17 Aralık 2013 Salı

Tengrin Nogai

-Kardeşim Koca Furkan Dinçaslan'a-

Köyümüzde, Tengrin Nogay, günler evine gitti
Ya bizim evimiz nere milyon yıllık acunda?
Benim gözlerimde mağrur bir Hun atlısı yitti
Senin bir Türkmen asıldı bıyığının ucunda

Deşt-i Kıpçak senin Türkmen Eli benim, dolaştık
Biz ki acun bekçisiyiz, tanrının itleriyiz
Bir kuzgun ardına düşüp Kaf Dağı'na ulaştık
Bir sen, bir ben bu davanın meçhul şahitleriyiz

Kim bilir hangi tanrıya başkaldırdı atamız
Bize düştü ölüp ölüp dirilerek ezası
Yeryüzüne çok fazla Türk gelmek idi hatamız
O dağ senin, bu yar benim göçe durmak cezası

Tengrin Nogay, yorulmak yok göçtür bizim kârımız
Kün tuğ bolgıl kök kurıkan, atamız dileğidir
Nerede olsak bekliyor ata mezarlarımız
Kurgandır Türk'ün beşiği ve kurgan ereğidir

Gam yeme ki gurbet değil gittiğin ata yurdu
Kan döktüğün, ölüp balbal diktiğin yer senindir
Unutma ki ata baban Rus elinde uyurdu
Tengrin Nogay! Sen de uyu, asrî hicranı dindir

M. Bahadırhan Dinçaslan

Notlar:

Kardeşim Koca Furkan Dinçaslan, Rusya'ya okumaya gitti. Kendisinin imzası Göktürk yazısıyla "Koça" sözcüğünden ibaret olduğundan, imzası da pasaportta yer aldığından "gam yeme abi, bir nevi Turan pasaportuyla gidiyorum" dedi giderken.

Anne tarafından dedelerimizin Ruslar tarafından öldürüldüğü malumdur. Ayrıca, Avşar Türkmeni babannemiz
günün batışını "günler evine gitti" diyerek anlatır.

Tengrin Nogai, Moğolca "bozkurt"un lakabı: Tanrının köpeği. Dinçaslan ailesinin yörük doğup bitmez tükenmez bir göçle lanetlenen fertlerinden en sevgilisi için bundan daha güzel lakap olamazdı.

Kün Tuğ Bolgıl Kök Kurıkan: Oğuz Kağan'ın sözü, "güneş tuğ olsun, gök çadır."

Mustafa Demir'in sesinden dinlemek için tıklayınız.

14 Kasım 2013 Perşembe

Nimela Libbar

Sabah ezanından mıdır gömüldüğüm nedamet
Cürmümü itiraf ettim yetişmez mi yandığım?
Azad eyle gel kurbanım as zülfüne idam et
Namazdan hayırsız mıdır kendimden utandığım?1

Bir küçük ölüm2 peşinde büyük büyük ölümler
Bir kıralın kırık tacı ve titreyen örümcek
Kulak zarında kalp gibi atar: "Ölüm mukadder,
Vanitas kehanetinin hükmü mutlak erecek!"3

Kim bilir kimin icadı kelimeler dilimde
Kim bilir kimler dokudu tutulduğum bu ağı
Bir avuç karbon atomu dokunsam sevgilimde
Saçı bir salkım keratin ve bir demet gözbağı

Baktığım yerde bir ayet: Ex nihilo nihil fit4
Arkasında bir siluet -sevdiğim bu kadın mı?-
Ey alemlerin şeytanı altı zincirim şahit
Derinliklerden adını çağırdım, duymadın mı?5

Ne bir dost ne bir yardımcı ebedi kalacaksın6
Sen yaktığın bu ateşte Mengü Tengri küçündür!7
Ne bir kulak seni duysun, ne bir göz sana baksın
Bütün dünler yarındır ve bütün bugünler dündür

Var, parçala ciğerini haykır da titresin gök
Gör bakalım umursar mı gökyüzünün sahibi
Heyhat! Yaprağın fani ve ezelden marazlı kök
Kalacaksın mağlup, mahzun, biçilmiş ekin gibi8

