8 Eylül 2013 Pazar

Müşrik

Zamana yemin olsun ki uşşaka hüsran yoktur
Zira bir dem halk olana bir daha nisyan yoktur

Benim ahım ayet ayet ağar arşa, dilara!
Aksi çınlar o buudda ki zaman mekan yoktur

Yevm-id-dine dek nücum-u asumanı o yakar
Elestîden beri bundan özge kehkeşan yoktur

Melül oluptur ez-cümle levh-i mahfuz kârisi
Kelam-ı Hakk'a nazire sözümde yalan yoktur

Hallakın üç hurufuna mahlukun üç hurufu
Kıyas eden der ki haşa rahmet-i rahman yoktur

Ben bir nazire dedim ki sure-i Fatiha'ya
Demesinler bir manzum-u seza-yı Kuran yoktur

Maksat medh-i hasen ise benim de asarımda
Ol kitab-ı mukaddesten zerrece noksan yoktur

Nasıl methindedir alem ruz u şeb yaradanın
Methinde gönlüm içre bir alem. Ki imkan yoktur

Vasfın nakş-i mukim etmek bir uzunca şiire
Kaddin tasvir etmekliğe layık bir lisan yoktur

Sen salınsan yoktur gülün endamında letafet
Konuşsan bülbülde avaz şairde sühan yoktur

Benim yandığım İbrahim ateşidir aşkında
Ol melekler mayasıdır suzunda dühan yoktur

Kavl-i ezel Neshi kulun saciddir gıyabında
Demesinler ol kafirde ikrar u iman yoktur

M. Bahadırhan Dinçaslan

6 Ağustos 2013 Salı

Dem Gazeli

Erer fasl-ı seyr-i temmuz eser yaz meltemidir
Ahestedir uşşak eren çün ayş u nuş demidir

Destte duhter-i rez kolda duht-ı merdüm, salınır*
Tenhalara ki macera yârânın mahremidir

Uzananda taht-ı sema seyrinde canan ile
Rahm-i orman ehl-i dile köşk-ü adn taremidir

Reng-i nar-ı verdi çalar uğrudur gûrûb-u sayf
Akşam, taksim-i ganimet-i nevbahar cemidir

Yanar dide-i uşşakın derununda her dem ki
Bu ateş temmuzdan değil sevdanın keremidir

Neshi acep mi kaptırdın gönlünü bir Temmuzda
Kavl-i ezel sayf efsunu, şemistan hikemidir

M. Bahadırhan Dinçaslan

Nedim'in "destide duhter-i rez destde duht-ı merdüm / kime el verdi felek böyle begim dünyada" beytine gönderme.

12 Temmuz 2013 Cuma

Sürgün

"that is not dead which can eternal lie,
and with strange aeons even death may die"*

H. P. Lovecraft

Sürgün

"aldan cetken cılgımın
alazı kaydal, kongurey?
aldı kojun çonumnun
alı kaydal, kongurey?"


"Üstümüze gök mü bastı, yer mi yarıldı?"
Sürülerim vardı benim, sürüler hani?
Tanrıyla güreşen kolum... N'oldu, kırıldı?
Tulparlarım, basmacılar, börüler hani?

Hani, ayam içi gibi bildiğim dağlar?
Hani, gökyüzü çadırdı, güneş tuğumdu?
Ahoy ahoy! Ağıtsızım, bana kim ağlar?
Gören tanrı bana niçin gözünü yumdu?

Deşt-i Kıpçak, yollarına bir hacı gibi
Düşerdim ya bir zamanlar sevgilim için
Unuttun mu beni İtil, yabancı gibi
Ardımsıra ufka doğru bakışın haşin

Hangi tanrıyı kızdırdım düşman kesildi
Bir zaman yılkılarımı besleyen ova
Benim göğüm bana böyle meşum değildi
Göğüm de mi esirindir söyle, Moskova?

Tanrım kör oldu, yamçıma tevekkül etsem
Vursam yola ayaklarım nereye çıkar?
Yuvasından düşen yavru kartalım, sersem
Anam atam yok, olurum kuzguna şikar

Atam tamgası çakılmış kamam, kılıcım
Anamın eliyle dikip verdiği gömlek
Hepsini ardımda koydum, bundandır hıncım
Tasam, ağıtsız, höyüksüz ve yuğsuz ölmek

Benim gökçek İtil'ime Volga dediler
Kızıl aktı katil Volga, amansız Volga
Karadeniz! Bir bacımı sende yediler
Şeytan soyu balıkların dalga-be-dalga

Gidiyorum, bir kardeşim burda yatıyor
Üstü dört mevsim bembeyaz karlarla kaplı
Kanından yeşeren güller kırmızı ve mor
Gözleri çivi, her daim doğuya saplı

Uyanacak gökçe kamlar davul vurunca
Sonsuza dek yatabilen ölü değildir
Sonsuzluğun zembereği bir gün durunca
Kardeşim de hesap sormak için dirilir

"Kökde bir carık culduz
Tavga aylanıp batadı
Ay Alanla! Uçkulan'da
Bir Tulpar ölüg catadı"

M. Bahadırhan Dinçaslan

*"Sonsuza dek yatabilen ölü değildir / Ve tuhaf sonsuzluklarda ölüm bile ölebilir."


