığı-
Oğlumun gözlerinin hatıra bıraktığı-
Bir harita düşümde – aramaya mecburum!
Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.

Elveda mağrur dünya, evime gidiyorum.
Dilimde açık saçık şarkılarla puruvam
İlelebet netadır – beni bekliyor yuvam:
Maşukumun vaslıdır atladığım uçurum!
Elveda mağrur dünya. Evime gidiyorum.

M. Bahadırhan Dinçaslan

*"Good-bye, proud world! I'm going home:
Thou art not my friend, and I'm not thine."

6 Ekim 2026 Salı

Ahad

Bir çirkin renge büründü benzimde hoş kırmızı;
Bu nasipsiz serserinin cehennem kokan ağzı
Bana haram olsun diye dava edecek şarap.

Talihimin günahı yok kanıma kendim girdim.
Siyahın mustatilinde renklerimi yitirdim
Şimdi bir lahza beyazı benden esirger mehtap.

Korkarım uzar ebede yeşilden boza sürgün.
Ne çıkacak bir dağım var tepem atarsa bir gün;
Ne dönecek bir evim var - bunu bilmek ıstırap!

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Eylül 2026 Salı

Türkiye

Gözlerinden saplanıp bir hiçliğe
Kanar hani reddedilmiş bir erkek.
Bağrına saplanan paslı çeliğe
Yarım ağız bir eyvallah çekerek;

Ev yolunu tutuverir neşesiz
Bakar görmez selam vermez ve yürür.
Bir uykuya dalar düşsüz, raşesiz
Ağzında dağılır bir avuç kömür.

Bir sevimsiz tatla uyanır sabah
Bir sigara yakıp tavanı izler.
İşlemeden hesap verdiği günah
Ciğerinde dikenli tel filizler.

Ellerinde muhatapsız bir isyan
Beyhude, beyhude sıktığı yumruk!
Kıvranır durur ya hani bir zaman
Sesi kısık, şikayetsiz ve buruk.

Öyle, geceleyin ışığı titrek
Evlerde ağlayan aşıkların var!
Her birisi, ciğerinde engerek
Sinsi vesveseyi güç bela kovar.

Bigane tanrıça duymuyor musun?
Bir deprem tellalı misali derin
Bir ağıt yakıyor bunca cilasun:
Türkiye! Türkiye! Bizi sevmedin!

M. Bahadırhan Dinçaslan

22 Ağustos 2026 Cumartesi

Manastır



Bazen yaz sonunda kurtlanır kiraz.
Bazen, tutunmaya bir dal bulamaz
Bin yıllık gazeli derleyen hatır.

Boşalınca bir tetiksiz zemberek
Şeytanı Allah'la hemhal edecek
Bir sual insana neler yaşatır?

Kendi tenim öz ruhumun kefeni.
Tesellim: Her şartta bekliyor beni
O metruk adada köhne manastır.

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Phaedo




...Such are those thick and gloomy shadows damp
Oft seen in charnel vaults and sepulchres,
Lingering, and sitting by a new made grave,
As loath to leave the body that it lov'd,
And linked itself by carnal sensuality
To a degenerate and degraded state.


Bıkmaz mı insan ruhunun bekasından, meçhulde?
Beden değil mabedimdir seçebilsem herhalde
İstemezdim bu aşina kafesten halasımı.

Cevabını bilsem bile doğduğum andan beri
Soracağım bu soruyu sönerken ruhun feri:
Haris ve hakir yaşadım kim tutacak yasımı?

Kum saati gözlerimle gördüm, kehanetimdir
Serencamım örümceğin öksesinde yetimdir
Bir ebedi Aralık'a terk ederken Kasım'ı.

Ağzında kasap kancası tekinsiz bir tebessüm
Öpecek göz çukurumu kabrimde iki büklüm
Kuzgun suret hayaletim kendi kafatasımı.

M. Bahadırhan Dinçaslan

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Obitus



Gözlerime kumlar doldu pınarlarım kurudur
Yüzümden pul pul dökülen erkeklik gururudur
Yüreğimin kanserlenip kabardığı doğrudur
İrinle mayalanmış bir ikrahın hamurudur
Sünüyorum yaşam muhal ölmek gayrımeşrudur
Ümit aşüfte bir yıldız vaat verir ve tutmaz
Dilimde öksüz terennüm cevapsız bir sorudur:

Evim nerde yurdum nere menzilim ne tarafta?
Bunaldım kendimden yeter - mahkumum bir arafta.

