Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2026 Pazar

Unheimlich

Hafızamda resmi bulanan bir mahalle
Minicik avcumda kuruyup giden lâle
Ruhumda gün be gün külü savrulan ocak.

Ne anne kokusu ne de bir çocuk sesi-
Mümini kalmamış tanrıların gölgesi
Doğduğum sokağın kuytularında, ıslak.

Eski bir apartman çehresi kirli sarı
Dağılır sis gibi şimdi çıksam yukarı
Korkulmaz bir kabus, sakınılmaz bir tuzak

Zerdüşt'ün mumunu söndüren bir rafızi
O korkunç cüretin hala odamda izi:
Çürümemiş bir el - ve daima kalacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

14 Temmuz 2026 Salı

Panache

-Eşim Gülsüm'le geçirdiğimiz fırtınalı 10 yılın muhasebesidir-

Hükmolundu Arş'ın yukarısında
Yarım ayın karanlık yarısında
Kıvrıldı o gece bir melun dudak.

Kötü adam aldı çakır Gülsüm'ü
Kesti yazgımı bağlayan düğümü
Tanrının kanıyla zağlanmış bıçak.

En erkek sesimle "yanındır yerim"
Dedim, "kabulümsün, seni çekerim
Atlas'ın yükünü üstüme bırak."

Teselli ummadım bahanelerden
Yaktığım, yıktığım kaşanelerden
Ganimet getirdim sana koşarak!

Bütün encam Bahadır'ın farkıydı:
Senin ömrün bir nihavend şarkıydı
Benimse hayatım bir ince bozlak.

Teslim olmaz ebed-müddet bir peşrev
Ben solgun yüzüne renk veren alev
Sen ruhumu serinleten sağanak

Şikayet dilimde bir memnu Sur'du
Ki erkek dediğin böyle olurdu
Erkeğim dedikçe erkeğim mutlak!

Saymadım yolunda kaç kere düştüm
Fakat hep doğrulup yine dövüştüm
Gün oldu yakında, gün oldu uzak;

Dövüşürken gözüm ucu sendeydi
Direnirken iradem sayendeydi
Ey ihtilalimi harlayan mihrak!

Yaşadım kah belan kah lütfun diye
Şimdi tek duam var sana hediye:
Ölsem senin kahramanın olarak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

19 Haziran 2026 Cuma

Tereke




Çöktü kubbe, göçtü kemer ve sütun
Eşikte eğreti tezyinat kaldı.

Akeron'dan indi bütün kayıklar
Mehtaba bergüzar saltanat kaldı.

Yedi kız kardeşin küllendi kadri
Ne sevda ne şair ne sanat kaldı.

Bunalıp sazını kırdı mükevvin
Ekvana bir kuru kainat kaldı.

Ahu'dan dağlara akseden bir ah
Anka'dan yolunmuş bir kanat kaldı.

Asmalar kurudu koca Babil'den
Biraz balçık biraz istinat kaldı.

Ehl-i dili sorma, taksimden bize
Bir beyhude kıyam, boş inat kaldı.

M. Bahadırhan Dinçaslan

14 Mayıs 2026 Perşembe

Yaşayan Ülkücülere Ağıt

"Günler evine gitti."
Babaannem

Sofralar kurardık bir zaman sana
Kahkahamız Çin'den duyulur muydu?
Çekik gözler bir bozkırdan aşina-
Bir akşamlık ilaç yalnızlığına.
Sonunda şeytana uyulur muydu?
Sabahlara kadar kafa çekerdik,
Meçhul atlaslara tohum ekerdik,
Pervamız mı vardı ölümden yana?

Sen beni tanırdın elbet ben seni.
Konuşmasak bile o günden önce
Bin yıllık bir sohbet hissidir hani-
İnsan ortasında bulur kendini.
Elden ele gezen asırlık günce:
Bir senden bir benden uzun paragraf,
Ezeli bir telaş - ebedi araf,
Bakiyse macera, kahraman fani.

