"Eloi Eloi lama sabachthani?"
Kuyruğu ağzında yılan gökyüzünde bir semah1
Yedi bacı2 yüzlerinde bir tekinsiz tebessüm
Dişsiz ağızları meşum salyaları som günah
Göğe bakma durağında firengi kaptı gözüm
Kasıklarıma yürüyen kımıl kımıl haşerat
Dudaklarıma dadanmış uğru gözlü bir kuzgun
Bir çift cehennem bakıyor gözüme bayat bayat
Göğe baktım ve tanrıyı aradım uzun uzun
Bir celalin muhatabı ellerim ebu leheb
Canım havlinde kaskatı yarım yamalak yumruk
Sabrım tezcanlı yelkovan acım aheste akrep
Ensemde bir kayıkçının yosunlu eli soğuk
Elim kolum dört cihetin dördüne küfür kokan
Bir öfkeyle uzanıyor boğmaya celladımı
Çivilerim gıcırdıyor dört tarafımda hüsran
Gıcırtıda bir kahkaha heceliyor adımı
Nabzımdan kana sızıyor bir zehir gibi ağrı
Yüreğimin her vuruşu öncekinden daha zor
Göklerin darağacında bir bayrak gibi tanrı
Kafatasımın üstünde göndere çekiliyor
Sımsıkı kapalı gözüm midemde cinayet var
Ciğerimde tepreştedir Cengiz Han'ın ordusu
Bir alamet gibi yekten açılıyor her mezar
Taşını bana atıyor her birinin uğrusu
Göklere dönüyor başım son ümidim nafile
Titrek çenem tesellimdir ki son defa üşüyor
Derininde bir çift ceset, yılgın çekik gözlerle
Göğe bakıyorum gökten ölü Allah düşüyor*
M. Bahadırhan Dinçaslan
*"Son şair boğulup ölende / Gökten / Ölü Allah düşecek"
Ramiz Rövşen
1: hem "kainat" manasına gelir hem "büyük yılan, ejderha". Etimolojik olarak mutlaka "evirmek", "evrilmek" yani "dönmek", "çevrilmek" gibi anlamlarla ilişkisi vardır ki, arapça "felek" de böyledir, hem kainat, hem de "çark" manasına gelir. Kuyruğunu ağzında tutan yılan, sonsuzluk ve büyücülükle ilgili kadim bir semboldür.
2: Ülker ya da Süreyya takım yıldızı, "yedi bacı" olarak bilinir.
Gotik Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gotik Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Kasım 2014 Pazar
21 Eylül 2014 Pazar
Yolda Yürürken
"Ey alemlerin şeytanı altı zincirim şahit
Derinliklerden adını çağırdım, duymadın mı?"1
Küçük ölümlere gebe tesellisi şairin2
Yol önümde kıvrım kıvrım mezarıma çıkıyor
Tersyüz olmuş bir ilahi uzaktan derin derin3
Peşimsıra bir İstanbul kesif pejmürde dekor
Yürüyorum: Her akşamki dilencime son bahşiş:
"Ben bu yaradan ölürüm. Bu son akşam yemeği."
El açıyor karanlığın mahzenindeki keşiş4
Ufkuma diş gösteriyor bir Endülüs köpeği5
Hangi sürreal tablonun kaçkını bu ucube?6
Ben değilim! Ben değilim bu gözlerden akseden
Hangi acemi mimarın halt edişi bu kubbe?
Beyin zarımda bu hangi gülden yadigar diken?
Sümmani'yi bedbaht eden o melalin ağında7
İmdi yolum bir ummana düştü baba erenler!8
Ben bir titrek atar damar tanrının şakağında
Aklım bin leş bakiyesi kadim musalla mermer
Mariana çukuruna gömdüğüm anılarım9
Ve en mahcup arzularım şimdi haşr u kıyamda
Güneşim batıdan doğdu nefsim çıplak ve yarım
İşte encam-ı mevudum gün aşırı rüyamda
Karşımda yekpare yalan ve tahayyül bir dişi
Fakat ben İsa değilim cezbine koşuyorum10
Apaçık tanrıyı inkar beni davet edişi
Önünce sücudda başım, aklım, gönlüm, gururum
Baktın yolumda yürürken neden, ne vardı bende?