27 Mayıs 2013 Pazartesi

Aşk-ı Memnu

Gene ol zalimde dildade-küşlükten nişan vardır
Görürsün, hançer-i ebrusunun nevkinde kan vardır*


Ne vaslında nasip olur lebin meyine kanmak
Ne hicrine tahammüle fakirde imkan vardır

Lebleri dahi zebanı misl-ü teslis-i tersâ
Gönlüme üç cemre düşer bûsunda Nisan vardır

Nail olsam bir şeb içre ol yedd-i beyzasına
Parmağının her birinde nice bin ihsan vardır

Deme kim laf yok hüsnüne ah şu nâzı olmasa
Demek layık mı esma-ül hüsna'da noksan vardır**

Tıfıl Neshi! Şad mı olur peri kızına yanan?
Had bilmeyen fanilere daima hüsran vardır

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Bu beytin kime ait olduğunu hatırlayamadım. İhtimal, Nef'i'nindir. Bir yolculuk esnasında aklıma düştü, devamını getireyim dedim, alıntının orijinalliğinden de emin değilim, aklımda böyle kalmış.

**Nedim'in "ah kim hercaidir, bigane-meşrebdir biraz / o perinin söz mü vardır yoksa hüsn ü ânına" beytine gönderme, bir nevi cevap.

27.05.2013

29 Nisan 2013 Pazartesi

Umma

"İnceldise hecr ile karınca gibi belin
Firkat nice bir ola Süleyman ire umma"
Dehhani

Umma gönül, canını ver sen canân ire umma
Sabrı çatlat ümmidi kır yar hemân ire umma

Ol hakk-ı semi' ve'l habir dahi sağırsa sana
Ahın sinene mahpus tâ asumân ire umma

Derd u gamın yükünü çek pir ol bükülsün belin
Bu yola çıkan menzile nev-civan ire umma

Hakk çevirdi yüzün bizden meydan Mervan'a kaldı
Ol sahib-i zülfikar ol hun-feşân ire umma

Misl-i İsa zebun olup bileklerinde çar-mıh
Cibril gökten nüzul olup mihribân ire umma

Misl-i Sümmani ara sen yedi iklimde yari
Çek cefayı amma vasl-ı Bedehşan ire umma

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Dehhani, Nef'i ve Sümmani ustalara bir nevi nazire...

Dehhani'nin dediğini girişte alıntıladım. Nef'i diyor ki, "Gamzen ne dem ki tığ çekip hun-feşan olur / Uşşak-ı dil-figara ecel mihriban olur". Sümmani de şöyle bitiriyor arayışını anlattığı destanı: "İmdi yolum Bedehşan'a düşüptür..."

13 Ocak 2013 Pazar

Epope

Petöfi'yi dinledikten beridir*
Nabzımın medi Merv, ceziri Peşte
Arpad'ın yemini boynumda zincir:
Bir Asyalı vicdan, doğulu fikir
Baştan başa bozkır kokan bir beste
Uyağı nazire alçalan güne
Dizeleri gökten yerin yüzüne
Sıralı dağlarla örülen şiir

En kavi çelikten çağın örsünde
Dövüldükçe daha, daha da mağrur
İnsanın tanrıya attığı künde
Oğuz'un acuna saldığı ünde
Yankısı som yalaz bir öfke: Timur
Dona girip kılıç kuşanan bozkır
Bir kuş kadar hafif, dağ kadar ağır
Pırıl pırıl yarın kararan dünde

Tüneği kumrudan dölü laçinden
Baküs'e nazire bir bağ bozumu
Deşirilen güller Çin'den Maçin'den
Rus'un ötesinden, İran içinden
Renk renk insanların eşsiz uyumu
Damgası besbelli: fena halde Türk!
İçi latif ipek, dışı rahim kürk
Bin cevher yumağı çelik perçinden

En yeşil ve mavi ruhuyla Hazar
Benimdir, benimdir bu deşt-i Kıpçak
Yere bak! Taşlarda benim izim var
Göğe bak! Yüzünde yıldızım parlar
Benim Avrupa'ya saplanan bıçak
Akan kanda biten kıpkızıl güller
Saldığım gecede yeşeren seher
Tohumum Hun benim, filizim Macar

Sadağımda kırk çatallı Yıldırım
Bre Doğan! Bre Doğan! Yarın uzak mı?
Bir yanım acunda neden hep yarım?
Ayanlar içinde bir ben mi sırım?
Tufanım gün gelip durulacak mı?
Kırıldı dalları kurudu Ağaç
Budunum denize hasret suya aç
Yeşile çalar mı gün gelip sarım?

...

Kadın, gözlerimden sen içerimi
Oku: Destanların çocuğuyum ben
Seni, beni ve tüm kardeşlerimi
Kurtarmak için ben tatlı serimi
Veririm, yeşersin senin de ülken
Asyalı bir tufan, koptum, taşarak
Tuna'yı ben işte tekrar aşarak
Geliyorum yaktım şiirlerimi!

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Petöfi: Sandor Petöfi. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun "Petöfi seni dinliyorum" diye seslendiği şair.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Sual

"Nedir lebinde bu terlik tatlılık güya
Şeker tebessüm edersin gülab söylersin"

Nedim

Söyle dilber avaze-i elest sühanın mıdır
Ziyası şems u kamerin nur-u ruhanın mıdır

Suretin üzre nakş olup şi'r-i sırr-ı ilahi
Ol mühr-ü Hüdadır yahud şirin dehanın mıdır

Lutf eyle ki kerem senden hamd ü sena gedadan
Kıl ruşen ki bu sergeçte yar-i nihanın mıdır

Benim yanmaklığım sana hoş ey bût-i muşrikûn
Kurbanın olmama sebep zevk-i duhanın mıdır

Ey sen gevher-i lamekan Neshi kalbine sığdın
Fakirin sinesi cihan-ender-cihanın mıdır

M. Bahadırhan Dinçaslan