M. Bahadırhan Dinçaslan

1: "Essalatü hayrün minen nevm", sabah ezanına eklenen dize. "Namaz, uykudan hayırlıdır."
2: Küçük ölüm: "La petite mort"
3: Vanitas, bir resim tarzı. Kral tacı, örümcek gibi semboller bu tarzda özel anlamlarda kullanılır.
4: Ex nihilo nihil fit: Hiçlikten hiçlik doğar.
5: Derinliklerden çağırdım: "de profundis clamavi ad te domine" (derinliklerden sana seslendim ya rab), İncil'den bir söz.
6: Ahzap Suresi, 64
7: Mengü Tengri Küçündür: Sonsuz Tengrinin Gücüyle, Çengiz Han'ın girizgah sözü
8: Fil suresi


8 Ekim 2013 Salı

Phoebus'un Şarkısı

Zile şala ve güllere üç defa lanet olsun
Hayır! Seyr-i nâzân için uçmuyor kelebekler!
Gidiyorum, çün istemem bir sabah beni bulsun
Üşüşüp leşim başına Endüslüs'te köpekler

Geldim, gördüm ve sevmedim Roma serencâmını
Yakışmadı avazıma beylik laflar, vaatler
İzlerken bencileyin bir bahtsızın idamını
Aklımın eşref vaktine çatıp vurdu saatler

Ne sebebim olsun benim kadim simya sırları
Ne ben sebebi olayım yazın solan çiçeğin
Doğup yeniden bir çocuk gibi haylaz, uçarı
Yalnız düşeyim peşine şatafatsız gerçeğin

Ben ki bozkır çocuğuyum kuraklık göbek adım
Ya bir bardak su hatrına Kerbela harcım değil
Bir yudumla yetinemem denizlere susadım
Sürer maviliğe doğru vurur nabzımda İtil

Bardak kırık, çanlar sessiz. Manastır plağında
Bir pürüzlü ses okuyor: Une Saison en Enfer
Gidiyorum, gülüyorum: Hepsinin uzağında
Bekliyor beni bir gölde bugün açan nilüfer

M. Bahadırhan Dinçaslan

Notlar:

"Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı"

Yahya Kemal Beyatlı, "Endülüs'te Raks"

Endülüs'teki köpekler: "un chien andalou" (endülüs köpeği), Luis Bunuel & Salvador Dali

Şiirin geri kalanındaki motifler, Victor Hugo'nun Notre Dame de Paris romanından alıntı.

Une Saison en Enfer: Bir Rimbaud şiiri, "cehennemde bir mevsim"

28 Eylül 2013 Cumartesi

Duran Dinçaslan'ın Vasiyeti

Babamın, "koca adam"ın, dinlediğimden beri aklımda ve gönlümde çevirip durduğum, evlatlık hakkım için bir iki mısraının hükmünü "modifiye" etmeyi kendime çok görmeyip uyguladığım ve ölene dek uygulayacağım vasiyeti:

Gel

Ayak yürümek diler baş gövdeye yabancı
Biz görünen haine hadlerini bildir gel
Horlandığın yetmez mi? kapat kapıyı hancı
Çık yeni akınlara, kalk borusu çaldır gel

Nasır tutmuş beyinler insanlık lime lime
Yitirdiğin yerdeki insanlığı buldur gel
Harab kalbe güneş ol vur neşteri sineme
Uyandır uyuyanı, ya mevtasın kıldır gel

Perişan yavruların çatlak dudaklarından
Buğu buğu yükselen özlemini doldur gel
O tûba ağacının güllü budaklarından
Sadağına birer ok şaşmaz diye dildir gel

Yelken aç ölümlere korsanlardan korkma ha!
Barbaros ol denizde yüzümüzü güldür gel
Gönüllere tohum at işte nadasta saha
Kul oluver Yavuzca kulağını deldir gel

Öldürüver nefsini göz yaşında diril de
Yaradana teslim ol, masivayı sildir gel 
Yeniden yaz tarihi gece gündüz yorul da
Kırılsın paslı zincir, tagutları yıldır gel

Şerefli bir milletin zillete düşen oğlu
Çığ oldu ızdıraplar, saçlarını yoldur gel
Beşiklerde büyüyor nice Alparslan bağlı
Şehitlik kefenini kıratınla aldır gel

Şu billur kadehlerden içme artık zehiri
Sırça sarayları yık, kazanları kaldır gel
Kendimize gelmenin ne güne dek tehiri?
Her şeyinden vaz geçip Mecnun gibi çıldır gel

Emiver imbik imbik özsuyunu Kur’an’ın
Ateş at gönüllere en derine daldır gel
Takas etme ruhunu ricasıdır Duran’ın
Öl ama eğilme hiç, gül yüzünü soldur gel

Duran Dinçaslan

Ben bana eğilmektense öpmeye kıyamadığı gül yüzümü soldurmayı ve nihayet ölmeyi emreden bu adamı babam diye değil, adam diye çok seviyorum.