Güzeldi ve bizim hikâyemizdi.
Her birimiz birer filim yıldızı,
Her replik hem aynı hem de eşsizdi.
Babânnemin duasınca temizdi,
İtiraf edelim fakat birazı,
Kirliydi dedemin vicdanı kadar.
Her birimiz hasılata hissedar
Bu hikâye bütün sermayemizdi.

Beşiğinde ölen bebeğin ruhu
Söyler misin bana nereye gider?
Tertemiz düşlerin var mıdır Nuh'u?
Toplayıp aşarak tılsımlı kûhu
Üçlere, kırklara emanet eder.
Bir kanatlı kayık, ufukta soluk
Bir muhayyel diyar - sonsuz duruluk
Bir ebedi endişenin vuzûhu.

Bizim gözümüzde bebekler öldü.
Bir pınar kurudu bakışımızda.
Geri gelmez kervan safa düzüldü,
Ardımızdan kor dudaklar büzüldü,
Sessiz ve törensiz bir ince veda-
Baktılar ama hiç ağlamadılar,
Son gölge ufuktan yitene kadar,
Yar ağlamayınca ırakip güldü.

Korkarım sabaha çıkamaz artık
Göğsümüzde hırıldayan o bozkurt.
Kuduzdan beter bu layemut açlık,
Ağzımız toz çorak bağrımız yanık,
Feri kaçmış gözler ve çökmüş avurt,
Ciğerimiz topak topak veremli,
Belki bir anamız gözleri nemli,
Kalmıştır bizlere diyecek: "Yazık..."

Şimdi hilâlimiz bir meşum kanca
İbret için dara çekiliyoruz.
Arşiv kaydımızda epey sakınca,
Yaftamızda küf bağlamış bir gonca,
Bir çölde öylece dikiliyoruz:
Yıldızımız gayrı kervankırandır.
"Kandır" diyor "beni kanına kandır!"
Tetiğini bozduğumuz tabanca.

Bizi boğan sicim düşlerimizden
Ve ülkünün züfülünden örüldü
Tespihler millenir dişlerimizden
Cariye seçtiler eşlerimizden
Kul oldu oğlumuz sapa sürüldü
Mahşere dek söylenecek şor oldu
Ağıtsızlık ki hepsinden zor oldu
Yâda nam devşirdik işlerimizden.

Bir sazak toplayıp götürdü, günüm
Ölen bebeklerin evine gitti.
Yarınımı boğdu uğursuz dünüm,
Okuntular süslediğim düğünüm,
Cenaze namazı faslıyla bitti.
O sofranın akıbeti bu muydu?
Değil Çinli, kardeş bizi kim duydu?
Biz bile duymadık bizi, üzgünüm.

Şimdi ben bir fırsat dikizliyorum.
Kalbimin en ücra yerine, ıssız
Bir yetimin kinini gizliyorum.
-Rüyamda yatağan temizliyorum-
Yadıma düşünce şimdi soframız
Gün şavkı vurur ya Kuray düzüne
Bir filim vuruyor göğün yüzüne
Cehennemden cenneti izliyorum.

Bahadırhan Dinçaslan


29 Ocak 2026 Perşembe

Erenler

Kalbimde kapkara mühür kapılarım kapandı
Nasip değilmiş kuluna yedi menzil yolculuk
Karşı kıyıda -nihayet- bir titrek kandil yandı
Elveda bahrine girdi -nihayet- seyr-i süluk

Ruhumda bir zemberek var saatleri sayılı
Tayy-ı zaman benim işim çağlar atlayacağım
Parmaklarımda bir fitil ruhumun muttasılı
Son sigaram bitince gör: Nasıl patlayacağım!

Bana nasip olmaz kıyam ki nefsime nispetle
Bedenim çoktan çürüdü: Gassal yedinde meyyit
Necatıma ümidim yok ikrah ve şikayetle
Sol omzuma sürgün düşen zavallı melek şahit

Yatağımda ölmem muhal bir beddua almışım
Sivriltip temren taktığım mahzun zeytin dalından
Buzul kesen kalbim gibi gelse gerektir kışım
Bir sabahın müştakıyım mağribin kızılından

Pir-i mugan sakalından ağulamış bademi
Çıktım kırklar makamına zehir kustum, erenler
Gaybın meçhul ricalinden isteyip müsa'demi
Kendimi dinlemek için artık sustum, erenler.

