2 Ekim 2019 Çarşamba

Asker Türküsü

Kan, çamur ve göz yaşından mısralar örüyorum
Mavzerimin tarakası ilhamı meşum vezin
Ufku cehennem yutuyor ben seni görüyorum
Bir munis hatıra gibi ucunda bu dehlizin

Beyhudedir, beyhudedir sana çıkmayan yollar
Nafiledir, nafiledir bu menzilsiz yürüyüş
Ardımda bir altın hayal zayıf anımı kollar
Önüm sıra silüetin ayak izlerin gümüş

Ve hakikat, som çeliğin buzul kokan nefesi
Bütün yolların sonunda kumandansız bir tabur
Gözlerinde Azrail'in yosun kokan gölgesi
Yenilmeye bir reddiye, çarıksız fakat vakur

Bir bensiz sabahı sana getirince doğan gün
Koynuna künyemi kızıl koyunca meşum şafak
Çelenk solar, adımlarla öğütülen ömrümün
Nişanesi, mezarıma bir avuç çakıl bırak


10 Eylül 2019 Salı

Efsane

-Yelken şairi Arif Nihat Asya ve Xan Şuşinski anısına, kıymetli Hocam İskender Öksüz'e armağan-

Toynak sesleri çınlıyor hâlâ Kuray Kırı'nda
Bıçak yarası yeşildir Aralkum'un bağrında
Dinle, hâlâ bir terennüm nişansız mezarında
Taşlar efsanesin söyler: eli, kağanı vardı

Kervankırana aldanmış bu zavallı yolcunun
Gördüğü hep çöl değildi o çekik göz ucunun
Fal açınca kehkeşanı kıskandıran burcunun
Gökte yıldız teyelleyen sahipkıranı vardı

Bir filinta boylu levent bıyığı üç yerinden
Ensesinde düğüm düğüm - omzunun üzerinden
İpeğine dolan rüzgar Allah'ın ciğerinden
Yedi denizde yelkeni, koyu, limanı vardı

Kaf Dağı'nın tepesine kurulunca divanı
Yedi iklim dört diyara erişirdi fermanı
Hâlâ, kara dağlar ardı okur Azerbaycan'ı
Böyle kul olmazdan evvel... Şuşa'nın Hanı vardı.

M. Bahadırhan Dinçaslan



23 Ağustos 2019 Cuma

Mahzun Olma

Mahzun olma, olma mahzun sen yüzünü asınca
Arşa asıyor ruhumu kıvrımı meşum kanca
Bir celep neşter vuruyor yanağımdan içeri

Çöküyor bir kabus gibi melül mahzun duruşun
Sözlerin hepsinden ağır: kelimelerin kurşun
Seherde bir silah sesi şakağımdan içeri

Duyuyor musun sevgilim çığlık çığlık keşişler
Yosun kokulu mabedin mermerlerini dişler
Bir dikenli tel geçiyor kulağımdan içeri

Gün doğsa da üzerime damdan zulmet akıyor
Gözlerinin karanlığı huzmeler bırakıyor
Delik deşik perdelerde şafağımdan içeri

Titriyor göz bebeklerim kapı gıcırtısına
Seni beklerken misafir diye kim geldi bana?
Ayak sesleri ölümün sokağımdan içeri

M. Bahadırhan Dinçaslan

30 Haziran 2019 Pazar

Tempus Fugit

-Kadim çağlarda uykusunda ölen, o çağların tafsilatlı bir çetelesini tutan ciltler dolusu bir eserde adının anılmadığını gördüğüm bir şairin anısına-

Bir avuç çamur al kabristanımdan
Üfle, bir teselli lazımsa sana
Olur ya, tekerrür ederse zaman
Bir mucize olur gelirim cana

Gözlerinde bir tül, yalancı mazi
Dürer bir tomarda gerçeği saklar
Zamanın katibi unutur bizi
En sonunda kendisini bıçaklar

Bir ihtiyar şair uykuda ölür
Değişir izzeti ve dünyasını
Geceleyin bir entrika örülür
Himyer kralları tutar yasını

Sustuğu bir anda hemen herkesin,
Emre ve yasağa bir intifada!
Kavmine seslenen o yiğit sesin
Son sedası nabız kulaklarımda:

Hayat bir tağşiştir, ölüm avarız
İster inan ister kendini kandır
Yaşar ölür yaşar ölür yaşarız
Bizi helak eden ancak zamandır

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Haziran 2019 Cumartesi

Muhalif Ülkücüler Ağıdı

“Gilead’da merhem yok mu” diye ağıt yakan Yeremya’nın, “adımı küçük harflerle yazdılar” diye ağıt yakan Nemecsek’in, Prusya Kralı’nın istimlak emrine “Berlin’de hakimler var” diyen Alman değirmenciye özenen Türk köylünün ve 20 Ağustos 2018’de islamcı ve rusçu olmadığı için hedefe konan bahadırhan’ın beyanıdır:

Küçük harflerle yazdılar ah zavallı adımı
Kalbi yumruğundan büyük bir sokak çocuğuyum
Ankara’da hakimler var, duyar mı feryadımı?
Yusuf eder mi beni de hapsolduğum kör kuyum?

