22 Aralık 2015 Salı

Şeb-i Yelda

"Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkit ne bilir
Mübtela-yı gama sor kim geceler kaç saat..."

Şu çöken geceye yeminim olsun
Şüphesiz ki evvel ahir senindir
En derin uykunun sırrına medfun
Sakladığım bu cevahir: Senindir

Ayın en bakire çehresindesin
Ebedi leylîyim gıyabında ben
Şükûf-u beyaban açtı nergisin
Mecnun'um beyhude serâbında ben

Bir sabah uyanıp uykudan mahmur
Bulayım o mevud fecr-i karîbi
Davud'a nazire dilimde mezmur
Dereye susamış bir ceylan gibi

Güneşi özledim Rapunzel gökten
Sarkıt saçlarını göğe çıkayım
En uzun gecenin şakağına ben
Bir namlu dayadım... Sık de sıkayım!

M. Bahadırhan Dinçaslan

"Vel leyli izâ yagşâ."
"Ve inne lenâ lel âhırate vel ûlâ."
"Küll-i atin karib"
"Sicut cervus desiderat ad fontes aquarum, ita desiderat anima mea ad te, Deus."

1 Aralık 2015 Salı

Abrek

-Rus uçağını düşürerek Qwrey Zawe'nin ciğerimizdeki acısını bir nebze olsun teskin eden kahraman Türk Hava Kuvvetleri'ne ithaf olunur-

Ah bu dağlar, bozuna gül taktığı anamın
Bu dağlar, cedlerimin Rus'a tetik çektiği
Mavi gözlerle ufku tararken uzak yakın
Pınarlarında meşum bir çığın biriktiği

Kalbinde pır pır eden o en masum günahla
Temirqoy'un köyünde qaşenim benzi soluk
Kaçar, yaz geceleri söyleşirdik Allah'la
Mingitav doruğunda senli benli olurduk

Herkesten uzaktık biz, yalnız Allah'a yakın
Göğün hemen altını yurt tutmuştuk dağlarda
Munis torunlarıydık şan yürütmüş bir halkın
Nartların yeryüzünde gezindiği çağlarda

Şimdi qaşenim değil, martinimdir sardığım
Ellerim gül deşirmez, bir kınjalda, bir şaşka
Ne bir çeşme başı var geceleyin vardığım
Ne bir nazarlık cemal ayın yüzünden başka

***

Dün gece bir Kabardin kıvılcımını çaktı
Boz alışkın gözüme turkuvaz bir rüyanın
Gökler aralandı da Setenay bana baktı
Çekti omuzlarımdan cüssesini dünyanın

Karayelle sevişen Kabardin yelesince
Hafifledim ve dört nal düşmana sürüyorum
Batıda gün batarken, belli belirsiz, ince
Ufukta Setenay'ın elini görüyorum

Candan önce şereftir atamızın şiarı
Pşıkoy'a aşk olsun! Ardından yürüyelim!
Ruhlarımız ararken batıda o diyarı
Bırak cesedimizle burada çürüyelim

Gam değil ki Abrek'i Rus kasabın kestiği
Bir kıvançlı şafağın dölyatağı bu keder
Şimalden ruhumuzun kanadına estiği
Bir kartal doğar bir gün, kuzgunu şikar eder

M. Bahadırhan Dinçaslan

Abrek: Çerkes eşkıyası, Ruslara karşı gayr-ı nizami harp uygulayan direnişçilerin ismi
Temirqoy: Birebir anlamı "Timuroğlu", bir Çerkes kabilesi
Mingitav: Elbruz, Oşamafe dağına Türklerin verdiği isim, Bengü Dağ, Ebedi Dağ
Nartlar: Kafkas mitolojisinde tanrısal varlıklar
Qaşen: Sevgili
Martin: Bir tüfek çeşidi
Kınjal: Çerkes kaması
Şaşka: Çerkes kılıcı
Kabardin: Kabardeylerin yetiştirdikleri at cinsi
Setenay: Nart, kadın tanrıça
Candan önce şeref: Psem yipe nape
Pşıkoy: Bjeduğ prensi, onlu yaşlarının başında Rus savaşında şehid düşen kahraman
Şimal: Kuzey, Gemuhluoğlu'nun Şimallim şiirinde ölümsüzleştirdiği

Hava Kuvvetleri komutanı Abidin Ünal'ın da Çerkes olması güzel bir tevafuk.




20 Kasım 2015 Cuma

Şişenin Dibi

"Üzülme, eldendir elin kısmeti
Dıramanın, garson, değil sırası
Bu, varoluşumun günlük diyeti
Şu, senin oğlanın okul parası

Bugün de göründü şişenin dibi
Müziği kapat sen. Şimdi çıkarım"
Parayı avcuna tükürür gibi
"Ölüyorum" dedim, "öyleyse varım."

M. Bahadırhan Dinçaslan

18 Kasım 2015 Çarşamba

Mehlika Haccı

"Dedim dilber yolunda ne çok aşıkların ölmüş
Dedi kim Kabe yolunda ölenlere hesap olmaz"
                                                       Necati Bey


Bir kadim efsanedir ki ustalar anagelir,
Tanrı bir gün hazz-ı tekvin ile hey'cana gelir,
Bir şiir yazar ki duysa cesetler cana gelir,
Özgedir ol ki ne dile ne de lisana gelir,
Nakşeder levh-i mahfuza bundan ol mana gelir;
Ki mısra boyu encamı ins ü cin mahlukatın,
                            Sen mısra-ı bercestesin duyan imana gelir!