M. Bahadırhan Dinçaslan

8 Ocak 2026 Perşembe

Lazımsa

"...Bize vacib Kemal efzayiş-i sabr ü metanettir
Felek de her cefasın eylesin müzdad lazımsa."

Oluruz ger tebenniye fethi Murad lazımsa
Buluruz her Süleyman'a bir Belgrad lazımsa

Meyus olma ki layığın bu beyaban değildir
Arş'ı fethedelim ey Türk sana bilad lazımsa

Payinde bulur mesnedin ahkam-ı ehl-i vatan
Kalk kıyama öz kuyunda bir istinad lazımsa

Ağnama etsin iktida layık mı ki serahin?
Öz deden yeter kudveye kavl-i ecdad lazımsa

Üfle Sur senin elinde gözle sensin alamet
Fehmet sensin sahip-kıran halka müjdad lazımsa

Uyuma hab-ı gaflettir ağulanıp yattığın
Sancağa bak yol bulmaya şayet ferkad lazımsa

Tabl-ı mah-ı hab-avere çub-ı dübb-ü asgarı
Urayım uyandırmaya ger serenad lazımsa

M. Bahadırhan Dinçaslan

22 Ağustos 2025 Cuma

Telli Turna

-Aşağıdan gelen telli turnalar
İçinizde telli turnam yok benim-

Kimi göğe direk olur kimi kervan aldatır
Göğümde kayması yakın bir yıldızım var benim
Kuzu beyaza boyayıp şavkıyacak şen şatır
Dünyadan son alacağım gökçe kızım var benim

Elim obam kurban olsun baktığım yerin süsü
Yüzün suyu hürmetine yaşadığım, öldüğüm
Yalnız seninle huzurlu gecelerin örtüsü
Yalnız seninle sıcaktır gündüz olunca göğüm

Kaf Dağı'na bir kızıl tan vaktinde baskın verip
Seni çaldım canım kızım Umay Ana düşünden
Altaylarda bir kardelen gözyaşından göğerip
Yeni tanrıçalar doğsun Türkane gülüşünden

Ağacını Binboğa'nın verdiği beşiğini
Savalan'dan esen yeller sallasın da uyutsun
Tan yerinin efendisi beklesin eşiğini
Yedi deden yanık ruhu odanda nöbet tutsun

Karanlıktan korkma sakın asma yüzün bir kere
Baban sağ oldukça kızım; günün, ayın olacak
Aşağıdan yukarıdan gelen turnalar içre
Soyumuzda ilk kez senin saklı payın olacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

8 Temmuz 2025 Salı

Oniki

-Metan gazıyla boğularak şehit olan 12 kahramana dair yapılan haberlerin kahrıyla-



On iki resim gördüm çok uzaktan çekilmiş
Küçük harflerle adlar: Mahsun, Özkan ve Kani
Gazeteler bir ağız basmakalıp sitayiş
Özden bir laf etmeye değmezler miydi yani?

Celalettin'in adı yanlış geçmiş kayıda
Böyle harcıalem mi bu ülkede boğulmak?
Yaşayanlar bağrıyor: Vatan sana can feda!
Ve feda edilenler: Sönmüş on iki ocak

İncedereli Avşar - Ümit biraz tanıdık
Ege'nin bilmiyorum oğlu kızı var mıydı?
Gerçi bilip bilmemem fark etmiyor ki artık:
Canım ülkem Türkiyem, evlatlarına kıydı

Elimiz boşa geldi uykuda mı bastılar?
Hani düşman değildi mağara çakalları?
Ahmetlerin evine iki bayrak astılar
Enver'imin kabrinde uzamış sakalları

Abdurrahman ve Fikret Furkan'ın peşindeler
Emretse evelallah ölürler icabında
Fakat böyle bir ölüm - can yakar ciğer deler
Bir zehir sızıyor bu gerçeğin hicabında

Kursağımda göllenir acı sitemli bir su
Tüküremem yutamam gark olurum bu hınca.
Biz öldürdük onları ne baskındır ne pusu-
Dostu düşman düşmanı dostumuzdan sayınca.