Asırları takas ettim bir an uğruna peşin
Savurup külünü bilmem kaç yıl yanan ateşin
Karanlığı göze aldım reddedip alayişin
İşkence kokan bir çölde Tatar'ı bekleyişin
Asasını çaldım gafil uyuklayan dervişin
Aylar boyu tek azığım fokurdayan bir garaz
Görmeyen gözlerle düştüm peşine bir güneşin

Yedi bacı yedi günü pay eder de her hafta
Yedi kez dağlar gözümü - mahkumum bir arafta.

Annemin müşfik dilinde teselli: Allah kerim!
Anne, ölü toprağıyla örtüldü bak üzerim!
Anne! Gözlerim bozuldu kayboldu peygamberim!
Anne! Koca dünyada tek benim mi yoktur yerim?
Hayır duanı hiç kesme ben yine amin derim
Üzülme bin cami içre kaldım diye be-namaz
Bilirsin ki ben korkunca başımı çeviririm

Ruhum aklımla ellerim gözümle ihtilafta
Ciğerimde ihtilal var - mahkumum bir arafta

Şimdi Allah'ı öldürmüş şeytan gibi yalnızım
Tek bir lâ'nın makamında zayıf vuruyor nabzım
Rakibimi okumaya yeni bir meydan lazım
Dövüşmezsem zayıfım ben bağırmazsam cılızım
Her nereye düşürürse yolumu alın yazım
Biliyorum terekemde yalnız nisyan ve enkaz
Biliyorum sönecektir pırpır eden yıldızım

Esatirimi okursun bir gün metruk sahafta
Hele bir çıkış bulayım bu layemut arafta.

M. Bahadırhan Dinçaslan

2 Ağustos 2026 Pazar

Unheimlich

Hafızamda resmi bulanan bir mahalle
Minicik avcumda kuruyup giden lâle
Ruhumda gün be gün külü savrulan ocak.

Ne anne kokusu ne de bir çocuk sesi-
Mümini kalmamış tanrıların gölgesi
Doğduğum sokağın kuytularında, ıslak.

Eski bir apartman çehresi kirli sarı
Dağılır sis gibi şimdi çıksam yukarı
Korkulmaz bir kabus, sakınılmaz bir tuzak

Zerdüşt'ün mumunu söndüren bir rafızi
O korkunç cüretin hala odamda izi:
Çürümemiş bir el - ve daima kalacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

14 Temmuz 2026 Salı

Panache

-Eşim Gülsüm'le geçirdiğimiz fırtınalı 10 yılın muhasebesidir-

Hükmolundu Arş'ın yukarısında
Yarım ayın karanlık yarısında
Kıvrıldı o gece bir melun dudak.

Kötü adam aldı çakır Gülsüm'ü
Kesti yazgımı bağlayan düğümü
Tanrının kanıyla zağlanmış bıçak.

En erkek sesimle "yanındır yerim"
Dedim, "kabulümsün, seni çekerim
Atlas'ın yükünü üstüme bırak."

Teselli ummadım bahanelerden
Yaktığım, yıktığım kaşanelerden
Ganimet getirdim sana koşarak!

Bütün encam Bahadır'ın farkıydı:
Senin ömrün bir nihavend şarkıydı
Benimse hayatım bir ince bozlak.

Teslim olmaz ebed-müddet bir peşrev
Ben solgun yüzüne renk veren alev
Sen ruhumu serinleten sağanak

Şikayet dilimde bir memnu Sur'du
Ki erkek dediğin böyle olurdu
Erkeğim dedikçe erkeğim mutlak!

Saymadım yolunda kaç kere düştüm
Fakat hep doğrulup yine dövüştüm
Gün oldu yakında, gün oldu uzak;

Dövüşürken gözüm ucu sendeydi
Direnirken iradem sayendeydi
Ey ihtilalimi harlayan mihrak!