Yoksa gözlerim gözünden bir şey mi umsun kadın?
Menzilimiz cehennemdir hissim odur ki sen de
Bu lanete en az benim kadar mahkumsun, kadın.
M. Bahadırhan Dinçaslan
Dipnotlar:
1: Bkz: Nimela Libbar
2: "La petite mort"
3: Bkz: "De profundis clamavi ad te, Domine"
4: "Gördüm ki, adım adım, gölge gölge keşişler.
Ebedi karanlığın mahzenine inmişler..."
Necip Fazıl
5: Bkz: Un Chien Andalou
6: Bkz: Waldeinsamkeit
7: "Kalbimde vardı Byron'u bedbaht eden melal"
Yahya Kemal
8: "Senin yolun bir ummana düşüptür"
Sümmani Baba
9: Bkz: La Bohème di Mariana
10: İsa'ya, rivayete göre "dünya", bir süslü kadın suretinde görünmüştür, onun nefsini sınamıştır. Tabii İsa kadını reddetmiştir.
Derinliklerden adını çağırdım, duymadın mı?"1
Küçük ölümlere gebe tesellisi şairin2
Yol önümde kıvrım kıvrım mezarıma çıkıyor
Tersyüz olmuş bir ilahi uzaktan derin derin3
Peşimsıra bir İstanbul kesif pejmürde dekor
Yürüyorum: Her akşamki dilencime son bahşiş:
"Ben bu yaradan ölürüm. Bu son akşam yemeği."
El açıyor karanlığın mahzenindeki keşiş4
Ufkuma diş gösteriyor bir Endülüs köpeği5
Hangi sürreal tablonun kaçkını bu ucube?6
Ben değilim! Ben değilim bu gözlerden akseden
Hangi acemi mimarın halt edişi bu kubbe?
Beyin zarımda bu hangi gülden yadigar diken?
Sümmani'yi bedbaht eden o melalin ağında7
İmdi yolum bir ummana düştü baba erenler!8
Ben bir titrek atar damar tanrının şakağında
Aklım bin leş bakiyesi kadim musalla mermer
Mariana çukuruna gömdüğüm anılarım9
Ve en mahcup arzularım şimdi haşr u kıyamda
Güneşim batıdan doğdu nefsim çıplak ve yarım
İşte encam-ı mevudum gün aşırı rüyamda
Karşımda yekpare yalan ve tahayyül bir dişi
Fakat ben İsa değilim cezbine koşuyorum10
Apaçık tanrıyı inkar beni davet edişi
Önünce sücudda başım, aklım, gönlüm, gururum
Baktın yolumda yürürken neden, ne vardı bende?
Yoksa gözlerim gözünden bir şey mi umsun kadın?
Menzilimiz cehennemdir hissim odur ki sen de
Bu lanete en az benim kadar mahkumsun, kadın.
M. Bahadırhan Dinçaslan
Dipnotlar:
1: Bkz: Nimela Libbar
2: "La petite mort"
3: Bkz: "De profundis clamavi ad te, Domine"
4: "Gördüm ki, adım adım, gölge gölge keşişler.
Ebedi karanlığın mahzenine inmişler..."
Necip Fazıl
5: Bkz: Un Chien Andalou
6: Bkz: Waldeinsamkeit
7: "Kalbimde vardı Byron'u bedbaht eden melal"
Yahya Kemal
8: "Senin yolun bir ummana düşüptür"
Sümmani Baba
9: Bkz: La Bohème di Mariana
10: İsa'ya, rivayete göre "dünya", bir süslü kadın suretinde görünmüştür, onun nefsini sınamıştır. Tabii İsa kadını reddetmiştir.