 

Babam yaklaşık şu an benim olduğum yaştayken... Zamanının üstün fotoşop teknolojisi göz dolduruyor :) Gelen sorular üzerine ekleme ihtiyacı hissettim, hala sağ, tan yerinin tanrısı uzun ömür versin, göbeğinin gölgesi başımızdan eksik olmasın.

24 Eylül 2013 Salı

Waldeinsamkeit

Medet mısralarım medet ses geliyor ormandan*
Ben değilim bu sürreal tablodaki ucube
Elim desen tutunduğu etek dolusu yalan
Gözüm desen gözbebeğim başka gözlere gebe

Sesler geliyor ormandan medet kadim sağırlık
Bu bir iyelik sancısı: Hırslar, aşklar, hevesler
Duyuyorum: Üzerimde Atlas* yükü ağırlık:
Bir plaka kaydettiğim doğum öncesi sesler

Hiç doğmamış, hiç görmemiş, duymamış olmak vardı
Bir kez duydun, ebediyyen üzerinde lanet: "kün!"
Bu kirli sarı elbise seni bir defa sardı
Artık huzur yok: Gözüne tuzak kurar gördüğün

Sen ey zavallı çocuğu toprağın iğfalinin
Sen ey kanıbozuk dölü gökyüzünün: ağla dur!
En önemsiz ayrıntısı tanrının hayalinin
Gömül kabusuna, çağır, annen gelmesin, kudur!

Balıkların umru değil okyanus ve mutlular*
Sen, küçücük fanusunu kocaman umursadın
Sonunuz hiç, taliplerin boşuna umutlular
Vuslatını bir müstakbel aşka saklayan kadın

Sesler geliyor ormandan hem bildik hem yabancı
Ve ben aklımı yitirdim kendimle konuşarak
Göbek deliğime yakın pek aşina bir sancı
Ormanda bir başımayım döküldüm yaprak yaprak

Doğduğu günü kutlayan dünya dolusu sefil
Milyonlarla paylaştığı biricikliğe meftun
Değil, değil bu yıllardır aradığım şey değil
Benliğim! Bana "ben"i ver gerisi senin olsun

Benim ruhum, benim aklım, benim benliğim! Ya ben?*
Mülk maliki tanımlamaz! Mülkiyet hırsızlıktır!*
Dört yanın Ebrehe* kalbim! Dümdüz olurken Kabe'n
Kırık kanat Ebabiller ağıdında: "Yazıktır..."

Oysa güneşin altında yeni bir şey yok, heyhat!*
Ram olduğun, ilk tanrının sonu malum yazgısı
Bütün hikayen bu kadar küf kokulu ve bayat
İşte insan!* Ve ırzına şeytan geçmiş algısı...

24.09.2013
M. Bahadırhan Dinçaslan

Waldeinsamkeit: "Ormanda yalnız olma hissi" anlamında Almanca bir sözcük.
Ses geliyor ormandan: Bir Necip Fazıl dizesi.
Atlas: Yunan Mitolojisinde arzı yüklenmekle görevli Titan.
Kün: arapça "ol!"
Balıklar ve okyanus: "Cihanara cihan içredir arayıbilmezler / Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler" (Cihanın süsü cihan içindedir aramayı bilmezler / o balıklar deniz içindedir denizi bilmezler) diyen Hayali'ye bir gönderme.
Benim ruhum, benim benliğim: Necip Fazıl'dan ödünç aldığım bir diyalog parçası. Yanılmıyorsam Hasta Kumarbaz karakterinin, özetle "herşeye benim diyebilen 'ben' nerededir?" diye sorguladığı bir kısımdan.
Mülkiyet Hırsızlıktır: Proudhon'a ait bir söz.
Ebrehe: Efsaneye göre, Kabe'yi fillerle yıkmaya gelen, Ebabil kuşlarının saldırısıyla bertaraf edilen komutan.
Güneşin altında yeni bir şey yok: İncil'den. "Nihil novi sub sole."
İşte insan: "Ecce homo!" Latince, "işte insan" ya da "işte o adam" anlamına gelir. Romalı vali, çarmıhtaki İsa'yı göstererek böyle demiş. Hıristiyan sanatında, İsa'yı tasvir eden sanat eserlerinin bir damarının ana temasıdır. 