El açsam soyuma düşman yadırgının Allah’ı
Seslensem sesime sağır Ankara’da kulaklar
Omzumda Atlas’ın yükü Ben-İsrail günahı
Hangi ağaç peşimdeki gezler gözlerden saklar?

Nere varsam tuzak kurar ayaklarıma rakip
Küfrün, hırsın ve yemyeşil sineklerin tanrısı
Yedi dedemden yadigar bağı istimlak edip
Değirmende hak öğütür sarayın soytarısı

Ne Yeremya merhem bulur ne Ankara bir hakim
İkbal, kader; Allah bile bidadin elindedir
Hangi kahvede sorarsan cevap budur nitekim:

“Hakim mi? Ne arar beyim. Hakimler Berlin’dedir.”

M. Bahadırhan Dinçaslan

17 Mayıs 2019 Cuma

Bozkurt Biblosu

Cehennemde kuyudaşım Ömer Faruk Engin, terk-i diyar eyledi, güneşin battığı yere gitti. Yeni ofisinde geldiği yere atalarının geldiği yeri hatırlatsın diyerek, bir bozkurt heykelciği yollamıştım. Tesadüf, kendisi de Türkiye'den bir bozkurt heykelciği götürmüş, masasına koymak için. Bu tesadüfe ithaf olunur.

İlk çıktığın yurttan yadigar diye
Bir önceki yurttan sana hediye
Bak dostum, sonra dik başıvı göye
Ardahan belinde bağları düşün

Gurbetin gölgesi sınar yüzünde
Bak dostum, bir sır var kurdun gözünde
Baktıkça bir zaman Kıpçak düzünde
Tanrının gezdiği çağları düşün

Eğil de bir bak bu küçük heykelcik
Öteki aleme açılan eşik
Bir hayat üflüyor bu ölü çelik
Bir de dön yüzünü, sağları düşün

Gök çadır, güneş tuğ; masana kondur
Totemini diktiğin yer yurdundur
Ova elin olsun, dağlar kurdundur
Dağları, can dostum, dağları düşün.

M. Bahadırhan Dinçaslan

-Dedin bes, veten de sabıq vetendir,
Gördün ki, dostun yox, hepsi düşmendir,
Vetenden qalan bir quru kövşendir,
Ondan da el çekib vaz keçax, Nebi!-

18 Mart 2019 Pazartesi

Oprichnik

Yüreğim bir ehramdı, lanetli mezarımı
Mührünü kırıp talan edince melun nebbaş
İçime ve dışıma hükmeden Sezar'ımı*
Ağuladı Goşenay eliyle yavaş yavaş

Uzansam yatağımda düşmanım hazır: Karım
El açsam eşiğinde dostum sorar: Bu kimdi?
Dün Allah'ın elinden kavrayan parmaklarım
Bir tetik boşluğunda kıvranır durur şimdi

-Bir de şu keşişler var kirlidir tırnakları
Hani taş duvarına saplanıp manastırın
Sırıtarak tırmalar aşağı bir yukarı
Hani, azar duyunca bulantın, karın ağrın-

Yürürsün taş döşeli eğri büğrü sokakta
Fener çoktan sönmüştür kusarsın bir köşeye
Çakılmış bir silüet, yakınlaşmaz, uzakta
Hani, kukuletalı, simsiyah o hafiye

Ne zaman tökezleyip omzun üstünden baksan
Sana bakıyor gibi öyle dikilir orda
Dumanı onu çizer durup sigara yaksan
Sevdiğin kadınlara ortak olan hovarda

Tatsan, onun dudağı, dokunsan onun eli
Uzlete ilticanda liman bekçisi hatif!
Gözleri üzerinde kendin bildin bileli
Burnunda hep o koku! Yeşil, yapışkan, kesif!

Senin içine girip senle içlere giren
Ah o meşum ehramın kustuğu dişi şeytan!
Yazgını lif lif edip çıkrığını çeviren
Geçirip ilmeğini çekiveren boynundan

Biliyorum birazdan ayağım bir çukura
Takılıp düşeceğim hiç kalkmamak üzere
Bulanıp lağım suyu, kusmuğum ve çamura
Öleceğim kimsesiz can çekişip bir süre

Goşenay üzerime eğilecek yeniden
Sivri dişleri korkunç, dudağında istihza
Kıvrık gülüşü yılan, gözleri birer mahzen
İki kocaman boşluk. Arkasında bir feza

Diriltecek bininci defa aciz ruhumu
Çağıracak hiçliğin tesellisinden beni
Sırtı kırbaç lekeli sıska kürek mahkumu
Sürükleyen benim ya, o tutuyor dümeni!

Nefesi rüzgar olup yelkeni şişirecek
O mu benim peşimde, ben mi onun, bilinmez
Ufuk çizgisi meşum, alaycı bir engerek
Bir kabus yeknesaklık. Ne bir liman, ne körfez

Bedenim benim değil, bir cadının mabedi
Hayatım oyuncağı, merhametsiz bir sapık!
Goşenay'ın elleri oynayacak ebedi
Minik eğlencesinden bıkana kadar artık...

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Ива́н Гро́зный​