Ey Allah'ı sarhoş eden şihab-ı ufk-u ekvan
Ey mucib-i şirk ü küfür, ey hannas-ı müselman
Künt ü kenzin beyanında mirat-ü pakta nihan
Ey Mehlika! Heftpare dil hâlâ yolun nigehban
Kerem eyle çağır beni ömür bitti el-aman!
Lebbeyk ey dilara lebbeyk cennet Allah'ın olsun
                            Ateşine İbrahim et kulun ravzana gelir

On beş bahar gül deşirdim guşe-i serpuşuna
Bir kenarı işaret kıl bende-i hamuşuna
Şeh gedadan ar eder mi himmet et berduşuna
Bari bir gecelik dahil eyle ayş u nuşuna
Müştak-ı cay-ı behiştim ilticam ağuşuna
Ne bir tüten ocağım var ne çalmaya bir kapım
                            Merhamet et kime gitsin bu Mecnun? Sana gelir

Kapılmışım gerd-i felek ömr-ü revan cûyuna
Bir bestenin ta ebede süren güft u gûyuna
Misl-i andelib meftunum ey gül-i rânâ bûyuna
Ne var hak-i payinden bir zerre konsa rûyuna
Gurbetime bir Musa sal uyup gelem kûyuna
Ol diyene bir nazire gel deyiver ne olur
                            Kapında ricacım olur şeytan vicdana gelir

M. Bahadırhan Dinçaslan

7 Kasım 2015 Cumartesi

Şükrü Baba'nın Meyhanesi

Meyhaneci getir, soframız kıyak
Dostuma, abime bir kadeh doldur
Dert etme hesabı sen bana bırak
Koydum ben cebime, bir kadeh doldur

Sen rakıyı usul usul dökerken
Sigara yaktırsın aklımdan geçen
Akayım içime yudum yudum ben
Vurayım dibime, bir kadeh doldur

Yabancı değil ha, bizimkilerden
Azatlı kuluyum ta eskilerden
Bir taze fıçı aç, getir kilerden
Eski sahibime bir kadeh doldur

Kafayı buldur da... Al peşin bahşiş!
Şişede sabaha çıksın meneviş
Dudakları Ebu Leheb kesilmiş
Susamış rabbime bir kadeh doldur

M. Bahadırhan Dinçaslan


6 Ekim 2015 Salı

Avşar Direnişi Destanı

-Avşar olmasa da, delişmen Avşar ruhunu yaşatan Mehmet Kürşad Yavan kardeşime ithaf olunur-

Hey ağalar düşman dizildi düze
Karşısına çıkıp varılmalıdır
Kim çıkar bu gece ardı gündüze
Bu meydanda karar verilmelidir

Koman ha leşlere sünmeli itler
Cehennemden seda versin şehitler
Yavuklusun koyup gelen yiğitler
Yar diye kılıca sarılmalıdır

Sesine ses verin uca dağların
Meyini tadarız yarın bağların
Tek bu gece cenge gelen beğlerin
Döşü dilim dilim yarılmalıdır

Yazgı yolumuzu uç uca ekler
Encamını görüp kaçmaz erkekler
Bu yolun sonunda cehennem bekler
Dört nala delişmen girilmelidir

Tenimiz al kana sedef olmalı
Alnımız oklara hedef olmalı
Kırat altımızda telef olmalı
Kalkan kolumuzda kırılmalıdır

Kahramanlık erden, kızdan değildir
Erlik bilektedir, sözden değildir
Sırtı dönük ölen bizden değildir
Daima ileri sürülmelidir

Sağlam kakılmalı atın kaltağı
Kavi bilemeli eğri bıçağı
Yirmi yıldır düşte görülen yağı
Martinin gezinden görülmelidir

Avşarın yürüsün şöhreti Çin'e
Birimiz yamaçtır tam on üçüne
Bir lağım çukuru açıp içine
Düşmanın leşleri serilmelidir

Batır der ey beğler söyledim bunca
Başımızın kefi inmeli konca
Uğraşın hengamın sesin duyunca
Köroğlu mezarda dirilmelidir

M. Bahadırhan Dinçaslan

29 Eylül 2015 Salı

Araf

Erkekler ağlamaz. Gözbebeğimde
Bir tufan muştusu göllenir durur
Yutkunup içime gömdüğüm cemre
Baharı yakamaz, küllenir durur

Gurûbun tülbendi kızıl şehrayin
Başına örtülür munis ve serin
Ebedi arafta güveysiz gelin
Beyhude allanır pullanır durur

Dolanır boynuna akrep, yelkovan
Kayar da altından zaman ve mekan
Otel odasında bir yetik ozan
Sarkaca nazire... Sallanır durur.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Yetik Ozan, nam-ı diğer Turgut Günay, bir otel odasında kendini asmıştı.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Epiphany

Bir yıldızsız feza kafatasımda
Layemut saklambaç bir bilmeceyle
Yazgımı avcuna alan tılsımda
"Yukarda nasılsa yerde de öyle."

Gözlerimde fersiz bir intifada
Aynamda heyula, şekilsiz, silik
Beni Leheb soyu avuçlarımda
Allah'a nazire bir kimsesizlik

Güneşin altında yeni bir şey yok
Ve bütün yarınlar bir adımlık yol
Kupkuru sedefin meyvesi barok
Tatar Çölü'nü bekleyen karakol

Ne zaman haykırsam buz alev garaz
Yağar arştan arza ölü melekler
Gözüme kast eder bir sinsi mecaz
Endülüs'te bana havlar köpekler

Lanetim çınlatır taht odasını
Bir rabbin cesedi titrer, ürperir
Bir dehşet sarmalar kethüdasını
Tılsımı bozulur ağzımda erir

Kusarım: İyelik sancımı, beni
Beslerim ağzımdan yavrularımı
Ne "keşke", ne "neyse"; yalnızca "hani?"
Yakarım bütüne müştak yarımı

Avlarım bahçeme konmazsa suna
Ne canlar yakarım, yansa da canım
Esirgenen bir tebessüm uğruna
Ağlatırım ve ağlarım: Pişmanım

Ey rabler efsunu lahuti etir
Boşandır yalandan, sıyrıl gerçekten
Buğusu üstünde bir seher getir
Reyhani'nin özlediği çiçekten.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Notlar:

-quod superius sicut inferius
-tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb
-nihil novi sub sole
-külli atin karib
-il deserto dei tartari
-un chien de andalou
-gott ist tot

-"ben de bir aşığım reyhani adım 
sorun çiçeklere, az mı ağladım 
benim tabiattan tek bir muradım
götüreyim nazlı yare bir çiçek."