Yaşadım kah belan kah lütfun diye
Şimdi tek duam var sana hediye:
Ölsem senin kahramanın olarak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

19 Haziran 2026 Cuma

Tereke




Çöktü kubbe, göçtü kemer ve sütun
Eşikte eğreti tezyinat kaldı.

Akeron'dan indi bütün kayıklar
Mehtaba bergüzar saltanat kaldı.

Yedi kız kardeşin küllendi kadri
Ne sevda ne şair ne sanat kaldı.

Bunalıp sazını kırdı mükevvin
Ekvana bir kuru kainat kaldı.

Ahu'dan dağlara akseden bir ah
Anka'dan yolunmuş bir kanat kaldı.

Asmalar kurudu koca Babil'den
Biraz balçık biraz istinat kaldı.

Ehl-i dili sorma, taksimden bize
Bir beyhude kıyam, boş inat kaldı.

M. Bahadırhan Dinçaslan

23 Mart 2026 Pazartesi

Gence Yolunda

"Gəncə'də bir qız var, teli durnadı,
Günəşə sən çıxma, mən çıxım deyir!"

Gence'ye giderem yüküm çiçekti
Qafqaz'ın omzunda Gence pürçekti
Düşününce Gence bir vaxt ne çekti
İnsan silinseydi yaddaşım deyir

Canı tez bir kısrak şimdi hayalım
Gence'ye varınca yuları salım
Gence'nin kızını oğluma alım
Kucağın yüzükse men kaşım deyir

Cavad'ın türküsü öz bulağında
Akar durur Gence'nin dudağında
Sadası akseder Qafqaz dağında:
Bahadır hardasan gardaşım deyir

M. Bahadırhan Dinçaslan

8 Ocak 2026 Perşembe

Lazımsa

"...Bize vacib Kemal efzayiş-i sabr ü metanettir
Felek de her cefasın eylesin müzdad lazımsa."

Oluruz ger tebenniye fethi Murad lazımsa
Buluruz her Süleyman'a bir Belgrad lazımsa

Meyus olma ki layığın bu beyaban değildir
Arş'ı fethedelim ey Türk sana bilad lazımsa

Payinde bulur mesnedin ahkam-ı ehl-i vatan
Kalk kıyama öz kuyunda bir istinad lazımsa

Ağnama etsin iktida layık mı ki serahin?
Öz deden yeter kudveye kavl-i ecdad lazımsa

Üfle Sur senin elinde gözle sensin alamet
Fehmet sensin sahip-kıran halka müjdad lazımsa

Uyuma hab-ı gaflettir ağulanıp yattığın
Sancağa bak yol bulmaya şayet ferkad lazımsa

Tabl-ı mah-ı hab-avere çub-ı dübb-ü asgarı
Urayım uyandırmaya ger serenad lazımsa

M. Bahadırhan Dinçaslan

22 Ağustos 2025 Cuma

Telli Turna

-Aşağıdan gelen telli turnalar
İçinizde telli turnam yok benim-

Kimi göğe direk olur kimi kervan aldatır
Göğümde kayması yakın bir yıldızım var benim
Kuzu beyaza boyayıp şavkıyacak şen şatır
Dünyadan son alacağım gökçe kızım var benim

Elim obam kurban olsun baktığım yerin süsü
Yüzün suyu hürmetine yaşadığım, öldüğüm
Yalnız seninle huzurlu gecelerin örtüsü
Yalnız seninle sıcaktır gündüz olunca göğüm

Kaf Dağı'na bir kızıl tan vaktinde baskın verip
Seni çaldım canım kızım Umay Ana düşünden
Altaylarda bir kardelen gözyaşından göğerip
Yeni tanrıçalar doğsun Türkane gülüşünden

Ağacını Binboğa'nın verdiği beşiğini
Savalan'dan esen yeller sallasın da uyutsun
Tan yerinin efendisi beklesin eşiğini
Yedi deden yanık ruhu odanda nöbet tutsun

Karanlıktan korkma sakın asma yüzün bir kere
Baban sağ oldukça kızım; günün, ayın olacak
Aşağıdan yukarıdan gelen turnalar içre
Soyumuzda ilk kez senin saklı payın olacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

8 Temmuz 2025 Salı

Oniki

-Metan gazıyla boğularak şehit olan 12 kahramana dair yapılan haberlerin kahrıyla-



On iki resim gördüm çok uzaktan çekilmiş
Küçük harflerle adlar: Mahsun, Özkan ve Kani
Gazeteler bir ağız basmakalıp sitayiş
Özden bir laf etmeye değmezler miydi yani?