Etiketler:
gotik,
Gotik Şiir,
M. Bahadırhan Dinçaslan,
Şiir,
Yolda Yürürken
6 Ağustos 2014 Çarşamba
Tatar Çölü
"Korkuyla dikilir bu kez mezarından Lazarus
Bu, kuzeyin soluğudur, buzulların sesidir"
Lazarus, M. B. Dinçaslan
Mahşer muştusu bir atlı kuzeyden gelen Tatar*
Belli belirsiz heyula meşum kuzgun kanatlı
Evvel gece kocakarı istihareye yatar
Kuzeyden gelen bir Tatar mahşer muştusu atlı
Tabiri melûn: varınca şafak tersinden atar
Uğul uğul kuzey kıyam ve kıyımın peşinde
Dinleme! Dinleme yeter hatif kastı kulağa
Kündeler sonsuz çelmeler Yakup'un güreşinde*
Sonu gelmez sen ne Yakup ne Musa çıkma dağa
Bakma göze suikastı gözbağı ateşinde
Ahdine güven mi olur çiğ süt emmiş ademin
Atîk cedit cümle ahit hıyanete gebedir*
Indallahta etsen dahi bozulur da her yemin
Öptüğün hacer-ül esved, sarıldığın Kabe'dir
Benim dersin ya cevabı yoktur: Gerçekte kimin?
Yok; tek hece ayet sırr-ı elif ve lam dahi mim
Yok; tek celsede hükmüdür Kuzeyle davamızın
Buzullara çığ düşürür tokmak vurunca hakim:
Dikilir başına cellat heyûlası o kızın
Tepende kahkaha atar vecd içinde Serafim*
Deşt-i Kıpçak yok ummanı kum deryası boz deniz
Boynunda bir ak Albatros bozuk pusula levent*
Bin fersahta bir taş balbal geldiğin yönü ramiz
Kuzeyde mücrim titreten bir belalı nihavent*
Güneyin sesinde mahur bir beste, munis, leziz
***
Atlı gelmeyecek. Ribat murabıta işkence!
Tatar çölünde nöbetim bitti, ben dönüyorum
Mahzun aylardır tek satır yazamadığım günce
Gün doğup gözden düşmüş bir kandilce sönüyorum
Yaşamak değil ey şair, yaşamak öldüğünce!*
M. Bahadırhan Dinçaslan
Notlar:
Tatar Çölü: "Il Deserto dei Tartari", hayatım boyunca okuduğum en sıkıcı romanın adı.
Tatar: Tatar, divan şiirinde aynı zamanda "ulak" anlamına gelir.
Yakup'un Güreşi: Sami geleneğindeki "Tanrı yahut melek ile güreşen Yakup peygamber" motifi.
Ahd-i atik, ahd-i cedit: Eski Ahit ve Yeni Ahit, Tevrat ve İncil de diyorlar.
Serafim: Sami geleneğinde bir melek sınıfı.
Albatros: The Rime of the Ancient Mariner şiirinde denizcinin öldürdüğü ve bu yüzden başına olmadık belalar gelen kuş.
Mücrim titreten nihavent: "Kimseye Etmem Şikayet" diye bilinen Sarkis Efendi bestesi.
Öldüğünce yaşamak: Faruk Nafiz'in "şair sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın" dizesine gönderme.
Bu, kuzeyin soluğudur, buzulların sesidir"
Lazarus, M. B. Dinçaslan
Mahşer muştusu bir atlı kuzeyden gelen Tatar*
Belli belirsiz heyula meşum kuzgun kanatlı
Evvel gece kocakarı istihareye yatar
Kuzeyden gelen bir Tatar mahşer muştusu atlı
Tabiri melûn: varınca şafak tersinden atar
Uğul uğul kuzey kıyam ve kıyımın peşinde
Dinleme! Dinleme yeter hatif kastı kulağa
Kündeler sonsuz çelmeler Yakup'un güreşinde*
Sonu gelmez sen ne Yakup ne Musa çıkma dağa
Bakma göze suikastı gözbağı ateşinde
Ahdine güven mi olur çiğ süt emmiş ademin
Atîk cedit cümle ahit hıyanete gebedir*
Indallahta etsen dahi bozulur da her yemin
Öptüğün hacer-ül esved, sarıldığın Kabe'dir
Benim dersin ya cevabı yoktur: Gerçekte kimin?
