28 Aralık 2011 Çarşamba

Zburătorul şi Linuş

Kanatları zifirîden örülmüş
Teni yıldızlardan çalıntı gümüş
Şehvetin libasa bürünmüş hali
Boynunda kaç bakirenin vebali
Kaç kızın üstüne semadan pul pul
Ayışığı gibi Zburătorul
Huzmelere sızıp sinsice indi
Kaç kızın tenine, saçına sindi
Ardınca kaç yanak utançla kızıl
Önünce bir zaman hep ışıl ışıl
Parlayan dideler elemle solgun
İlan eder gibi ilah olduğun
Perileri meftûn eden o çapkın
Bu pembe masalın sonuna yakın
Gördü bir köyde bir sarı pencere
Şehvetle son defa süzüldü yere
Baktı ki tanrıça misali Linuş
Saflığı üstüne örtmüş uyumuş
İçinde o şehvet son kez kabardı
Süzüldü Linuş'un yanına vardı
Elâ gözler aralandı hafifçe
Sanki her uzvuna bir çift kelepçe
Vurulmuşçasına mıhlandı kaldı
Linuş'un gözleri aklını aldı
Bilse de içinden o sabık cani
Şehvet ölümsüzdür güzellik fani
Bir kez olsun sevilmek için artık
Ezelden beridir ilk defa aşık
Oldu ve bu defa dudaklarına
Değil, kapaklandı ayaklarına

...

Derler ki yıllardır bir uzak köyde
Titrek bir ihtiyar ağlar beyhude
Naçarlıkla eğik sarsılan başı
Önünde yıpranmış bir mezar taşı:
"Yaşarken bir melek gibi yaşadın
Ölümü şeytanı ağlatan kadın!"

M. Bahadırhan Dinçaslan

Zburătorul (Zburător yaratığın adı, belirli bir yaratıktan bahsettiğimizde, Zburătorul. Sondaki -ul eki, İngilizce "the" artikelinin eril manasını veriyor.), geceleri genç kızların odalarına, uçarak gelen ve onları iğfal ettikten sonra, sabah olmadan kaçıp giden bir tür kötücül yaratık, Rumen folklorunda. Zburătorul şi Linuş: En kirli yüreği en müthiş merhamet ve sevgiyle titreten Linuş kız ile, nedamet getiren Zburătorul'un hikayesi.

18 Aralık 2011 Pazar

Bilemem - Bilirim

-Hakan İlhan Kurt'un ağabeyliğine hediyemdir-

"Oğuz Töresince, irticâlen"

Bilemem

Kam soyluyum göklerle konuşurum
Her manayı sezer miyim, bilemem.
Irkım ezelden güzele vurgundur
Mecnun gibi gezer miyim, bilemem.

Erce çıkıp meydanda er soranda
Yular salıp ılgara koşturanda
Cûşa gelip dalga dalga vuranda
Aral mıyım Hazar mıyım bilemem.

Bin akından bin çiçekle dönünce
Cenk alevi yüreğimde sönünce
Gök bakışlı sevdiğimin önünce
Gölge gölge uzar mıyım bilemem.

Hele bana bir gel desin o gökçe
Esir olsam bileğimde kelepçe
Kalleş feleğin ordusun erkekçe
Bir narayla bozar mıyım bilemem.

Deyiş demek iş değil ya Oğuz'a
Tanrı'm seni nakış nakış aruza
İşleyerek yazmış levh-i mahfuza
Daha şiir yazar mıyım bilemem


Bilirim

Gök aşkına gönül verip sevenler
İki bedende bir candır, bilirim
Özgelerden medet ummam derdime
Carıma yeten canandır, bilirim.

Uçmağ, yârin ayağın bastığıdır
Burcu burcu kokusun uçtuğudur
Ben fakire yarimin yastığıdır
Sümmani'ye Bedehşandır, bilirim

Ben ki aşk-ı gül-nazara düşmüşem
Nazar eyle ne gülzara düşmüşem
Şikayetim yok ki zara düşmüşem
Bülbüller feryad figandır bilirim

Desen yarıp tuz basarlar derime
Öyle vurup derd-i sevda serime
Sitem etsem de dem-be-dem yârime
Naz güzelin şanındandır, bilirim.