Celalettin'in adı yanlış geçmiş kayıda
Böyle harcıalem mi bu ülkede boğulmak?
Yaşayanlar bağrıyor: Vatan sana can feda!
Ve feda edilenler: Sönmüş on iki ocak

İncedereli Avşar - Ümit biraz tanıdık
Ege'nin bilmiyorum oğlu kızı var mıydı?
Gerçi bilip bilmemem fark etmiyor ki artık:
Canım ülkem Türkiyem, evlatlarına kıydı

Elimiz boşa geldi uykuda mı bastılar?
Hani düşman değildi mağara çakalları?
Ahmetlerin evine iki bayrak astılar
Enver'imin kabrinde uzamış sakalları

Abdurrahman ve Fikret Furkan'ın peşindeler
Emretse evelallah ölürler icabında
Fakat böyle bir ölüm - can yakar ciğer deler
Bir zehir sızıyor bu gerçeğin hicabında

Kursağımda göllenir acı sitemli bir su
Tüküremem yutamam gark olurum bu hınca.
Biz öldürdük onları ne baskındır ne pusu-
Dostu düşman düşmanı dostumuzdan sayınca.

M. Bahadırhan Dinçaslan

28 Mayıs 2025 Çarşamba

Mezar Taşları

-Rudyard Kipling ilhamıyla-

Rahibe

Adını unuttu çoktan ahali
Manastırın avlusuna gömüldü.
Bu kadının üstümüze vebali:
"Sevilmedi. Sevemedi. Ve öldü."

***

Eşkıya

Son kez yaslandığı kaya bütün yosun bağlamış
Kirpikleri meçhul ufkun tarlasını sürüyor

Yer yer kemikleri çıkmış parmaklarında ökse,
Avucunda bir fotoğraf - cesediyle çürüyor

Fakat baksan hala canlı hayfını alamamış
Tütün sarısı bıyığı küfürler tükürüyor.

***

Öksüz

Bilmem, anası ölünce ihtiyar dünyamızda
Küçük göğsü pes etmeden kaç kere inip kalkmış?
Ruhu öteye geçerken emeklemesin diye
Bir gemi oymuş babası baş ucuna bırakmış

***

Asker

Tanıdığı bir gökyüzü yabancı bir toprakta
Açık ağzına öpücük bıraktı bir şafakta.

***

Merdümgiriz

Tabutum çınar versin
Kefenim yayla örsün

Artıkın ben dövülmem
Çekicinde bu örsün

Buğzumun hikmetini
Göremiyorsan körsün

Ne ben görem onları
Ne onlar beni görsün.

***

İhtiyar

Ey yolcu, doksandan bir noksan yaşım
Benden çok yaşarsan utanır mısın?
Yapacak çok işim vardı ya benim
Zamanım olmadı, inanır mısın...

***

Genç

Ben bir bile almadım
Siz iki boşadınız

Ellerim kururken, siz
Kaç yanak okşadınız?

***

Bacı

Verirdin, benim yerimde
Padişah olsan tacını
Anlarsın ne çekmiş Hatçe
Bir gün gömersen bacını

Altı ay oldu öleli
Çürüdü mü ola eli?
Gülen yüzüm gülmez oldu
Elif'im gitti gideli.

***

Ukde

Oğlum bir gün büyüyünce kırk gözeden taş bulup
Susuz ölen babasının mezarına bıraksın
Epey geç kalmış bir şimşek mezarımdan doğrulup
Açık kalmış gözlerimden göğün yüzüne çaksın

17 Nisan 2025 Perşembe

Athena

Üzülme sevgilim, kırılır bir gün
Çarkında yazgımı çeviren mihver
Bana yeter bana bakıp güldüğün - 
Erkekler ağlamaz, sen beni boş ver.

Akıt deme bana gözüm yaşını
Dök deme içini - asit kusarım
Zihnimde dedemin mezar taşını
Hayal eder, tütün içer, susarım.