23 Ağustos 2015 Pazar

Villanelle



Hâlâ aklımdadır sanki dün sabah
Yazgımı avcuna almıştı mel'un
Göz kapaklarımda bir titrek günah

Teşyi' merasimi "...hayya alel-felah..."
-Sırtıma dünyayı yüklenip yorgun-
Hâlâ aklımdadır sanki dün sabah

Veyl u vah babama, anneme eyvah!
"Giden gelmez yola gidiyor oğlun."
Göz kapaklarımda bir titrek günah

Anamın ak sütü ağzımda gümrah
Dilimde bir dize "bir rüyan olsun"
Hâlâ aklımdadır sanki dün sabah

Babamın alnında açıldı berzah
Bir divan kuruldu ödendi düyun
Göz kapaklarımda bir titrek günah

Evladı çarmıhta, göklerden Allah
Balkıyıp devrildi bozuldu sükûn
Hâlâ aklımdadır sanki dün sabah
Göz kapaklarımda bir titrek günah

M. Bahadırhan Dinçaslan

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Şükrü Baba'nın Yeri

Bir gazele sarıp emanet etti
Aklını caminin şadırvanına
Zılline döngeri işaret etti
Kadehini kırdı, kıydı canına

Şükrü Baba'nın yerine gelirdi
Tanırdım. Geçimsiz, biraz ukala
Bir tuhaftı zaten. Demek delirdi
-Bir dağda kurt öldü... Camide salâ-

Sohbete dalınca arkadaşları
İçerken bir resme bakar dururdu
Sonra neden bilmem kalın kaşları
Çatılır, sigara yakar dururdu

Bir gün sordum "Kardeş, anlat şu derdi
Dil çözmezse içmekten fayda nedir?"
Kendi gibi tuhaf bir cevap verdi:
"Bilmezem kam-ı dil-i şeyda nedir."

Yutkundu, uzandı sonra rakıya
Öz kanını içen bir adam gibi
Nakaratta eşlik edip şarkıya
Yaylandı gelmeden şişenin dibi

Titredi kalkarken dudakları "Eh..."
Bıyığında boz tütün lekesinde
Ezdiği izmarit, koyduğu kadeh
Bir yarım yetmişlik terekesinde

"...Bana müsaade" vasiyetiydi
Mekandan geceye su gibi aktı
Demek o geceden bu niyetiydi
Ve Şükrü Baba'yı bize bıraktı

Tanıyacak onu, gelse ne zaman
Kim Şükrü Baba'nın meyhanesine
Son sigarasından bir içli duman
Karışır bu şehrin efsanesine

M. Bahadırhan Dinçaslan

6 Ağustos 2015 Perşembe

Şeyda Makamı

"Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır."
Nesimi

Sorma be birader men rabbükeyi
Hiçlik içre bizim gizimiz vardır
Bizde oruç namaz yoksa kınama
Beytullah yolunda izimiz vardır

Nefsimize uyduk uymayız size
İftalar boşuna çökmeyiz dize
Kelamullah diye kibretme bize
Bizim de Allah'a sözümüz vardır

Ene'l Hak diyorsak o da hakçadır
Makamımız şeyda derler tekçedir
Erenler ceminde geçer akçedir
Allah'ın indinde nazımız vardır

Cenneti ışıtan bizim nurumuz
Cehennemi yakan bizim narımız
İlişme akıldan vardır zorumuz
Levh-i mübin üzre yazımız vardır.

M. Bahadırhan Dinçaslan

19 Temmuz 2015 Pazar

Kalan

"Seher yelleri eserken geceler zara düştü
Dolunay savrulup gitti harmanında kalan ben..."

Sefai

Cuşiş-i bezm-i ezelde taksim olmuş yedi renk
El alı yeşili aldı karasında kalan ben
Tadan tatmış tazesini göğe asılı hevenk
Geceler boyunca meyhur şırasında kalan ben

Falda yıldızlarım bir gün felaha dizilmedi
Bozuldu da muvazenem mizanım bozulmadı
İki elimle ettiğim haneme yazılmadı
Bir iyelik sancısının kirasında kalan ben

Nefs-i mutmain muhaldir fikr u zannım nazari
Bir gülün ağıdındayım ah u zârım hezari
Bir hatifin peşi sıra bana düştü taharri
Vahyini yellere saldı Hira'sında kalan ben

Bir ebedi sa'y halidir nefes alıp verdiğim
Yedi şavtın bereketi ilhamına erdiğim
Mısraımdır kurban diye ayağına serdiğim
Mebrur olmaz Safa Merve arasında kalan ben

M. Bahadırhan Dinçaslan

9 Temmuz 2015 Perşembe

Mektup

Eve döndüm melüldü, masa, yatak ve sedir
Eksiktim vücudumun sanki bir azası yok
Külli atin karib ya kavl-i ezel kahpedir
Eder yanına kalır, feleğin cezası yok

Gidiverdin koluna girince seher yeli
Ayak izin som gümüş papatyalar bezeli
Bir mektup ısmarlasam dedim gittin gideli
Mürekkebim buz kesti kalemin yazası yok

Şimdi güreş vaktidir akreple yelkovanla
Yalvaramadım "gitme...", erkeğim ya, sen anla
Nasılsa geleceksin diye usul erkanla
Dilim uğurlar amma gönlümün rızası yok

Gök kelebek müştakı tırtılın kozası var
Bahadırın Mervesi, yıldızın fezası var
Gel, gel beri ki savm u salatın kazası var
Sensiz geçen zaman-ı hayatın kazası yok

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Külli atin karib: "Bütün gelecekler yakındır", Kuran'dan.
*Kavl-i ezel: Ezelden beri söylenegelen
*Son iki mısra Nesimi'ye aittir. "Gel, gel beri ki oruç ve namazın kazası, telafisi var ama sensiz geçen ömrün telafisi yok."