M. Bahadırhan Dinçaslan

28 Mayıs 2025 Çarşamba

Mezar Taşları

-Rudyard Kipling ilhamıyla-

Rahibe

Adını unuttu çoktan ahali
Manastırın avlusuna gömüldü.
Bu kadının üstümüze vebali:
"Sevilmedi. Sevemedi. Ve öldü."

***

Eşkıya

Son kez yaslandığı kaya bütün yosun bağlamış
Kirpikleri meçhul ufkun tarlasını sürüyor

Yer yer kemikleri çıkmış parmaklarında ökse,
Avucunda bir fotoğraf - cesediyle çürüyor

Fakat baksan hala canlı hayfını alamamış
Tütün sarısı bıyığı küfürler tükürüyor.

***

Öksüz

Bilmem, anası ölünce ihtiyar dünyamızda
Küçük göğsü pes etmeden kaç kere inip kalkmış?
Ruhu öteye geçerken emeklemesin diye
Bir gemi oymuş babası baş ucuna bırakmış

***

Asker

Tanıdığı bir gökyüzü yabancı bir toprakta
Açık ağzına öpücük bıraktı bir şafakta.

***

Merdümgiriz

Tabutum çınar versin
Kefenim yayla örsün

Artıkın ben dövülmem
Çekicinde bu örsün

Buğzumun hikmetini
Göremiyorsan körsün

Ne ben görem onları
Ne onlar beni görsün.

***

İhtiyar

Ey yolcu, doksandan bir noksan yaşım
Benden çok yaşarsan utanır mısın?
Yapacak çok işim vardı ya benim
Zamanım olmadı, inanır mısın...

***

Genç

Ben bir bile almadım
Siz iki boşadınız

Ellerim kururken, siz
Kaç yanak okşadınız?

***

Bacı

Verirdin, benim yerimde
Padişah olsan tacını
Anlarsın ne çekmiş Hatçe
Bir gün gömersen bacını

Altı ay oldu öleli
Çürüdü mü ola eli?
Gülen yüzüm gülmez oldu
Elif'im gitti gideli.

***

Ukde

Oğlum bir gün büyüyünce kırk gözeden taş bulup
Susuz ölen babasının mezarına bıraksın
Epey geç kalmış bir şimşek mezarımdan doğrulup
Açık kalmış gözlerimden göğün yüzüne çaksın

17 Nisan 2025 Perşembe

Athena

Üzülme sevgilim, kırılır bir gün
Çarkında yazgımı çeviren mihver
Bana yeter bana bakıp güldüğün - 
Erkekler ağlamaz, sen beni boş ver.

Akıt deme bana gözüm yaşını
Dök deme içini - asit kusarım
Zihnimde dedemin mezar taşını
Hayal eder, tütün içer, susarım.

Sen gül, oyna, eğlen gelen mevsimde
İçini ferah tut aklını rahat,
Büyümekte çünkü benim içimde
Oğlumuza benzemeyen bir evlat.

Sessiz ol, içimde kükrüyor çünkü
Misl-i İsa peydahladığım çocuk
Taze tırnakları her biri süngü
Ciğerimde kımıl kımıl bir kuyruk

Kıvranıyor, tırmalıyor sevgilim
Ruhumu bin parça eden bu bela
İşte tam bu yüzden rahat değilim
İşte tam bu yüzden susmam, mesela.

O yarım içimde, dışta ben yarım
Tamam olur vakti geldiği zaman
Ağzımı açarsam doğar korkarım
İçimde bin yıldır büyüyen şeytan

Ne ben hükmederim çakan şimşeğe
Ne onda bilgelik yahut zarafet
Korkarım Ares'le girer gerdeğe
Alnımın çatından doğan musibet

7 Nisan 2025 Pazartesi

İşteş Çekimde İhtiyarlamak

-İhtiyarladın deyince beni paylayan karıya-

Yenilginin kaçınılmaz olduğu bir yarıştı
İkimizden yalnız biri bu gerçekle barıştı
Benim saçım beyazladı senin alnın kırıştı:

İlk gençliğin büyüsünü maziye ısmarladık
Direnme, yas tutma, alış: Kadın, ihtiyarladık!