"Language bearers, Photographers, Diary Makers,
You with your memory are dead, frozen
Lost in a present that never stoops passing
Here lives the incantation of matter
A language forever"






20 Eylül 2013 Cuma

Uzun Yol Türküsü

Falımda çık, düşüme gir, dilber bir haber yolla
Ay mı oldu yıl mı oldu merağında kalmışım

Söyle ki, ben, ey uşşakın arz-ı mevudu, neden
Cümle alem vaslındayken kırağında kalmışım?

Gün mü doğmuş umrum değil ben hala o seherde
Gözbebeğinde titreşen çerağında kalmışım

Rakip yarinin zülfüne berdar olmuş övünür
Ben fakir bir zavallı tel tarağında kalmışım

El almış payını ezel taksimi bereketten
Neden arzın senden yana kurağında kalmışım?

Yarın alırız öcünü bugün işkencesinin
Külli atin karib, gam mı ırağında kalmışım?

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Külli atin karib: Bütün gelecekler yakındır anlamında bir ayet.

8 Eylül 2013 Pazar

Müşrik

Zamana yemin olsun ki uşşaka hüsran yoktur
Zira bir dem halk olana bir daha nisyan yoktur

Benim ahım ayet ayet ağar arşa, dilara!
Aksi çınlar o buudda ki zaman mekan yoktur

Yevm-id-dine dek nücum-u asumanı o yakar
Elestîden beri bundan özge kehkeşan yoktur

Melül oluptur ez-cümle levh-i mahfuz kârisi
Kelam-ı Hakk'a nazire sözümde yalan yoktur

Hallakın üç hurufuna mahlukun üç hurufu
Kıyas eden der ki haşa rahmet-i rahman yoktur

Ben bir nazire dedim ki sure-i Fatiha'ya
Demesinler bir manzum-u seza-yı Kuran yoktur

Maksat medh-i hasen ise benim de asarımda
Ol kitab-ı mukaddesten zerrece noksan yoktur

Nasıl methindedir alem ruz u şeb yaradanın
Methinde gönlüm içre bir alem. Ki imkan yoktur

Vasfın nakş-i mukim etmek bir uzunca şiire
Kaddin tasvir etmekliğe layık bir lisan yoktur

Sen salınsan yoktur gülün endamında letafet
Konuşsan bülbülde avaz şairde sühan yoktur

Benim yandığım İbrahim ateşidir aşkında
Ol melekler mayasıdır suzunda dühan yoktur

Kavl-i ezel Neshi kulun saciddir gıyabında
Demesinler ol kafirde ikrar u iman yoktur

M. Bahadırhan Dinçaslan

6 Ağustos 2013 Salı

Dem Gazeli

Erer fasl-ı seyr-i temmuz eser yaz meltemidir
Ahestedir uşşak eren çün ayş u nuş demidir

Destte duhter-i rez kolda duht-ı merdüm, salınır*
Tenhalara ki macera yârânın mahremidir

Uzananda taht-ı sema seyrinde canan ile
Rahm-i orman ehl-i dile köşk-ü adn taremidir

Reng-i nar-ı verdi çalar uğrudur gûrûb-u sayf
Akşam, taksim-i ganimet-i nevbahar cemidir

Yanar dide-i uşşakın derununda her dem ki
Bu ateş temmuzdan değil sevdanın keremidir

Neshi acep mi kaptırdın gönlünü bir Temmuzda
Kavl-i ezel sayf efsunu, şemistan hikemidir

M. Bahadırhan Dinçaslan

Nedim'in "destide duhter-i rez destde duht-ı merdüm / kime el verdi felek böyle begim dünyada" beytine gönderme.