25 Haziran 2015 Perşembe

Amor Fati

"Bu kavli sürahi eğilip sagara söyler
Ne der?"


Bir akşamdan kalma vecdin omzuna yaslanmıştım
Döndü yürük semaimiz bir fasl-ı ilahiye
Hatif, meçhul bir tanrıyla konuşuyor sanmıştım
Adın mıydı söylediği sagarın sürahiye?

Sonra bir ipek silüet, kıvrım kıvrım Medusa
İşte insan! Ve som günah cevheri, işte kadın!
Herkes gibi yaşardım ben ah saçların olmasa
Tanrılara şirk koşuyor küfür kokan saçların

Sonra ellerin kadehe nim berefşan aheste
Şarabı besteler gibi uzandı pek mülayim
Kün diyeni epsem edip avaze-i eleste
Arsızca nazire yapan bu sesin peşindeyim

Kaderim ey! Bu aşk değil, cehenneme bir ılgar;
Bırak, alsın ikimizi yezit kızıl serencam
Yandım gözlerine doğdum ateşten pervam mı var?

Kıyametim, işte sana kıyamda, sücuttayım
Bırak, cennet yaratanın olsun seni bırakmam
Makberim ey! İşte servi, işte gül: tabuttayım!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Notlar:

"Herkes gibi yaşasana sen / İşine gücüne baksana"
Attila İlhan

"Ecce Homo!" (İşte İnsan/İşte erkek)
Pontius Platius, çarmıhtaki İsa'ya

"Baki o enis-i dilden, eyvah,
Beyrut'ta bir mezar kaldı."
Abdulhak Hamid, Makber şiirinden

"Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;  
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.  
Ve serin serviler altında kalan kabrinde  
Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter."

Yahya Kemal

23 Haziran 2015 Salı

Orhun Anıtlarından Bir Pasaj'a Dair

Bugünkü MHP Zaytung haberi bir "Göktürkçe görünümlü pasaj" içeriyor. İnsanlar anlamını merak ediyor, Orhun'dan bir pasajın bozulmuş halidir. "Devlet Beg'in yirgerü Türk budunu tilser. Onçün edgü bilge kişig edgü alp kişig yontmaz. Ötüken kondukda kisre ariyığ bilig" diye bir ifade kullanmışlar.

Ben bu pasajı çok önemserdim, ki tartışmalıdır da. "Kıdmaz ermiş" diye bir cümle geçer, ben onun "kıymaz imiş" olarak okunması taraftarıyım ki, Nişanyan da "kıy- kökü kıd- kökü ile aynıdır" diyor. D-y geçişi makuldür. (Edgü - iyi, adak-ayak gibi)

Orhun abidelerinde hem "kıymak", hem "kıdmak" bir arada olabilir mi? Bence olabilir. Tam ifade şu:

Tabgaç bodun sabı süçig agısı yımşak ermiş süçig sabın yemşak agın arıp ırak bodunug ança yagutır ermiş yagru kontukda kisre anyıg bilig anta öyür ermiş edgü bilge kişig edgü alp kişig yorıtmaz ermiş bir kişi yañılsar uguşı bodunı bişükiñe tegi kıdmaz ermiş. süçig sabına yemşak agısına arturup üküş türük bodun öltüg türük bodun ölsikig.

Tam olmasa da şu anlama gelir, "kıdmak" sözcüğünü benim dediğim gibi okursak:

Çin budununun sözü şarap gibi (süçig - süci ile alakalıdır bence. Direkt "tatlı" değil, "hoş-güvar" karşılığı diyebiliriz, mey-i hoş-güvar'dan mülhem.), ipeği yumuşak imiş, şarap gibi sözü ve yumuşak ipeğiyle uzak budunları öyle kendine yaklaştırırmış. (Bu budunlar) Yakına konduklarında ancak o zaman neler çevirdiklerini anlarlarmış. (Çinliler) Bilge kişiyi, iyi kişiyi yürütmez imiş, bir kişi yanılsa milleti onun beşiğine kadar (bütün aile efradına, sülalesiyle birlikte) kıymaz imiş. Şarap gibi sözü ve yumuşak ipeğine kanıp Türk budun öldün, Türk budun öleceksin.

Tatlı değil de, süci sözcüğüyle etimolojik bağlantısı olduğunu düşündüğüm "süçig" karşılığı "şarap gibi" demek daha doğru, dediğim gibi. Hem aldatıcılık iması daha güçlü oluyor, bağlamla daha uyumlu.

Kıdmak sözcüğü ise şu açıdan önemli: Göçebe Türkler toplumsal düzeni keskin ve kesin cezalarla sağlıyorlardı. Geç dönemde böyle topyekün cezalandırma Çengiz ve diğer Orta Asya Türk devletlerinde yaygındır. Dolayısıyla önerilmiş çeviriler bence tutarsız, burada Çinlilerin yaşam tarzına Türkler tarafından getirilmiş bir eleştiri var. İnterneti şöyle bir taradığınızda, bu cümlenin çok farklı hatta tuhaf çevirilerine rastlayacaksınız.