Yaşlanırsın bıraktığın gün bu düşün peşini
Hiç ölmemek hayalinin karanlık güneşini
İkmal ettik nice bir yıl aşkının ateşini

Kesik kesik soluğunda biz beyhude harladık
Üşüyoruz, ne yapsak boş: Kadın, ihtiyarladık!

Bundandır boş ufka dalmam her gün akşam üzeri
Sigaramın dumanında düğümledim kaderi
Muvakkattır gördüğümüz ve bizi gördükleri

Oğlumuzun gözlerinde yıldız gibi parladık
Fakat çok geçmeden kaydık: Kadın, ihtiyarladık!

M. Bahadırhan Dinçaslan

21 Şubat 2025 Cuma

Varis



Canım oğlum ben gidince minik avcun içinde
Deli babandan yadigar bir çelik zar kalacak

Tanrılara sofra kurup bahtına atacaksın
Bileğinle ne kazansan yanına kâr kalacak

Anacığın üç gün ağlar sen babanın ardından
Güleceksin melun felek senden naçar kalacak

Dağlar kimsenin değildir fakat yaz akşamları
Yalnız seni serinleten bir rüzigar kalacak

Sonra, belki bencileyin o rüzigar esince
Ufka dalıp öteleri gören nazar kalacak

Ucundan çekik gözlerin adsız dağlara bakıp
Boğazında bir ukdeyle hep tamahkâr kalacak

Doymayacak ormanlara, ırmaklara yüreğin
Aklında hep bir sonraki taze bahar kalacak

Düşününce babacığın nasıl severdi seni
Biraz hüzün, çokça neşe ve iftihar kalacak

Pusulanı kaybedersen dağlarına dön oğlum
Abideler yıkılsa da Binboğalar kalacak

Ne han hamam ne mal mülük - bir silah ve soylu ad
Alınkavak yaylasında köhne mezar kalacak

Babanın sesi ademde sana varmasa bile
Beşiğinde okuduğum o şarkılar kalacak:

Aldan cetgen cılgımnın
Alazı kaydal, Elçibey?
Aldı kojun çonumnun
Alı kaydal, Elçibey?

M. Bahadırhan Dinçaslan



8 Şubat 2025 Cumartesi

Aziz Şehidin Kızı




Göğsünde elbisenin
Seri malı bir yazı:
Adın bile yok senin
Aziz şehidin kızı.

Kırk kavisli bir yılan,
Sıkarken ilmeğini,
Dönmüyor dilin elan,
Dökmeye yüreğini.

Büzdüğün dudağında
Titreyen Türk tarihi,
Ya kurur yanağında
Ya muştular bir fethi.

Ya babanın kanına
Aksedince ay yıldız;
Armağan diye sana
Bir cennet yaratırız.

Ya çadırı beşiği
Toplayıp pes ederiz.
O, babanın gittiği
Cehenneme gideriz.

Bahadırhan Dinçaslan

4 Şubat 2025 Salı

Nankör Vatan

"Ingrata patria, ne ossa quidem mea habebis."

Elimden gelse de boğsam günü ana rahminde
Ucubenin endamıyla nazarım bulanmasın

Bu dipsiz lağım gark olsun bir ebedi geceye
Değmesin küflü ufkuna atî ağulanmasın

Her biri nebbaşe benzer ruhsuz sakinlerinin
Sesi kısılsın hayhuyu şarkıma ulanmasın

Felakete tellal olsam kırsam umutlarını
Bin yıl geçse tek bir güzel haber muştulanmasın

Kabuslarına karışıp görünsem yedi gece
Nasırlı alınlarının teri kurulanmasın

Yakın leşimi bir çiçek dahi bitmesin benden
Çorak kalsın nankör vatan kanımla sulanmasın