12 Temmuz 2013 Cuma

Sürgün

"that is not dead which can eternal lie,
and with strange aeons even death may die"*

H. P. Lovecraft

Sürgün

"aldan cetken cılgımın
alazı kaydal, kongurey?
aldı kojun çonumnun
alı kaydal, kongurey?"


"Üstümüze gök mü bastı, yer mi yarıldı?"
Sürülerim vardı benim, sürüler hani?
Tanrıyla güreşen kolum... N'oldu, kırıldı?
Tulparlarım, basmacılar, börüler hani?

Hani, ayam içi gibi bildiğim dağlar?
Hani, gökyüzü çadırdı, güneş tuğumdu?
Ahoy ahoy! Ağıtsızım, bana kim ağlar?
Gören tanrı bana niçin gözünü yumdu?

Deşt-i Kıpçak, yollarına bir hacı gibi
Düşerdim ya bir zamanlar sevgilim için
Unuttun mu beni İtil, yabancı gibi
Ardımsıra ufka doğru bakışın haşin

Hangi tanrıyı kızdırdım düşman kesildi
Bir zaman yılkılarımı besleyen ova
Benim göğüm bana böyle meşum değildi
Göğüm de mi esirindir söyle, Moskova?

Tanrım kör oldu, yamçıma tevekkül etsem
Vursam yola ayaklarım nereye çıkar?
Yuvasından düşen yavru kartalım, sersem
Anam atam yok, olurum kuzguna şikar

Atam tamgası çakılmış kamam, kılıcım
Anamın eliyle dikip verdiği gömlek
Hepsini ardımda koydum, bundandır hıncım
Tasam, ağıtsız, höyüksüz ve yuğsuz ölmek

Benim gökçek İtil'ime Volga dediler
Kızıl aktı katil Volga, amansız Volga
Karadeniz! Bir bacımı sende yediler
Şeytan soyu balıkların dalga-be-dalga

Gidiyorum, bir kardeşim burda yatıyor
Üstü dört mevsim bembeyaz karlarla kaplı
Kanından yeşeren güller kırmızı ve mor
Gözleri çivi, her daim doğuya saplı

Uyanacak gökçe kamlar davul vurunca
Sonsuza dek yatabilen ölü değildir
Sonsuzluğun zembereği bir gün durunca
Kardeşim de hesap sormak için dirilir

"Kökde bir carık culduz
Tavga aylanıp batadı
Ay Alanla! Uçkulan'da
Bir Tulpar ölüg catadı"

M. Bahadırhan Dinçaslan

*"Sonsuza dek yatabilen ölü değildir / Ve tuhaf sonsuzluklarda ölüm bile ölebilir."


27 Mayıs 2013 Pazartesi

Aşk-ı Memnu

Gene ol zalimde dildade-küşlükten nişan vardır
Görürsün, hançer-i ebrusunun nevkinde kan vardır*


Ne vaslında nasip olur lebin meyine kanmak
Ne hicrine tahammüle fakirde imkan vardır

Lebleri dahi zebanı misl-ü teslis-i tersâ
Gönlüme üç cemre düşer bûsunda Nisan vardır

Nail olsam bir şeb içre ol yedd-i beyzasına
Parmağının her birinde nice bin ihsan vardır

Deme kim laf yok hüsnüne ah şu nâzı olmasa
Demek layık mı esma-ül hüsna'da noksan vardır**

Tıfıl Neshi! Şad mı olur peri kızına yanan?
Had bilmeyen fanilere daima hüsran vardır

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Bu beytin kime ait olduğunu hatırlayamadım. İhtimal, Nef'i'nindir. Bir yolculuk esnasında aklıma düştü, devamını getireyim dedim, alıntının orijinalliğinden de emin değilim, aklımda böyle kalmış.

**Nedim'in "ah kim hercaidir, bigane-meşrebdir biraz / o perinin söz mü vardır yoksa hüsn ü ânına" beytine gönderme, bir nevi cevap.