Böyleyken böyle. Uzun uzun yazılır da, böyle kalsın.

M. Bahadırhan Dinçaslan

2 Haziran 2015 Salı

Ülkücü Şehit

Benim bir huyum vardır. Arada bir, ülkücü şehitlere yazılan ağıtları okurum. Özellikle Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun, Akif'in "Asım'ın Nesli"nden mülhem Asım'ın Nesli şiir serisini... Sanırım ülkücülükten kopamamam biraz bu huyum nedeniyledir.

Geçenlerde yine okurken, şahsen tanışmadığım, Facebook arkadaşım Ahmet Karahan ağabeyle tesadüf oldu, bu şiir serisini andık. Şiirlerden birinde anılan "Kara Mürsel, kara üzüm gözlü Mürsel"i, Mürsel Karataş'ı sık sık düşünür, "mesela o genç, anısı yaşatılmayacaksa, boşuna mı öldü" diye anar dururdum. Ahmet Bey de, "Mürsel sanki şu an karşımda gibi..." dedi, ve o dediğinden beri kafamda dönüp duran mısraları şimdi temize çektim. Şiirin ithafı ülkücü şehitleredir ama, Ahmet Karahan'a hediye ediyorum.


Ülkücü Şehit

Yanık bağrı kızıl kurşun sorağı
Pırıl pırıl isyan, vakar ve ülkü
Bilmem kaç bin yıllık göçün durağı
Islığında yetim kalan o türkü.

Ufukta bir yitik güneş avlayan
Göz değil, tirkeştir ucundan çekik
Bir müphem uzağa alıyor nişan
Bıyığından sarkan iki sert tetik

Dikilse, Tanrıdağ, Mingitav, Altay,
Eğilse bir şihab arzın üstüne
Yüzü günebakan, esrik dolunay
Kıblesi bir muştu allanan güne

Bir delik açıldı göğün yüzünde
Boşaldı zemberek, saat duruldu
Kıblesinde bir bozkurtun izinde
Tam Allah'ı görecekti, vuruldu.

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Esrik dolunay tabiri, Dilaver Cebeci'ye ait...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Albatros -II

Annemin biçtiği kefen bezinde
Bir lekeyi yıkar gözümün yaşı
Delik yelken bir elem denizinde
Dümenim pek çolak, dürbünüm şaşı

Yukarı nasılsa, aşağı öyle!*
Bir zümrüt levhada o kadim ahit
Ensemde zarbazen kırk okka gülle
Beni şair eden bu fikr-i sabit!

"Aman hey erenler! Mürüvvet sizden!"
Aynalar içre bir divana düştüm
Kaçtım fanusumdan, yıldım denizden
Bir kuşun peşinden ummana düştüm.

M. Bahadırhan Dinçaslan

* Kısaca "quod superius sicut inferius" denen, "Zümrüt Levha" diye meşhur metindeki Hermes Trismegistus vecizi. Anlamı, mısradaki gibi. Tam hali: Quod est inferius est sicut quod est superius, et quod est superius est sicut quod est inferius, ad perpetranda miracula rei unius.

Zarbazen: Bir Osmanlı topu

Bu şiir, Merve ile hikayemin buraya kadarki kısmının özetidir. Onu tanımadan, onun Umman'da yaşadığını bilmeden yazdığım Tatar Çölü, belki ilk bölümdü. Sonra Albatros geldi. Erkek Aşkın Masalı bir diğer bölümün girizgahı oldu. Bu şiir, bu yeni bölümün girizgahıdır.

"Bilsen beğim ederdi seni eşk bi-karar
Şimdi Nedim'in öylece bir macerası var"

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Adelina'ya Mektuplar -III

Örtüye bürünme, Adelina, kalk*
Soyun da sıyrılsın kabından nefsim
Tanrıyı kendiyle baş başa bırak
Ey benim aynada açan nergisim

Sun bana bugünü, her şeyi unut
Yay gibi boşanıp dünden yarından
Ben sende, sen bende, vahdet-i vücut!
Adımı fısılda şahdamarından!

M. Bahadırhan Dinçaslan

*

"Ey örtünüp bürünen. Kalk ve uyar!" (Müddessir Suresi)
"Beni yarattığımla başbaşa bırak" (Müddessir Suresi)
"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf Suresi)

27 Nisan 2015 Pazartesi

Adelina'ya Mektuplar -II: Hannas

Hannas

Peşimsıra bir iyelik sancısı adım adım
Nihayetsiz murakıbim, gölgemsin, ayak sesim
Derinliklerden adını çağırdığım muradım
Duam, zikrim, itikafım, dinim, putum, hevesim

Açıp genişletmedin mi sadrımı sen de benim
Ey kalbime fısıldayan, razıyım vesvesenden
Duam, zikrim, itikafım, putum, hevesim, dinim
Sığınmam, iltica etmem, kaçmam kimseye senden!

M. Bahadırhan Dinçaslan

"Biz senin sadrını (göğsünü) açıp genişletmedik mi?"
İnşirah suresi

"İnsanların göğüslerine vesveseler fısıldayan o hannasın şerrinden Allah'a sığınırım"
Nas Suresi

17 Nisan 2015 Cuma

Adelina'ya Mektuplar -I

Bir sıcak haziran ufkumda adın
Tuna'dan, Drina, Arda, Meriç'ten
Bir bulut devşirip içime içten
Bir nisan yağmuru bırakan kadın

Düşünde bir müphem rayiha gibi
Hasretim dolanır sokaklarında
Bir anne aranır dudaklarında
Üsküp'te bir öksüz fatiha gibi

M. Bahadırhan Dinçaslan

12 Nisan 2015 Pazar

Beyler bu başlıkta Bahadır'a sallıyoruz.

Merhaba;

Bir süredir yazıp çiziyorum, resmi kurumlar ya da gayrıresmi topluluklar dahilinde faaliyetler yürütüyorum.