Gözlerinde Gök Tanrı'nın izi var
Türk'ü hasret koyduğu denizi var
Sende Hakk'ın zuhur-u mucizi var
Ben kulun aciz-sühandır, bilirim.

M. Bahadırhan Dinçaslan

20 Kasım 2011 Pazar

Chiaroscuro

Üç Bölümden (Gehinnom - Midgard - Uçmağ) oluşacak Barok Şiir üçlememin ilk bölümüdür:

Chiaroscuro

I. "Gehinnom"

Dolar ufkuna kargalar bir gece akın akın
Efsunlar seni götürür uğru bir karga gözü
Ağladığın yer cehennem işte bu kadar yakın
-Bir karga kanadı kadar- ayın karanlık yüzü

Ayın karanlık yüzünde bıçak izi bir vadi
Tanrı'nın kör bıçağının irin dolu yarası
Bir köşede ağıt yakar solan güllere Sadi
Bir kovukta uğul uğul Baki'nin son narası

Baki'nin son narasına nevâ şarkılar sızar
"Kû" diye inleyen Itrî; vadi yankı yankı "âh!"
Her köşede bir ağlayan, kendi kendinden bizâr
Her koyakta bir sevabın kanına giren günah

Günah kuşatıcı düşman günah dokuz yönlü hiç
Yedi göğün başka siyah her gece yedisinde
Herkes ait olmadığı yerde eğreti ve piç
İmzasız bir şiir gibi gözyaşı vadisinde.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Gehinnom: Cehennem kelimesinin atası. "Gözyaşı vadisi"
Sadi: Meşhur şair
Baki: "Baki kalan bu kubbede bir hoş sâdâ imiş" diyen şair.
Nevâ: Türk musıkisinde bir makam. Burada Itrî'nin "Neva-Kar"'ına gönderme var.
Kû: Farsça "nerede?" Neva-Kar'ın güftesindeki redif.


12 Kasım 2011 Cumartesi

Sâbâ

"Öyle zâif kıl tenimi firkâtinle kim
Vaslına mümkîn ola yetürmek sâbâ meni..."
Fuzuli

Katmasın el-aman alıp cûyuna sâbâ meni
Komasın cüdâ ol gülün bûyuna sâbâ meni

Nazenînim ruhsârına uçarım bûse bûse
Avaz avaz ahım taşır kûyuna sâbâ meni


Ol bût-i servi-endâmın men ki hâkem pâyinde
İrgürür gün gelir elbet rûyuna sâbâ meni...

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meralısına not:

Bir başka "hece ile gazel" denemesi.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Ilgar

"Zmeu"

Doludizgin peşindeyim bağrış çığrış bir çapul!
Titretir gökleri şimdi ünlemem uğul uğul
Kan damlar buzduganımdan - altımda atım bidev.

Dirildi bende ülkeni yağma eden bin atlı
Kan ve ihtiras kokulu kızıl kara suratlı
Dört nala atlarımızın raksı bin yıllık peşrev!

Ordu ordu geliyorum üstüne kaçışın yok
Hediyemdir tam kalbine yolladığım altın ok
Ki sen yalnızca benim ol, ki sen yalnız beni sev!

M. Bahadırhan Dinçaslan


10 Ekim 2011 Pazartesi

Siyah Elbiseli Kadın II

"Ben hiç bu kadar sevmedim ömrümce siyahı"
Ümit Yaşar Oğuzcan

Siyah Elbiseli Kadın II

Gittin de, gitmedi benden bu belâ
Bir ruh bahşetmiş ki nefesin, hâlâ
Ürperiyor kucağımda elbisen

Titreşir dokunsam parmak uçlarım
Konuşur bir başka dilde her kıvrım
Her nakış muamma, bir sır her desen

Bu elbise... Kokun ve edân bunda
Ellerim buna her dokunduğunda
Zihnimde benle dans edeceksin sen.