Yok; tek hece ayet sırr-ı elif ve lam dahi mim
Yok; tek celsede hükmüdür Kuzeyle davamızın
Buzullara çığ düşürür tokmak vurunca hakim:
Dikilir başına cellat heyûlası o kızın
Tepende kahkaha atar vecd içinde Serafim*
Deşt-i Kıpçak yok ummanı kum deryası boz deniz
Boynunda bir ak Albatros bozuk pusula levent*
Bin fersahta bir taş balbal geldiğin yönü ramiz
Kuzeyde mücrim titreten bir belalı nihavent*
Güneyin sesinde mahur bir beste, munis, leziz
***
Atlı gelmeyecek. Ribat murabıta işkence!
Tatar çölünde nöbetim bitti, ben dönüyorum
Mahzun aylardır tek satır yazamadığım günce
Gün doğup gözden düşmüş bir kandilce sönüyorum
Yaşamak değil ey şair, yaşamak öldüğünce!*
M. Bahadırhan Dinçaslan
Notlar:
Tatar Çölü: "Il Deserto dei Tartari", hayatım boyunca okuduğum en sıkıcı romanın adı.
Tatar: Tatar, divan şiirinde aynı zamanda "ulak" anlamına gelir.
Yakup'un Güreşi: Sami geleneğindeki "Tanrı yahut melek ile güreşen Yakup peygamber" motifi.
Ahd-i atik, ahd-i cedit: Eski Ahit ve Yeni Ahit, Tevrat ve İncil de diyorlar.
Serafim: Sami geleneğinde bir melek sınıfı.
Albatros: The Rime of the Ancient Mariner şiirinde denizcinin öldürdüğü ve bu yüzden başına olmadık belalar gelen kuş.
Mücrim titreten nihavent: "Kimseye Etmem Şikayet" diye bilinen Sarkis Efendi bestesi.
Öldüğünce yaşamak: Faruk Nafiz'in "şair sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın" dizesine gönderme.
Etiketler:
Gotik Şiir,
M. Bahadırhan Dinçaslan,
Şiir,
Tatar Çölü
14 Kasım 2013 Perşembe
Nimela Libbar
Sabah ezanından mıdır gömüldüğüm nedamet
Cürmümü itiraf ettim yetişmez mi yandığım?
Azad eyle gel kurbanım as zülfüne idam et
Namazdan hayırsız mıdır kendimden utandığım?1
Bir küçük ölüm2 peşinde büyük büyük ölümler
Bir kıralın kırık tacı ve titreyen örümcek
Kulak zarında kalp gibi atar: "Ölüm mukadder,
Vanitas kehanetinin hükmü mutlak erecek!"3
Kim bilir kimin icadı kelimeler dilimde
Kim bilir kimler dokudu tutulduğum bu ağı
Bir avuç karbon atomu dokunsam sevgilimde
Saçı bir salkım keratin ve bir demet gözbağı
Baktığım yerde bir ayet: Ex nihilo nihil fit4
Arkasında bir siluet -sevdiğim bu kadın mı?-
Ey alemlerin şeytanı altı zincirim şahit
Derinliklerden adını çağırdım, duymadın mı?5
Ne bir dost ne bir yardımcı ebedi kalacaksın6
Sen yaktığın bu ateşte Mengü Tengri küçündür!7
Ne bir kulak seni duysun, ne bir göz sana baksın
Bütün dünler yarındır ve bütün bugünler dündür
Var, parçala ciğerini haykır da titresin gök
Gör bakalım umursar mı gökyüzünün sahibi
Heyhat! Yaprağın fani ve ezelden marazlı kök
Kalacaksın mağlup, mahzun, biçilmiş ekin gibi8
M. Bahadırhan Dinçaslan
1: "Essalatü hayrün minen nevm", sabah ezanına eklenen dize. "Namaz, uykudan hayırlıdır."