Sen gül, oyna, eğlen gelen mevsimde
İçini ferah tut aklını rahat,
Büyümekte çünkü benim içimde
Oğlumuza benzemeyen bir evlat.

Sessiz ol, içimde kükrüyor çünkü
Misl-i İsa peydahladığım çocuk
Taze tırnakları her biri süngü
Ciğerimde kımıl kımıl bir kuyruk

Kıvranıyor, tırmalıyor sevgilim
Ruhumu bin parça eden bu bela
İşte tam bu yüzden rahat değilim
İşte tam bu yüzden susmam, mesela.

O yarım içimde, dışta ben yarım
Tamam olur vakti geldiği zaman
Ağzımı açarsam doğar korkarım
İçimde bin yıldır büyüyen şeytan

Ne ben hükmederim çakan şimşeğe
Ne onda bilgelik yahut zarafet
Korkarım Ares'le girer gerdeğe
Alnımın çatından doğan musibet

21 Şubat 2025 Cuma

Varis



Canım oğlum ben gidince minik avcun içinde
Deli babandan yadigar bir çelik zar kalacak

Tanrılara sofra kurup bahtına atacaksın
Bileğinle ne kazansan yanına kâr kalacak

Anacığın üç gün ağlar sen babanın ardından
Güleceksin melun felek senden naçar kalacak

Dağlar kimsenin değildir fakat yaz akşamları
Yalnız seni serinleten bir rüzigar kalacak

Sonra, belki bencileyin o rüzigar esince
Ufka dalıp öteleri gören nazar kalacak

Ucundan çekik gözlerin adsız dağlara bakıp
Boğazında bir ukdeyle hep tamahkâr kalacak

Doymayacak ormanlara, ırmaklara yüreğin
Aklında hep bir sonraki taze bahar kalacak

Düşününce babacığın nasıl severdi seni
Biraz hüzün, çokça neşe ve iftihar kalacak

Pusulanı kaybedersen dağlarına dön oğlum
Abideler yıkılsa da Binboğalar kalacak

Ne han hamam ne mal mülük - bir silah ve soylu ad
Alınkavak yaylasında köhne mezar kalacak

Babanın sesi ademde sana varmasa bile
Beşiğinde okuduğum o şarkılar kalacak:

Aldan cetgen cılgımnın
Alazı kaydal, Elçibey?
Aldı kojun çonumnun
Alı kaydal, Elçibey?

M. Bahadırhan Dinçaslan



4 Şubat 2025 Salı

Nankör Vatan

"Ingrata patria, ne ossa quidem mea habebis."

Elimden gelse de boğsam günü ana rahminde
Ucubenin endamıyla nazarım bulanmasın

Bu dipsiz lağım gark olsun bir ebedi geceye
Değmesin küflü ufkuna atî ağulanmasın

Her biri nebbaşe benzer ruhsuz sakinlerinin
Sesi kısılsın hayhuyu şarkıma ulanmasın

Felakete tellal olsam kırsam umutlarını
Bin yıl geçse tek bir güzel haber muştulanmasın

Kabuslarına karışıp görünsem yedi gece
Nasırlı alınlarının teri kurulanmasın

Yakın leşimi bir çiçek dahi bitmesin benden
Çorak kalsın nankör vatan kanımla sulanmasın

M. Bahadırhan Dinçaslan

27 Ocak 2025 Pazartesi

Keşiş Adayı



Ağızları ölüm kokar dişleri yeşil çürük
Sohbetleri kesik kesik hırıltılı öksürük
İnip kalkan ciğerinde ejder nefesi körük
Yakar kulağımı dağlar acem işi üfürük
Nutuk atarlar yüzüme sulu sepken tükürük
Kelimeler katarlanmış yuları salık yürük
Bir atın tersi gibidir gayet seyrek düşüyor
Romatizmalı bu evde esir ruhum üşüyor

Taze kanın kokusuyla irkilen ihtiyarlar
Ayak ucumda yürüsem çare değil, duyarlar
Pencerede bitiverip ağlarını yayarlar
Küçük bahçede gezimi izleyip iş sayarlar
Ufkumu çalıp mahfilde kül rengine boyarlar
Hayalimin kervanına geçit vermez, soyarlar
Zayıf bedenleri şaki titrek parmaklar ökse
Ağlarından yol bulamaz kartal olsa vesvese