M. Bahadırhan Dinçaslan

2 Ekim 2011 Pazar

Nefes - Ramiz Rövşen

Menim bu dünyayla bir alverim var
aldığım-verdiyim nefesdi-nefes.
Daha özge bazar açan deyilem
ölünce bu alver mene besdi-bes.

Aldım nefesimi quş dimdiyinden
Ocak tütsüsünden,
Çiçek iyinden.
Üzüme çırpılan yağışa-qara,
küleklere verdim öz nefesimi.
Nefesim toxundu gül dodaqlara,
aldı neçe-neçe qız nefesimi.

Canavar ağzından keçdi nefesim,
İlan boğazından keçdi nefesim.

İlahi, ne yaman eli açıqsan,
bir quru nefesi az bildin mene.
Yarpaqladı, çiçekledi nefesim,
İlahi, dil verdin, söz verdin mene.
Sözler nefesimi derdi, apardı,
Sevinci apardı,
Derdi apardı.

Çiçeyi, yarpağı sovulup geden
bir ağaç kimiyem bu yer üzünde.
Hele ki qorxmuram son nefesimden,
hele ki diriyem bu yer üzünde.

Amma uzaq deyil ölüm xeberim
dünyanın havası çirklenir, Allah.
Dözmür bu havaya şair üreyi
şairler azalır, tükenir, Allah.

Artır canımın da hirsi-acısı,
bir az çirk qarışır her nefesime.
Yavaş-yavaş dünyanın çirki çıxır,
bu şe'rime-sözüme.

...İnsana, heyvana, her neye desen
sen nefes vermisen axı, İlahi.
Qoyma, bu dünyanın çirki, deyesen,
senin nefesine çıxır, İlahi.
Sen göyde, men yerde-
düşürük heyden,
Sen göyde, men yerde-
tek qalmışıq, tek.
Son şair boğulub ölende,
göyden
Ölü Allah düşecek...

Ramiz Rövşen

19 Eylül 2011 Pazartesi

Gazel


Olaldan dilde gam meskûn men kulun zebûn olar
Mene qıyâs olsa Mecnun, tâltiftir memnûn olar

Râm olmuşam aşqına men bir cürm-ü meşhuttur bu
Yene bilmezler katilim bilmen kim maznûn olar

Men gazel deyende sene hödaya naziremdir
Adın ansam uşşâqa bir nev-icad mazmûn olar

Yazıgın gelsin ey meh-rû kılmışan meni sayru
Tığ çeker ol bî-din ebru çeşm-i giryân hûn olar

Acep midir Neshî meftûn ol hüsn ü ân elinden
Zülfün kim Harut menendi pür-sihr û efsun olar


M. Bahadırhan Dinçaslan


16 Eylül 2011 Cuma

Lazarus

-"Poe"tique-

Çağ olur ki bir kargadır kapıyı aralayan
Bir gak sesiyle ürperir sırrı saklayan perde
Sanki kulağından beyne kımıl kımıl bir çıyan
Süzülür, senin en mahrem mabedine girer de
-Üstelik kendi sesinle- fısıldar sana: uyan!

Dolunayda uluyan bir bozkurt kadar uğursuz
Kokmuş aleme som garaz kıyamet müjdesidir
Korkuyla dikilir bu kez mezarından Lazarus
Bu, kuzeyin soluğudur, buzulların sesidir
Ne Tanrı, ne cennet ne de cehennem: yalnızca buz!

Ah! Kapılar kapatılmak içindir açmak neden?
Kim bilir ne pis kokulu haşerat boşalacak
Bir kez açılınca kapı bu küflü viraneden...
Kemirecekler dünyayı, boş bir kabuk kalacak
Uktelerden, heveslerden, arzudan, bahaneden...