Haliyle, hata yapabiliyor ya da kalp kırabiliyor, insanları incitebiliyorum.

Bu gönderinin altına, "anonim" olarak, varsa görüşlerinizi, özellikle eleştirilerinizi yorum olarak yazarsanız sevinirim. Küfür, hakaret içermeyen her yorumu yayımlayacağım. İnsan bazen yüzüne söyleyemeyebilir, karşısındakini düşündüğünde özellikle; ancak vaktini ayırıp, gerçekten lutfedip benim yazdıklarımı okuyanlar ya da sohbetlerimde bulunanların düşünceleri kıymetlidir. Bu düşünceler doğrultusunda hareket etmeyeceğim elbette: Ancak bu düşünceler benim için birer veri olacak.

Bu sayede, "kendim ile siz" arasında daha sağlıklı bir köprü kurabilir, güzel ve daha işlenmiş, etkinleştirilmiş bir senteze ulaşabilirim.

Şimdiden teşekkür ederim.

M. Bahadırhan Dinçaslan

(Not: Yorum kısmında isminizi ve diğer bilgilerinizi vermeden yorum yapabiliyorsunuz. En kolay çözüm olarak bu blog gönderisini düşündüm. Dilerseniz isminizi de verebilirsiniz tabii.)

6 Nisan 2015 Pazartesi

Tochter aus Elysium

Tochter aus Elysium (Seher Getiren)

Gel bir kılıç gibi zaman mekandan
Sıyrıl da elestî bir haber getir[1]
O gemiler bakiresi ummandan
Beş asır yıllanmış nağmeler getir[2]

Düş cennetten, boynumadır vebalin
Bir Nisan yağmuru misali, sakin
Hafız'ın kabrinden esen yele bin
Natşanım gel mey-i hoş-güver getir[3]

Promete belası o çerağdan[4]
Han Tengri'de çağıldayan bulağdan[5]
Tanrıların arzda gezdiği çağdan
Buğusu üstünde bir seher getir.

M. Bahadırhan Dinçaslan

1: Bezm-i elest, inanışa göre tanrının ruhları cisme büründürmeden evvel topladığı meclis.
2: Yahya Kemal'in, Hafız'ın gazeline yaptığı Neva-Kar bestesi ile ölümsüzleşen Itrî'nin ölümüne dair söylediği: "Belki hâlâ o besteler çalınır / gemiler geçmeyen bir ummanda"
3. "Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış..." diye şiirine başlıyor Yahya Kemal. Neva-kar'da, Hafız "bade-i hoş-güvar kû?" diyor. "Kolayca içilen şarap nerede?" demek.
4. Promete, Yunan mitolojisinde tanrılardan ateş çalan.
5. Han Tengri, Tanrıdağları'nın en yüksek zirvesi.

29 Mart 2015 Pazar

Nisan'a Serenad

Babil'in üst üste sekilerinde
Bahara muştu bir salkım gibisin
Bir bayram sabahı annemin sesi
Neşe dolan evim, barkım gibisin

Önümce İstanbul munis ve dingin
Nisanın benzine ruh veren rengin
Bir kadeh okyanus, dalgasız, engin
İçimde fırtına... Rakım gibisin!

Ev yolunda akşam çöküp karanlık
Basınca, koynunu düşünüp ılık
Dudağımda öksüz kalmış bir ıslık
Çalıp sığındığım şarkım gibisin

Ey baharın rüşdü, layemut Nisan
Ereğin yazımdır, koynumda bulsan
Din desem... Dinini terk eder insan
Seni terk edemem, ırkım gibisin.

M. Bahadırhan Dinçaslan


17 Mart 2015 Salı

Kardelen Zamanı

Sen de sol Allah'ım gibi gözlerimden perdelen
Ey ömrümün baharının müşahidi kardelen

Yedi kart bacıya inat aheste ve asude
Göğümün şuh kız çocuğu, bir Nahid'i kardelen

Hevesimin ve arzumun ayan pinhan sırrımın
Benim bilmediğim benin muvahhidi kardelen

En meşum günahlarımın en munis bahanesi
En melun dinsizliğimin tek zahidi kardelen

Senin vebalin boynuma benim terekem sana
Bir izmarit, bir boş kadeh, bir âh idi kardelen

Ben Mehlika'nın peşinde... Geçti senin de çağın
En beyhude hayalimin mücahidi kardelen

Çattım ömrün nisanında gözlerimden perdelen
Erişti şem u gülistan, yar qasidi kardelen.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Sözcükler:
Yedi kart bacı: Yedi kızkardeş, Ülker takım yıldızı
Nahid: Genç kız. Aynı zamanda Venüs'e takılan bir ad.
Muhavvih: Vahid eden, tekleştiren, birleştiren
Mehlika: Yahya Kemal'in meşhur "Mehlika Sultan"ı
Şem u gülistan: Şemistan, "güneş ülkesi" ya da "yaz mevsimi". Gülistan, "gül ülkesi" yahut "gül mevsimi".
Qasid: Azerbaycan ağzında haberci, aracı.

14 Mart 2015 Cumartesi

Bıkkın

"Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar."