M. Bahadırhan Dinçaslan

27 Ocak 2025 Pazartesi

Keşiş Adayı



Ağızları ölüm kokar dişleri yeşil çürük
Sohbetleri kesik kesik hırıltılı öksürük
İnip kalkan ciğerinde ejder nefesi körük
Yakar kulağımı dağlar acem işi üfürük
Nutuk atarlar yüzüme sulu sepken tükürük
Kelimeler katarlanmış yuları salık yürük
Bir atın tersi gibidir gayet seyrek düşüyor
Romatizmalı bu evde esir ruhum üşüyor

Taze kanın kokusuyla irkilen ihtiyarlar
Ayak ucumda yürüsem çare değil, duyarlar
Pencerede bitiverip ağlarını yayarlar
Küçük bahçede gezimi izleyip iş sayarlar
Ufkumu çalıp mahfilde kül rengine boyarlar
Hayalimin kervanına geçit vermez, soyarlar
Zayıf bedenleri şaki titrek parmaklar ökse
Ağlarından yol bulamaz kartal olsa vesvese

Manastır'da bir rafızi din u iman aranır
Melalimi anlatmaya aşina can aranır
Katakombda bir zavallı canlı insan aranır
Kancası sökülmüş akrep bir yelkovan aranır
Mutadın işkencesinde bir heyecan aranır
Ellerim abam altında bir yatağan aranır
Ya vurayım boyunları ya kessem bileğimi
Sunakta boğazlamadan keşişler dileğimi.

Bahadırhan Dinçaslan

8 Ocak 2025 Çarşamba

Mabed

Biliyorum - ölsem bile pes etmek bana haram
Tamamlansın diye önüm sıra dilenen ehram
Baş taşımı bağışlayın size vasiyetimdir.

Bilmem taşan kadehim mi, sabrım mı tekrisinde 
Bildiğim şu: hep çobansız gezdim ben vadisinde
Cadı suretli ölümün - belki de lanetimdir.

Yüreğim demir olsa ne - kısık gözlerim bakır
Böbreğimde taş büyüdü ya terekem tamtakır
Yarım kalmış mabedimin sütunları yetimdir.

M. Bahadırhan Dinçaslan

16 Aralık 2024 Pazartesi

Pan Ahmet




-Emrah Ece'ye-


Suyu gözelerden içer eti kuzulardan yer
Pan Ahmet'imin değmeyin bu dağlarda keyfine
Sürüsünün eksiğini hesap edersen eğer
"Gök verdi" der, "gökler aldı." - keyfine bakar yine

O mü güder sürüsünü sürü mü güder onu?
Bilinmez o koyuna mı koyun ona mı benzer
Kavalında tek terennüm - kimlerin duyduğunu
Umursamaz İncemağra dağında yalnız gezer

Bir gün Ülker çakır yalım doğdu ürktü sürüsü
Ziyaret'in zirvesini aştı akılsız davar
Biraz küfür ve ıslıkla doldu mecalsiz göğsü:
"Kim gidecek" dedi "şimdi Alınkavak'a kadar?"

Sallamböke'nin açtığı yollara bir koyuldu
Sövdü saydı geceleyin başına gelen işe
Yolun bittiği koyakta belirsiz bir iz buldu
Devam etti kıt aklını sararken bir endişe

"İster misin Ördekli'ye varsın köyün davarı?
Sahip çıksalar ne derim en vurmadık birine?"
Soluk soluğa tırmandı Ziyaret'ten yukarı
Görür görmez bir hafakan saplandı ciğerine:

Adam desen adam değil - cin desen adam gibi
Alınkavak cana gelmiş yiyor koyunlarını
Belli aldırmaz halinden - bu yaylanın sahibi
Düğün yerine çevirmiş evliya mezarını

Mezar taşına kurulmuş misafiri al kızı
Kulağını kemiriyor yaramaz tekesinin
Sayamadı şom halkada çeşit çeşit albızı
Kaçtı ihtiyar yüreği oğlak gibi tedirgin

Geldi evine karısı üç uykunun üçünde
Oğlu kızı mışıl mışıl belki rüya görüyor
Elleşmedi ve yutkundu kursağında bir ukde
Kıvrıldı bir köşeciğe çatlak dudağı mosmor

Sabah oldu Pan Ahmet'im yarım açtı ağzını
Göçümüzü topla dedi emektar karısına
Koşarken yanına vardım hamuda camızını
Bir soluk ürperti vurmuş bıyığın sarısına

"Oğul" dedi "ben bıraktım çobanlık etmem daha
Bu yaylanın bir sahibi varmış bildim iyice
Kalırsam kalmaz bir sıkım canım yarın sabaha
Beni de alır yaylanın sahipleri bu gece."