Taptaze yaralarından akarak kızıl kanlar
Bir etek gibi savurup ölümün perdesini
Tadacak ölümsüzlüğü onlar, yalnızca onlar
Duyacak Tanrı'nın cennet vaad eden sesini
Bir kadının çağrısıyla mezarından çıkanlar!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Voiculescu'nun bir şiirini okumuştum, şair kendisini Lazarus'la, sevdiğini İsa ile karşılaştırıyor ve "ölünce çağırırsan Lazarus gibi kalkar gelirim" diyordu.(Vasile Voiculescu, Sonet CLXXXIII ) Telmih en sevdiğim sanattır, ondan olsa gerek, çok sevdim bu benzetmeyi. Ve Lazarus bu şiire ilham verdi, böylece.

Tabii ilk kıtada Poe'ye gönderme yapmak, gotik şair olmak iddiasındaki mbd için kaçınılmazdı.

Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu 4. sayısında yayımlanmıştır.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Bir Genç Kıza İlk Şiir

Tanrım korusun seni
Ey, neslimin yıldızı!
İncitmesin gönlünü
Ne bir keder, ne sızı...

Yaşa ölünceye dek
Anan gibi gözü pek
"Aşina" olsan gerek
Bozkurt babanın kızı...

M. Bahadırhan Dinçaslan

Senden-benden sıyrılmış bir Türk babasının, senden-benden sıyrılmış bir Türk kızının doğumu hakkında yazdığı şiir...

2 Eylül 2011 Cuma

Akıncı

Kadınım, üşüme yalnız değilsin sana kucak
Açtığım şiirlerimde hâlâ yerin sımsıcak
Gam yeme ki yitmez gençlik bir genci beklemekle

Bırak yokluğumda seni onlar sarsın, avutsun
Yıkılma ki yakışmaz sen gönül Kabe'mde putsun
İftarı gözleyen mümin metanetiyle bekle

Farz et ben bir akıncıyım; çapul, yağma ve baskın
Ganimetim çeyizindir döneceğim pek yakın
Bin bir ülkeden derdiğim bin bir beyaz çiçekle...

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Okuyanlarca malumdur, Türkçülüğümü tebliğ değil ama telkin yoluyla her zaman şiirlerime yansıtıyorum. Burada da, hem "aşk" var, hem bir akıncının "romantik" bir bakış açısından tablosu.

Akından akına koşup, ganimetlerini sevdiğine sunduğu an yaşayacağı hazzın hayaline tutunarak ayakta kalan akıncı, "şair"e çok benzer. Biz de, nice diyarı gezeriz, yağmalarız, bir vesileyle şiir yazar, bütün yağmamızı o vesileye hediye ederiz.


31 Ağustos 2011 Çarşamba

Altai Kai - Baatırdın Sözi (Bahadırın Sözü - Yiğidin Sözü)

Baatyrdın Sözi

Keen chümdü bu Altajda,
Kebis t'arash bu t'alangda,
Ak tajganyng edeginge,
Ak talajdyng t'aradynda
Tegin emec durum dürgen
Baatyrys t'urtagan.

Ary körzö, andyj emes,
Beri körzo, myndyj emes,
Ary körzö – ajudyj,
Beri körzö – börüdij,
Korkor sös ol bilbes,
Baartyrys t'urtagan.

Altajynang alkyshtu:
Atkan ogy chike tijer,
Etken edim eptüzi
Mingen ady t'arazshy,
Ajtkan sözi checheni.
Ugygar, ugygar, ugygar!

Kalganchyda baatyr aitkan:
"Keler-keler bu chaktarda
Kebis t'arash bu t'alanda,
Keen chümü bu Altajda
Kubular, kubular, dürümis!

Altajyma chak keler,
Albatybys azy dürer,
Achu koron suu ichip,
Albatym astygar
Altajda, Altajda, Altajda!

Kizshi, kizshi, ongdoshpoj,
T'an blaazship soguzshar.
Öskö kalyk ol kelip,
Öskö t'anga üreder.
Üreder, üreder, üreder!

Kachan birde Altajga
Altaj baatyr uul keler.
Albatybys ojgonyp,
Altaj t'angyn birlik bilip,
T'aranar, t'aranar, dürümis!

Thanks for dear M. Irina Bogatyreva​.