2: Küçük ölüm: "La petite mort"
3: Vanitas, bir resim tarzı. Kral tacı, örümcek gibi semboller bu tarzda özel anlamlarda kullanılır.
4: Ex nihilo nihil fit: Hiçlikten hiçlik doğar.
5: Derinliklerden çağırdım: "de profundis clamavi ad te domine" (derinliklerden sana seslendim ya rab), İncil'den bir söz.
6: Ahzap Suresi, 64
7: Mengü Tengri Küçündür: Sonsuz Tengrinin Gücüyle, Çengiz Han'ın girizgah sözü
8: Fil suresi
Cürmümü itiraf ettim yetişmez mi yandığım?
Azad eyle gel kurbanım as zülfüne idam et
Namazdan hayırsız mıdır kendimden utandığım?1
Bir küçük ölüm2 peşinde büyük büyük ölümler
Bir kıralın kırık tacı ve titreyen örümcek
Kulak zarında kalp gibi atar: "Ölüm mukadder,
Vanitas kehanetinin hükmü mutlak erecek!"3
Kim bilir kimin icadı kelimeler dilimde
Kim bilir kimler dokudu tutulduğum bu ağı
Bir avuç karbon atomu dokunsam sevgilimde
Saçı bir salkım keratin ve bir demet gözbağı
Baktığım yerde bir ayet: Ex nihilo nihil fit4
Arkasında bir siluet -sevdiğim bu kadın mı?-
Ey alemlerin şeytanı altı zincirim şahit
Derinliklerden adını çağırdım, duymadın mı?5
Ne bir dost ne bir yardımcı ebedi kalacaksın6
Sen yaktığın bu ateşte Mengü Tengri küçündür!7
Ne bir kulak seni duysun, ne bir göz sana baksın
Bütün dünler yarındır ve bütün bugünler dündür
Var, parçala ciğerini haykır da titresin gök
Gör bakalım umursar mı gökyüzünün sahibi
Heyhat! Yaprağın fani ve ezelden marazlı kök
Kalacaksın mağlup, mahzun, biçilmiş ekin gibi8
M. Bahadırhan Dinçaslan
1: "Essalatü hayrün minen nevm", sabah ezanına eklenen dize. "Namaz, uykudan hayırlıdır."
2: Küçük ölüm: "La petite mort"
3: Vanitas, bir resim tarzı. Kral tacı, örümcek gibi semboller bu tarzda özel anlamlarda kullanılır.
4: Ex nihilo nihil fit: Hiçlikten hiçlik doğar.
5: Derinliklerden çağırdım: "de profundis clamavi ad te domine" (derinliklerden sana seslendim ya rab), İncil'den bir söz.
6: Ahzap Suresi, 64
7: Mengü Tengri Küçündür: Sonsuz Tengrinin Gücüyle, Çengiz Han'ın girizgah sözü
8: Fil suresi
8 Ekim 2013 Salı
Phoebus'un Şarkısı
Zile şala ve güllere üç defa lanet olsun
Hayır! Seyr-i nâzân için uçmuyor kelebekler!