Behçet Necatigil

***

Ben değildim bu sürreal tablodaki ucube*
Her nergise** başka renge boyanmaktan usandım
Zarar ziyan çeyrek yüzyıl yetişir muhasebe
Tıkanıp sigara yakmak ve yanmaktan usandım

Peşim sıra ayak sesi pür hafakan heyula
Dönsem ağzı açık tamu varsam menzil Kerbela
Sırf yürümüş olmak için adım adım bu yola
İki büklüm ve kimsesiz dayanmaktan usandım

Gün doğmadan doğan benim, benim gecem ezeli
Bir meşum ebede çıkar siyah yıldız bezeli
Güneşin altında yeni bir şey yokmuş*** göreli
Sabahta bir teselli yok, uyanmaktan usandım

M. Bahadırhan Dinçaslan

*"Ben değilim bu sürreal tablodaki ucube", Waldeinsamkeit
** "Üstüme göz dikdi nergisler nigehbân oldu hep", Nedim
*** Nihil Novi Sub Sole, "Güneşin altında yeni bir şey yok", İncil'den

26 Şubat 2015 Perşembe

Çakıroğlu Ağıdı

-Babam Duran Dinçaslan'ın, ülkücü şehit Fırat Çakıroğlu'na Avşar Türkmenleri usulünce yaktığı ağıttır-

Fırat oğlum, Çakır oğlum
Dava haktır haykır oğlum
Nerede Devlet Bahçeli,
Hiç mi yoktu hatır oğlum

Seni vuran senle yaşıt,
Dört bir yana dolmuş çaşıt,
Eşkiyalar kol geziyor
Üniverste oldu düşüt

Çakır oğlum Fırat oğlum
Serbest sana sırat oğlum
Uçmakta yoldaşın bekler
Tanrı vermiş berat oğlum

Hele dön bir bak maziye
Yürek dayanmaz sızıya,
Ege'den Bozkurt yolladım
Özmen ile Önkuzu'ya

Irmak olmuş akar Fırat
Coşmuş bendin yıkar Fırat
Tasviri durur karşımda
Bakanları yakar Fırat

Karalar giymiş hocası
Ağlıyor genci kocası
Bir ocağın bir umudu
Söndü tütmüyor bacası

Kanı akmış ılgıt ılgıt
Düşmanları çalmış zılgıt
Bunu görmeyen gafilin
Ya bakar kör ya aklı kıt

Kartal bakışlı Kültegin
Davran bire gardaş yekin
Hiç mi emmi dayısı yok
Toplanın da gayret çekin

Dağlar kadar acımız var
Dayanacak gücümüz var
Sahipsiz sanman Fıratı
Alınacak öcümüz var

Duran Dinçaslan

21 Şubat 2015 Cumartesi

Fırat Çakıroğlu'na Ağıt

-Türkmen ağıtsız ölmez. Oğuz töresince, irticalen-

Yara yara bir kavgaya
Girmeliydim kırat ile
Meydanda er dileyüben
Bir mukaddes murat ile

Nökerlik edip beyime
Yar olmaya konçuyuma
Şerefle şanla köyüme
Dönmeliydim berat ile

Dönemedim. Düşüp kaldım
Dolu içip yere çaldım
Tesellim ılgarı saldım
İşim olmaz Sırat ile

Tan yerini sarmış efkar
Açık gözüm ufka bakar
Kanım Tuna boyu akar
Gözüm yaşı Fırat ile...

M. Bahadırhan Dinçaslan

16 Şubat 2015 Pazartesi

Kafkas Direnişi Destanı

-Kim bilir kaç asırdır, anadan kıza geçerek anneme gelen, düğünümde gelinime takmayı planladığım gümüş kemer tokasının, Kafkasya'dan gelişinin öyküsüdür.-

Kabusla kasılıp kıvranan dağlar
Bu ormanlar bir ebedî uykuda
Uluyan bir bozkurt Vaynah'ta Cahar
"Uyanın!" çığlığı yankır Baku'da

Şimali yamçısı edip sarınmış
Uyur deli Şapsığ, Dokuzok Kızbeç
Kan değil dökülen bir meşum kargış
Yarasına akkor basınca Debeç

Her bahar Terek'e düşen kırağı
Mingitav ukdesi bir Acı Murat
Hınjalı masada vuran Jabağı
Gözlerinde Şamil, bir kırık kanat

Bir zaman, kabusu bilmezdi Çeçen
Setenay bir yeşil düşe dalardı
Sarhoş bir Kabardey uzansa gökten
Allah'ı indirir yere çalardı

Bir zaman, bir zaman som yalaz şaşka
Bilekten uzanan üç kan oluğu
Efendi bilmezdi habzeden başka
Keserdi kem sözden gökçe soluğu

Gök gürlerdi cenkte atınca nara
Yıldırıma biner, gâzâ vururdu
Eliya yolbaşçı olsa Balkar'a
Önüne dikilse Kuban dururdu

Bir zaman Nartların gezdiği dağlar
Tam iki asırdır, bütün cemaat
Diz çökmüş bir anne önünde ağlar
"Ruslar kıydı sana oğlum Kanamat"

...

İki asır kavga, sürgün ve vuruş
Kafkasya'nın bende, bütün bekası
Nartlardan yadigar bir kavi duruş
Ve gelinim için kemer tokası