19 Ağustos 2011 Cuma

Gotik IV

Hangi tanrıyı kızdırdım ki lanetli gözlerim?
Baktığım yer boza keser çürür, kurur, kırılır
Kulağımda uğul uğul koro halinde: "hayır!"
İnsanlar ve tanrıları reddeder beni her gün
Dillerinde kırbaç; yol yol olmuş kanıyor derim
Vatan her an arkamdadır nereye baksam sürgün
Hangi tanrıyı kızdırdım ki lanetli gözlerim?

İşte, "esfel-i safilin", kımıl kımıl bir kuyu!
İşte dostlarım: haşerat! Dört yanım kirli siyah
Ellere şefaatçi var ben nefes alsam günah!
Ah, kendine düçâr olmak, ah bu incecik azap
Ve binlerce yıl özlemek bir gecelik uykuyu
Boz bulanık, ıslak kaygan bir tasta pişen kezzap
İşte, "esfel-i safilin", kımıl kımıl bir kuyu!

Hak ettim ben, hak ettim ben, kanım bozuktu benim!
Hep "daha" dedim, durmadım, gözlerim yüksekteydi
Biliyordum, bu netice beni beklemekteydi
Aldırmadım, kurcaladım, bir kedi merakıydım
Gerçi bir yanım hep iyi, hep bir çocuktu benim
Sattım şeytana ruhumu çocukluğuma kıydım
Hak ettim ben, hak ettim ben! Kanım bozuktu benim!

...

Ah şu benim sevdalarım: hep kan ve irin koktu
Sevsem öldüresim geldi öldürdüğümü sevdim
-Belki, ben hep çıkmazları, ben hep düğümü sevdim-
Bir küçük kız çocuğuydu işlediğim ilk cürüm
Gözyaşıyla yıkandığım ilk kadın bu çocuktu
Hala baksam aynalarda gözlerini görürüm
Ah şu benim sevdalarım: Hep kan ve irin koktu!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Kayseri'de yazılmış bir şiir. Gotik sanat kavramı hakkında düşüncelerimi kesinleştirdiğim andan sonra yazdığım ilk "yöntemli" şiir kabul edilebilir.

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Aybige

Aydan almış parıltısın ışıl ışıl Aybige
Yedi renge hayat vermiş allı yeşil Aybige
Ötüken'e hayat veren dereler kadar temiz.

Yeşillenir kadim Asya; ırmak gibi aktığı,
Adım atsa bir gümüş yol geride bıraktığı
Dünün tanrıçalarından yarına uzayan iz.

O, bizlere Gök Tanrı'nın biricik emaneti
Duruşunda, yitip giden eskinin asaleti
Gözlerinde ırkımızın hasret kaldığı deniz.

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Peri-suret gibi, Türk folklorunda sezdiğim "ideal kadın" tasavvuruna dair bir şiir. Adını Aybige koymayı uygun gördüm.

5 Ağustos 2011 Cuma

Hayalet


-Bir Güngören Şiiri-

Bu dar ve meyilli yolun sonunda,
Köşede sessiz bir hayalet bekler...
Döner durur kan bürümüş gözleri,
Parmağı tetikte,cinayet bekler!

Her gece uyanıp uykudan sersem;
Düşünürüm:'Nasıl sırrına ersem? '
Korkarım,ardından yola düşersem,
Her köşe başında bir gurbet bekler...

Gidemem,saklanır sessiz odama,
Korkudan titrerim...Bakamam cama,
Ben gitmesem de O gelecek ama;
Kimbilir nereden işaret bekler...?

Sevgiden mi,kininden mi? O bir sır!
Bekleyecek beni geçse bin asır...
Sur üflenir...Herkes gider...O kalır!

Bekler O! Kopsa da kıyamet,bekler!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

2009

Meraklısına not:

İyi hatırlıyorum, Güngören'de bir yurtta kalırken, can sıkıntısı had safhada, yazdığım bir şiir.