Gidiyorum, çün istemem bir sabah beni bulsun
Üşüşüp leşim başına Endüslüs'te köpekler
Geldim, gördüm ve sevmedim Roma serencâmını
Yakışmadı avazıma beylik laflar, vaatler
İzlerken bencileyin bir bahtsızın idamını
Aklımın eşref vaktine çatıp vurdu saatler
Ne sebebim olsun benim kadim simya sırları
Ne ben sebebi olayım yazın solan çiçeğin
Doğup yeniden bir çocuk gibi haylaz, uçarı
Yalnız düşeyim peşine şatafatsız gerçeğin
Ben ki bozkır çocuğuyum kuraklık göbek adım
Ya bir bardak su hatrına Kerbela harcım değil
Bir yudumla yetinemem denizlere susadım
Sürer maviliğe doğru vurur nabzımda İtil
Bardak kırık, çanlar sessiz. Manastır plağında
Bir pürüzlü ses okuyor: Une Saison en Enfer
Gidiyorum, gülüyorum: Hepsinin uzağında
Bekliyor beni bir gölde bugün açan nilüfer
M. Bahadırhan Dinçaslan
Notlar:
Hayır! Seyr-i nâzân için uçmuyor kelebekler!
Gidiyorum, çün istemem bir sabah beni bulsun
Üşüşüp leşim başına Endüslüs'te köpekler
Geldim, gördüm ve sevmedim Roma serencâmını
Yakışmadı avazıma beylik laflar, vaatler
İzlerken bencileyin bir bahtsızın idamını
Aklımın eşref vaktine çatıp vurdu saatler
Ne sebebim olsun benim kadim simya sırları
Ne ben sebebi olayım yazın solan çiçeğin
Doğup yeniden bir çocuk gibi haylaz, uçarı
Yalnız düşeyim peşine şatafatsız gerçeğin
Ben ki bozkır çocuğuyum kuraklık göbek adım
Ya bir bardak su hatrına Kerbela harcım değil
Bir yudumla yetinemem denizlere susadım
Sürer maviliğe doğru vurur nabzımda İtil
Bardak kırık, çanlar sessiz. Manastır plağında
Bir pürüzlü ses okuyor: Une Saison en Enfer
Gidiyorum, gülüyorum: Hepsinin uzağında
Bekliyor beni bir gölde bugün açan nilüfer
M. Bahadırhan Dinçaslan
Notlar:
"Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı"
Yahya Kemal Beyatlı, "Endülüs'te Raks"
Endülüs'teki köpekler: "un chien andalou" (endülüs köpeği), Luis Bunuel & Salvador Dali
Şiirin geri kalanındaki motifler, Victor Hugo'nun Notre Dame de Paris romanından alıntı.
Une Saison en Enfer: Bir Rimbaud şiiri, "cehennemde bir mevsim"
Etiketler:
Gotik Şiir,
M. Bahadırhan Dinçaslan,
Phoebus'un Şarkısı,
Şiir
24 Eylül 2013 Salı
Waldeinsamkeit
Medet mısralarım medet ses geliyor ormandan*
Ben değilim bu sürreal tablodaki ucube
Elim desen tutunduğu etek dolusu yalan
Gözüm desen gözbebeğim başka gözlere gebe
Sesler geliyor ormandan medet kadim sağırlık
Bu bir iyelik sancısı: Hırslar, aşklar, hevesler
Duyuyorum: Üzerimde Atlas* yükü ağırlık:
Bir plaka kaydettiğim doğum öncesi sesler
Hiç doğmamış, hiç görmemiş, duymamış olmak vardı
Bir kez duydun, ebediyyen üzerinde lanet: "kün!"
Bu kirli sarı elbise seni bir defa sardı
Artık huzur yok: Gözüne tuzak kurar gördüğün
Sen ey zavallı çocuğu toprağın iğfalinin
Sen ey kanıbozuk dölü gökyüzünün: ağla dur!
En önemsiz ayrıntısı tanrının hayalinin
Gömül kabusuna, çağır, annen gelmesin, kudur!