Manastır'da bir rafızi din u iman aranır
Melalimi anlatmaya aşina can aranır
Katakombda bir zavallı canlı insan aranır
Kancası sökülmüş akrep bir yelkovan aranır
Mutadın işkencesinde bir heyecan aranır
Ellerim abam altında bir yatağan aranır
Ya vurayım boyunları ya kessem bileğimi
Sunakta boğazlamadan keşişler dileğimi.

Bahadırhan Dinçaslan

8 Ocak 2025 Çarşamba

Mabed

Biliyorum - ölsem bile pes etmek bana haram
Tamamlansın diye önüm sıra dilenen ehram
Baş taşımı bağışlayın size vasiyetimdir.

Bilmem taşan kadehim mi, sabrım mı tekrisinde 
Bildiğim şu: hep çobansız gezdim ben vadisinde
Cadı suretli ölümün - belki de lanetimdir.

Yüreğim demir olsa ne - kısık gözlerim bakır
Böbreğimde taş büyüdü ya terekem tamtakır
Yarım kalmış mabedimin sütunları yetimdir.

M. Bahadırhan Dinçaslan

16 Aralık 2024 Pazartesi

Pan Ahmet




-Emrah Ece'ye-


Suyu gözelerden içer eti kuzulardan yer
Pan Ahmet'imin değmeyin bu dağlarda keyfine
Sürüsünün eksiğini hesap edersen eğer
"Gök verdi" der, "gökler aldı." - keyfine bakar yine

O mü güder sürüsünü sürü mü güder onu?
Bilinmez o koyuna mı koyun ona mı benzer
Kavalında tek terennüm - kimlerin duyduğunu
Umursamaz İncemağra dağında yalnız gezer

Bir gün Ülker çakır yalım doğdu ürktü sürüsü
Ziyaret'in zirvesini aştı akılsız davar
Biraz küfür ve ıslıkla doldu mecalsiz göğsü:
"Kim gidecek" dedi "şimdi Alınkavak'a kadar?"

Sallamböke'nin açtığı yollara bir koyuldu
Sövdü saydı geceleyin başına gelen işe
Yolun bittiği koyakta belirsiz bir iz buldu
Devam etti kıt aklını sararken bir endişe

"İster misin Ördekli'ye varsın köyün davarı?
Sahip çıksalar ne derim en vurmadık birine?"
Soluk soluğa tırmandı Ziyaret'ten yukarı
Görür görmez bir hafakan saplandı ciğerine:

Adam desen adam değil - cin desen adam gibi
Alınkavak cana gelmiş yiyor koyunlarını
Belli aldırmaz halinden - bu yaylanın sahibi
Düğün yerine çevirmiş evliya mezarını

Mezar taşına kurulmuş misafiri al kızı
Kulağını kemiriyor yaramaz tekesinin
Sayamadı şom halkada çeşit çeşit albızı
Kaçtı ihtiyar yüreği oğlak gibi tedirgin

Geldi evine karısı üç uykunun üçünde
Oğlu kızı mışıl mışıl belki rüya görüyor
Elleşmedi ve yutkundu kursağında bir ukde
Kıvrıldı bir köşeciğe çatlak dudağı mosmor

Sabah oldu Pan Ahmet'im yarım açtı ağzını
Göçümüzü topla dedi emektar karısına
Koşarken yanına vardım hamuda camızını
Bir soluk ürperti vurmuş bıyığın sarısına

"Oğul" dedi "ben bıraktım çobanlık etmem daha
Bu yaylanın bir sahibi varmış bildim iyice
Kalırsam kalmaz bir sıkım canım yarın sabaha
Beni de alır yaylanın sahipleri bu gece."

Pan Ahmet'in göçü yoldan aşağıya giderken
Ardına ürkek gözlerle bakıp dururdu, gördüm
Ters ayağım, çatal dilim, çatık kaşlarım diken
Kaçtı diye hayıflanıp arkasından tükürdüm.

M. Bahadırhan Dinçaslan