28 Temmuz 2011 Perşembe

İnsanoğlu

Ademiz ki yar elinden ebu harâm olmuşuz
"Belî" diyenden beri bu belâya râm olmuşuz

Bir dem kurtlarla kuşlarla söyleşir idik şimdi
Gör bir rind-i bî-kabil-i arz-ı meram olmuşuz

Ekvân içre yokmuş bizim zerrece kıymetimiz
Zevk için halk olunup bir bûte ikram olmuşuz

Gam yeme ki Neshî harab oldu gençliğim deyi
Olduysak viran içre bir genc-i kiram olmuşuz

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Bir başka hece ile gazel denemesi. Erkeğin kadının karşısındaki acizliği belki, daha geniş bir arkaplanda ise, ruh iken bedene bürünen insanın "alçalması".


24 Temmuz 2011 Pazar

Onlar

Dudağında bir ıslık, elinde bir cigara,
Karışırsın bu geçe sen de karanlıklara
Duyarsın bir kafesin ardından öksürükler..

Alaca bir perdeye çizilen gölge bir baş
Seni kumral saçından tutar da yavaş yavaş
Aralanmış kapıdan bir taşlığa sürükler.

Çevrilir dört yanına örselenmiş fidanlar,
İşte onlar, o adı ağza alınmayanlar,
Gözlerinde çürükler, kollarında çürükler.

Sen avutmak dilerken bir acı hatıranı
Duyarsın, fırlatarak çıkınca son liranı,
İçinden hıçkırıklar... Ardından öksürükler..

Faruk Nafiz Çamlıbel

22 Temmuz 2011 Cuma

Peri-Suret

"Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber, Nedim
Bir peri-suret görünmüş bir hayal olmuş sana..."


Peri-Suret

Mingitav'dan Erciyes'e akseden bir gelindir
Yüzü ana sütünce ak, dili ana dilindir
Örülmüştür ta ezelden ruhuna ilmek ilmek...

Ey el kadarken öyküsün dinlediğim ay peri
Seni anlatmış babama küçükken dedeleri
Sen, ırkımın beş bin yıldır bala boğduğu petek...

Bekle ait olduğun o periler ülkesinde
Geleceğim... Kulaklarım hala senin sesinde...
Bekleyenim sen olunca mümkün müdür gelmemek!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

"Hayali sevgili" mazmununa yeni bir bakış getirme denemesi. Irkımın masallarında çocuklarımızın zihnine kazınan "ideal kadın" imajına dair.

17 Temmuz 2011 Pazar

Buzdan Kadın

Bir Tanrıça heykelidir hüsnü hapsetmiş tunca
Sol elini uzatmış ya uzanıp da tutunca
Buz keser haddini bilmez fanilerin elleri...

Atalarını doğuran mavi beyaz burûdet
Onlara bir kutsamadır taliplerine lanet
Donuk bakar, yürek yakar kuzeyin güzelleri...

Bak da dondur! Sana yanan gözlerle bakacağım,
Bir puta adanmış gibi kendimi yakacağım
Eriyene dek kalbinin buzul kaplı telleri!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Vasile Voiculescu'nun "Strofe pentru o fată" şiirinden ilhamla.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Siyah Elbiseli Kadın

"Kişilər bir olmur atam balası
Qorxağı var, igidi var,
Amma hər kişinin öləndən sonra
Qəbri üstdə ağlamağa
Bir qara paltarlı gözəl bir qadına ümidi var
"

Ramiz Rövşen

Siyah Elbiseli Kadın

Kirlenmeyecek olmanın hazzını duya duya
"El bendendir etek senden" savur siyaha boya
Sar ufkumu ki bu etek perdesidir ölümün...

Kulak ver uzak kuzeyden bize akseden sese
Ahengine kapılarak bu simsiyah elbise
Raksetmeli çoşkusuyla hiçliğe kabulümün...

Kan içen voyvodalardan yadigar siyah sana
Kızıl kara bir şehrayin kapılmalı raksına
Unuttur solgunluğunu bana kendi ölümün...

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan


8 Temmuz 2011 Cuma

Ramiz Rövşən - Güzgü

Bu güzgüyə bir vaxt qoşa baxardıq,-
Bu güzgüdə yerin indi boş qalıb.
Bəlkə səndən... Bu güzgünün canında
Dodaq qalıb, kirpik qalıb, qaş qalıb?