M. Bahadırhan Dinçaslan

Notlar

Vaynah: Çeçenlerin kendilerine verdikleri isim. Buradaki Vaynah, Vaynah kuleleri denen harabeleri ifade ediyor.
Cahar: Cahar Dudayev
Şapsığ: Bir Çerkes kabilesi
Dokuzok Kızbeç: Şiretliko Kızbeç diye de bilinir, namı Çerkes Aslanı diye bilinir. Ruslara direnen Çerkes savaşçılarının belki de en büyüğü.
Debeç: Kafkas mitolojisinde demirci Nart
Terek: Kafkasya'da bir nehir
Mingitav: Kafkas Türklerinin Elbruz'a sesleniş biçimi. Bengü Dağ, Ebedi dağ. Çerkesler "Oşamafe" derler
Acı Murat: Hacı Murat, ünlü Avar direnişçi. "murat" sözcüğünün istek anlamını da kullanarak "acı murat" demeyi uygun gördüm
Hınjal: Çerkes kaması
Masat: Bileme taşı
Jabağı: Herhangi bir Çerkes çocuğu anlamında kullandım ama tabii Kazanuko Jabağı olarak da düşünülebilir.
Şamil: İmam Şamil
Setenay: Kafkas Nartlarının en kıymetlisi, Nart kahramanı Sosruko'nun annesi
Şaşka: Tasarım orijini Orta Asya'ya uzanan, Çerkes kılıcı. Çerkes kılıç ve kamalarının üç kan oluklu olduğuna dair rivayetler vardır.
Habze: Çerkes töresi
Eliya: Kafkas Türkleri Karaçay-Balkarların yıldırım tanrısı
Kuban: Kafkasya'da bir nehir
Nartlar: Kafkas mitolojisindeki insanüstü varlıklar. Her bir Nart, genellikle bir kavramla ilişkilendirilir. Çerkes, Karaçay, Asetin ve Abhaz versiyonları vardır.
Kanamat: Sevdiğim bir Karaçay ağıdına konu olmuş Türk Kafkas eşkıyası. Ağıda göre, pusuyla öldürülmüştür.


6 Şubat 2015 Cuma

Kaygusuz Donunda

"Padişahlar tacı ile tahtını
Boşlar gider bizim Abdal Musa'ya"

Baba Kaygusuz'dan geldi işaret
Yaran geldi bizim Abdal Musa'ya
Gören gözü oldu vasfında ayet
Kuran geldi bizim Abdal Musa'ya

Baba geyiğini saldı çayıra
Diledi ahirin mevlam kayıra
Düşünde içtiği meyi hayıra
Yoran geldi bizim Abdal Musa'ya

Dört kapı kırk makam sırrını bildik
Alemin boşundan dolusun aldık
Yad ile biliştik aşina kıldık
Yaran geldi bizim Abdal Musa'ya

Kaygusuz Abdal'ım, pir bildim seni
Dedim "helal eyle içtim badeni"
Dedi "bala oğul geçtin sen beni
Sıran geldi bizim Abdal Musa'ya"

M. Bahadırhan Dinçaslan

1 Şubat 2015 Pazar

Merve Gazeli

Rakib ile tutuştum bir amansız daveye men
Kim yazam bir gazeli müteradif Merve'ye men

Kuran'dandır icazım civarında men taifem
Şehadet farzdır yoxsa kulak asmam yaveye men

Sayy ediben kûyunda vasl kırağında hasreti
Barekallah Merve'de erdim kuh-u sahveye men

Bir damla su dilendim Merve'nin safası meşhur
Mevc-i umman cağladı gark olmam mı neşveye men

Neshi lebbeyk demede rah-ı Merve'de el-isra
Nücum kurban edeyim aldığım her hatveye men

M. Bahadırhan Dinçaslan

22 Ocak 2015 Perşembe

Suskun Gazel

"hugging the blade, 
waiting the years, 
hearing the music that nobody hears"

Ruz-ı mahşer dirilirim Hak olur epsem, susar
Sorarlar künyemi, babam lâl olur annem susar

Kelimelerle yükselir midemin acı suyu
Ciğerimde kan kokulu bir topak verem susar

Aralasam bir cılız âh çıkarır dudaklarım
Kursağımda uğul uğul bir fasl-ı matem susar

Karia'yı bilir misin? Gözbebeğim Karia!
Bakışımda bir tekinsiz kızıl cehennem susar

Beynimde bir sahipkıran gök tohumu cengaver
İçimde Allah'a gebe bir mücrim Meryem susar.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Karia: Karia'yı bilir misin nedir ayetiyle anlatılan cehennem.
Sahipkıran: Belli yıldızların kesiştiği zamanda doğarak büyük bir adam olacağı müjdelenen insan. Timur'un kullandığı ünvandır.
Meryem: İsa'yı doğurduğunda suskunluk orucu tutmuştu.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Vox Nihili

Bir başka tekvinde ben başka Lazar
Kahkaha gölgesi kibr-i İsa'da
Gitmezdim cehennem koksa da mezar
Çağıran Allah'ın oğlu olsa da

Hışımla tanrıya attığım künde
Elim alev alev Babek Hürremi
Hangi günah bağlar kefaretinde
İçimde kaç asır susan Meryem'i

M. Bahadırhan Dinçaslan

*Lazar ya da Lazarus, inanışa göre İsa tarafından ölümden çağırılan adam.
**Meryem, masum olduğunu kanıtlamak için Tanrı'nın emriyle susma orucu tutmuştu.


11 Ocak 2015 Pazar

Güldaniye

"Aklın ucu değer hiçe; 
Yol ararım içten içe. 
Kâinat uyur sessizce, 
Ben hep seni düşünürüm."
A.Karakoç

Ay karanlık ben yıldıza şeb-i yelda sorarım
Islığımda öksüz kalır tütün lekeli türküm
Gözlerime dolar tuz buz olmuş yekün eşarım
Su testisi su yolunda ben sana pek kırılgan
Uyurken de güzel misin? Ben seni düşünürüm
Yüzünü çizer tavanda ciğerlerimden duman

Sevdiğin bir türkü vardı söylesem gelir misin?
Sana yandım Güldaniyem seveni yakmak neden
Bir alamet gibi yüksel ay tenin hakkı için
Cehenneme pervam mı var sen bensiz uyuyorsun
Koy Allah beni unutsun seni düşünürüm ben
Güldaniyem sen Allah'ı rengine boyuyorsun

Vecd ile mezmur diyerek kısacık hikayeni
Tek kişilik dinim eder seni ben düşünürüm
Önüm sıra yürümekte görürüm de gölgeni
Bilmem ne zaman, nerede ve neden düşünürüm
Hep en güzel suretinde düşünürüm ben seni
Bir doyulmaz itikaftır ebeden düşünürüm

M. Bahadırhan Dinçaslan