Balıkların umru değil okyanus ve mutlular*
Sen, küçücük fanusunu kocaman umursadın
Sonunuz hiç, taliplerin boşuna umutlular
Vuslatını bir müstakbel aşka saklayan kadın
Sesler geliyor ormandan hem bildik hem yabancı
Ve ben aklımı yitirdim kendimle konuşarak
Göbek deliğime yakın pek aşina bir sancı
Ormanda bir başımayım döküldüm yaprak yaprak
Doğduğu günü kutlayan dünya dolusu sefil
Milyonlarla paylaştığı biricikliğe meftun
Değil, değil bu yıllardır aradığım şey değil
Benliğim! Bana "ben"i ver gerisi senin olsun
Benim ruhum, benim aklım, benim benliğim! Ya ben?*
Mülk maliki tanımlamaz! Mülkiyet hırsızlıktır!*
Dört yanın Ebrehe* kalbim! Dümdüz olurken Kabe'n
Kırık kanat Ebabiller ağıdında: "Yazıktır..."
Oysa güneşin altında yeni bir şey yok, heyhat!*
Ram olduğun, ilk tanrının sonu malum yazgısı
Bütün hikayen bu kadar küf kokulu ve bayat
İşte insan!* Ve ırzına şeytan geçmiş algısı...
24.09.2013
M. Bahadırhan Dinçaslan
Waldeinsamkeit: "Ormanda yalnız olma hissi" anlamında Almanca bir sözcük.
Ses geliyor ormandan: Bir Necip Fazıl dizesi.
Atlas: Yunan Mitolojisinde arzı yüklenmekle görevli Titan.
Kün: arapça "ol!"
Balıklar ve okyanus: "Cihanara cihan içredir arayıbilmezler / Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler" (Cihanın süsü cihan içindedir aramayı bilmezler / o balıklar deniz içindedir denizi bilmezler) diyen Hayali'ye bir gönderme.
Benim ruhum, benim benliğim: Necip Fazıl'dan ödünç aldığım bir diyalog parçası. Yanılmıyorsam Hasta Kumarbaz karakterinin, özetle "herşeye benim diyebilen 'ben' nerededir?" diye sorguladığı bir kısımdan.
Mülkiyet Hırsızlıktır: Proudhon'a ait bir söz.
Ebrehe: Efsaneye göre, Kabe'yi fillerle yıkmaya gelen, Ebabil kuşlarının saldırısıyla bertaraf edilen komutan.
Güneşin altında yeni bir şey yok: İncil'den. "Nihil novi sub sole."
İşte insan: "Ecce homo!" Latince, "işte insan" ya da "işte o adam" anlamına gelir. Romalı vali, çarmıhtaki İsa'yı göstererek böyle demiş. Hıristiyan sanatında, İsa'yı tasvir eden sanat eserlerinin bir damarının ana temasıdır.
Etiketler:
Gotik Sanat,
Gotik Şiir,
İyelik Sancısı,
M. Bahadırhan Dinçaslan,
Şiir,
Waldeinsamkeit
12 Temmuz 2013 Cuma
Sürgün
"that is not dead which can eternal lie,
and with strange aeons even death may die"*
H. P. Lovecraft
Sürgün
"aldan cetken cılgımın
alazı kaydal, kongurey?
aldı kojun çonumnun
alı kaydal, kongurey?"
"Üstümüze gök mü bastı, yer mi yarıldı?"
Sürülerim vardı benim, sürüler hani?
Tanrıyla güreşen kolum... N'oldu, kırıldı?
Tulparlarım, basmacılar, börüler hani?
Hani, ayam içi gibi bildiğim dağlar?
Hani, gökyüzü çadırdı, güneş tuğumdu?
Ahoy ahoy! Ağıtsızım, bana kim ağlar?
Gören tanrı bana niçin gözünü yumdu?
Deşt-i Kıpçak, yollarına bir hacı gibi
Düşerdim ya bir zamanlar sevgilim için
Unuttun mu beni İtil, yabancı gibi
Ardımsıra ufka doğru bakışın haşin
Hangi tanrıyı kızdırdım düşman kesildi
Bir zaman yılkılarımı besleyen ova
Benim göğüm bana böyle meşum değildi
Göğüm de mi esirindir söyle, Moskova?