Pan Ahmet'in göçü yoldan aşağıya giderken
Ardına ürkek gözlerle bakıp dururdu, gördüm
Ters ayağım, çatal dilim, çatık kaşlarım diken
Kaçtı diye hayıflanıp arkasından tükürdüm.

M. Bahadırhan Dinçaslan



4 Aralık 2024 Çarşamba

Eskiden

Eskiden başka kızlar görgüsü başka
Başka güzellikleri bölüşürlerdi

Attila İlhan

I.

Eskiden başka adamlar sivri bıyıklı
Çekik kısık gözlerinde kıvılcım saklı
Haritalarda kıtalar bölüşürlerdi.

Eskiden başka aşıklar ruhları yangın
Derli toplu sözleriyle ve darmadağın
Saçlarıyla pek utangaç gülüşürlerdi.

Eskiden başka çocuklar boncuk gözleri
Maviler ısırmış gibi baktığı yeri
Yüreğimizi ürpertir ve üşürlerdi.

II.

Şimdi hep aynı adamlar temiz tıraşlı
Kıtalarda gözleri yok hep ağırbaşlı
İşe gidip geliyorlar ve yaşıyorlar.

Şimdi aşık oldukları kadınlar bile
Gece gündüz naz etseler yine nafile
Bir heyecan için kırk yıl uğraşıyorlar.

Yine gizemli çocuklar köşe başında
Dikiliyor fakat günün boş telaşında
Asla görmeden geçiyor, alışıyorlar.

Bahadırhan Dinçaslan



12 Kasım 2024 Salı

Nemesis




Ağlamaz - ağ örer ayaklarına
Takılır düşersin günü gelince.
Bir başka kafirin boş mezarına
Uğrar da yeminler eder her gece.

Ağlamaz, dikilir misal-i Menat
Gözleri kıvılcım - Tarık yıldızı
Göllenir içinde bir sinsi sanat
Kör akrep kucaklar gecenin kızı.

Erkeklerin iktidarı sönse de
Yalım gibi çıkıp dimdik bir kadın
Bulduğu her fırsattan istifade
Hesabını sana sormaz mı sandın?

Bakışları zehir, kirpikleri ok
Kerkenez pençesi uzattığı el
Senden ve rabbinden hiç pervası yok
İrkilir ruhuna dokunsa ecel.

Artık sen tedbirsiz gezinme, sakın,
Her perde ardında bir sinsi bıçak.
Soğuk hayfı budadığın başların
Bu rahmin soyuna nasip olacak.

Ne Allah ne evlat - dilinde müdam
Sayıklanan yalnız senin adındır.
Hindu teni tarazlanmış İntikam:
Ciğerini dişleyen bir kadındır.

Bahadırhan Dinçaslan

22 Ekim 2024 Salı

Türkiye Türklerindir

Türk'e ölümden öte köy yok herkes bilecek.
Türk'e kefen göklerin yüzünden biçilecek.
İtilafa kalkan baş, Kürt'e mi eğilecek?

Kafan basmaz zorlama, bu mevzular derindir.
Yalnız şunu bil yeter: Türkiye Türklerindir!

Kuduz ağzında köpük tehditler saçıyorsun,
Karşı gelince kuyruk kıstırıp kaçıyorsun,
Kaşımız çatılınca altına sıçıyorsun

Sor dostuna hatırlar Ege biraz serindir
Bu mevsimde yüzülmez - Türkiye Türklerindir!

Çık meydana görelim kim peşrev tutar sana.
Gel! Bin yıldır yüreğim kin ile atar sana.
Vur! Göğsümde gül biter dikeni batar sana

Benden bayrak boşanır senden akan irindir
Git bir delik bul yaşa - Türkiye Türklerindir!

Bahadırhan Dinçaslan