27.05.2013

29 Nisan 2013 Pazartesi

Umma

"İnceldise hecr ile karınca gibi belin
Firkat nice bir ola Süleyman ire umma"
Dehhani

Umma gönül, canını ver sen canân ire umma
Sabrı çatlat ümmidi kır yar hemân ire umma

Ol hakk-ı semi' ve'l habir dahi sağırsa sana
Ahın sinene mahpus tâ asumân ire umma

Derd u gamın yükünü çek pir ol bükülsün belin
Bu yola çıkan menzile nev-civan ire umma

Hakk çevirdi yüzün bizden meydan Mervan'a kaldı
Ol sahib-i zülfikar ol hun-feşân ire umma

Misl-i İsa zebun olup bileklerinde çar-mıh
Cibril gökten nüzul olup mihribân ire umma

Misl-i Sümmani ara sen yedi iklimde yari
Çek cefayı amma vasl-ı Bedehşan ire umma

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Dehhani, Nef'i ve Sümmani ustalara bir nevi nazire...

Dehhani'nin dediğini girişte alıntıladım. Nef'i diyor ki, "Gamzen ne dem ki tığ çekip hun-feşan olur / Uşşak-ı dil-figara ecel mihriban olur". Sümmani de şöyle bitiriyor arayışını anlattığı destanı: "İmdi yolum Bedehşan'a düşüptür..."

13 Ocak 2013 Pazar

Epope

Petöfi'yi dinledikten beridir*
Nabzımın medi Merv, ceziri Peşte
Arpad'ın yemini boynumda zincir:
Bir Asyalı vicdan, doğulu fikir
Baştan başa bozkır kokan bir beste
Uyağı nazire alçalan güne
Dizeleri gökten yerin yüzüne
Sıralı dağlarla örülen şiir

En kavi çelikten çağın örsünde
Dövüldükçe daha, daha da mağrur
İnsanın tanrıya attığı künde
Oğuz'un acuna saldığı ünde
Yankısı som yalaz bir öfke: Timur
Dona girip kılıç kuşanan bozkır
Bir kuş kadar hafif, dağ kadar ağır
Pırıl pırıl yarın kararan dünde

Tüneği kumrudan dölü laçinden
Baküs'e nazire bir bağ bozumu
Deşirilen güller Çin'den Maçin'den
Rus'un ötesinden, İran içinden
Renk renk insanların eşsiz uyumu
Damgası besbelli: fena halde Türk!
İçi latif ipek, dışı rahim kürk
Bin cevher yumağı çelik perçinden

En yeşil ve mavi ruhuyla Hazar
Benimdir, benimdir bu deşt-i Kıpçak
Yere bak! Taşlarda benim izim var
Göğe bak! Yüzünde yıldızım parlar
Benim Avrupa'ya saplanan bıçak
Akan kanda biten kıpkızıl güller
Saldığım gecede yeşeren seher
Tohumum Hun benim, filizim Macar

Sadağımda kırk çatallı Yıldırım
Bre Doğan! Bre Doğan! Yarın uzak mı?
Bir yanım acunda neden hep yarım?
Ayanlar içinde bir ben mi sırım?
Tufanım gün gelip durulacak mı?
Kırıldı dalları kurudu Ağaç
Budunum denize hasret suya aç
Yeşile çalar mı gün gelip sarım?

...

Kadın, gözlerimden sen içerimi
Oku: Destanların çocuğuyum ben
Seni, beni ve tüm kardeşlerimi
Kurtarmak için ben tatlı serimi
Veririm, yeşersin senin de ülken
Asyalı bir tufan, koptum, taşarak
Tuna'yı ben işte tekrar aşarak
Geliyorum yaktım şiirlerimi!

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Petöfi: Sandor Petöfi. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun "Petöfi seni dinliyorum" diye seslendiği şair.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Sual

"Nedir lebinde bu terlik tatlılık güya
Şeker tebessüm edersin gülab söylersin"

Nedim

Söyle dilber avaze-i elest sühanın mıdır
Ziyası şems u kamerin nur-u ruhanın mıdır

Suretin üzre nakş olup şi'r-i sırr-ı ilahi
Ol mühr-ü Hüdadır yahud şirin dehanın mıdır

Lutf eyle ki kerem senden hamd ü sena gedadan
Kıl ruşen ki bu sergeçte yar-i nihanın mıdır

Benim yanmaklığım sana hoş ey bût-i muşrikûn
Kurbanın olmama sebep zevk-i duhanın mıdır

Ey sen gevher-i lamekan Neshi kalbine sığdın
Fakirin sinesi cihan-ender-cihanın mıdır

M. Bahadırhan Dinçaslan