Tanrım kör oldu, yamçıma tevekkül etsem
Vursam yola ayaklarım nereye çıkar?
Yuvasından düşen yavru kartalım, sersem
Anam atam yok, olurum kuzguna şikar
Atam tamgası çakılmış kamam, kılıcım
Anamın eliyle dikip verdiği gömlek
Hepsini ardımda koydum, bundandır hıncım
Tasam, ağıtsız, höyüksüz ve yuğsuz ölmek
Benim gökçek İtil'ime Volga dediler
Kızıl aktı katil Volga, amansız Volga
Karadeniz! Bir bacımı sende yediler
Şeytan soyu balıkların dalga-be-dalga
Gidiyorum, bir kardeşim burda yatıyor
Üstü dört mevsim bembeyaz karlarla kaplı
Kanından yeşeren güller kırmızı ve mor
Gözleri çivi, her daim doğuya saplı
Uyanacak gökçe kamlar davul vurunca
Sonsuza dek yatabilen ölü değildir
Sonsuzluğun zembereği bir gün durunca
Kardeşim de hesap sormak için dirilir
"Kökde bir carık culduz
Tavga aylanıp batadı
Ay Alanla! Uçkulan'da
Bir Tulpar ölüg catadı"
M. Bahadırhan Dinçaslan
*"Sonsuza dek yatabilen ölü değildir / Ve tuhaf sonsuzluklarda ölüm bile ölebilir."
and with strange aeons even death may die"*
H. P. Lovecraft
Sürgün
"aldan cetken cılgımın
alazı kaydal, kongurey?
aldı kojun çonumnun
alı kaydal, kongurey?"
"Üstümüze gök mü bastı, yer mi yarıldı?"
Sürülerim vardı benim, sürüler hani?
Tanrıyla güreşen kolum... N'oldu, kırıldı?
Tulparlarım, basmacılar, börüler hani?
Hani, ayam içi gibi bildiğim dağlar?
Hani, gökyüzü çadırdı, güneş tuğumdu?
Ahoy ahoy! Ağıtsızım, bana kim ağlar?
Gören tanrı bana niçin gözünü yumdu?
Deşt-i Kıpçak, yollarına bir hacı gibi
Düşerdim ya bir zamanlar sevgilim için
Unuttun mu beni İtil, yabancı gibi
Ardımsıra ufka doğru bakışın haşin
Hangi tanrıyı kızdırdım düşman kesildi
Bir zaman yılkılarımı besleyen ova
Benim göğüm bana böyle meşum değildi
Göğüm de mi esirindir söyle, Moskova?
Tanrım kör oldu, yamçıma tevekkül etsem
Vursam yola ayaklarım nereye çıkar?
Yuvasından düşen yavru kartalım, sersem
Anam atam yok, olurum kuzguna şikar
Atam tamgası çakılmış kamam, kılıcım
Anamın eliyle dikip verdiği gömlek
Hepsini ardımda koydum, bundandır hıncım
Tasam, ağıtsız, höyüksüz ve yuğsuz ölmek
Benim gökçek İtil'ime Volga dediler
Kızıl aktı katil Volga, amansız Volga
Karadeniz! Bir bacımı sende yediler
Şeytan soyu balıkların dalga-be-dalga
Gidiyorum, bir kardeşim burda yatıyor
Üstü dört mevsim bembeyaz karlarla kaplı
Kanından yeşeren güller kırmızı ve mor
Gözleri çivi, her daim doğuya saplı
Uyanacak gökçe kamlar davul vurunca
Sonsuza dek yatabilen ölü değildir
Sonsuzluğun zembereği bir gün durunca
Kardeşim de hesap sormak için dirilir
"Kökde bir carık culduz
Tavga aylanıp batadı
Ay Alanla! Uçkulan'da
Bir Tulpar ölüg catadı"
M. Bahadırhan Dinçaslan
*"Sonsuza dek yatabilen ölü değildir / Ve tuhaf sonsuzluklarda ölüm bile ölebilir."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