Göz yaşların canındadı, bəlkə də
Damla-damla əriyəcək bu güzgü.
Bir gün sənin ayagınla dünyada
Ayaq açıb yeriyəcək bu güzgü.

Bəlkə, səni axtaracaq, gəzəcək
Milyon-milyon adamların içində.
Görən kimi tanıyacaq üzünü
Ən qaranlıq axşamların içində.

Qaçacaqsan bu güzgünün əlindən,
Dönəcəksən o döngəyə, bu tinə.
Adamları, maşınları, evləri
Atacaqsan bu güzgünün cənginə.

Yenə, yenə doymayacaq bu güzgü,
Bir şəhəri udub udub gələcək.
Səni gözdən qoymayacaq bu güzgü,
Yeri-göyü tutub, tutub gələcək.

Sən qaçdıqca yellənəcək saçların,
Bu güzgüyə pay düşəcək saçından.
İpək donun yelləndikcə güzgüyə,
Pay düşəcək ətəyinin ucundan.

Qaçıb-qaçıb özünü yoracaqsan,
Qəfil birdən görəcəksən o daşı.
Bu güzgünü daş atıb qıracaqsan,
Bu güzgüdən dağılacaq göz yaşın.

Hər tikəsi qayıq təki üzəcək,-
Dörd tərəfi göz yaşınla dolunca.
Bu güzgünün bəlkə hər tikəsindən
Dodaqların çığıracaq dalınca.

...Bu da belə bir nagıldı yalandan,
Sən ki, yoxsan, getdiyin o gedəndi.
Bu güzgü də yerindədi, yerində,
Bu güzgü də yenə sağdı,bütövdü.

Sınan güzgü axı bir də calanmaz,-
Bəlkə Tanrı özü görüb bu işi?!
Bu güzgünün hər tikəsi bəlkə də,
Damla-damla göz yaşınla bitişib.

Bəlkə səndən bu güzgünün canında
Dodaq qalıb,kirpik qalıb, qaş qalıb.
Göz yaşların canındadı hələ də,
Göz yaşların qurumayıb, yaş qalıb.

Bu güzgüdən gəlib keçir xanımlar,
Özlərinə baxıb-baxıb keçirlər.
Dodağından dodaqları rəng alır,
Kirpiyindən kirpik taxıb keçirlər.

Göz yaşınla dolur, dolur gözləri,
Baxır yerə, baxır göyə ağlayır.
Bu nə dərddi-heç bilmirlər özləri,
Heç birisi bilmir niyə ağlayır...

Ramiz Rövşən

30 Haziran 2011 Perşembe

Bir Genç Kıza Mersiye

Bir Genç Kıza Mersiye

Ne maun bir beşikte geldi benim yuvama,
Ne ceviz bir tabutla bizi bıraktı, gitti.
Bir gölge vurur gibi bir camdan öbür cama,
Nasıl geldiyse öyle, sessizce aktı, gitti.

Kuştur desem, ne kanat çırpışı var, ne sesi,
Çiçek desem, kokusuz, renksiz gülümsemesi...
Rüzgara çevrilince yazın ılık nefesi
O bir tüydü, savruldu, o bir yapraktı, gitti!

Bir hayaletti, sanki zulmetlerin sildiği;
Duyulmadı bir evden bir sesin eksildiği.
Yaşarken yoktu zaten hiç kimsenin bildiği,
Gitmesi gönüllere dağ olacaktı, gitti.

Faruk Nafiz Çamlıbel

28 Haziran 2011 Salı

Koca Adam


Tipik bir Avşar oğlu, adı Koca, kendi koca dedem.

7 Haziran 2011 Salı

Nimrodel ve Amroth

Lorien'e uyku dokur ince ve mahir eller
Güzün kırağısı bir tül olur iner yüzüne
Nimrodel yok! Nimrodel kız! Altın saçlı Nimrodel!
Bir parça çirkindir artık bence bütün güzeller
Bu ılık güz gecesinde gark olurken hüzüne...

A Elbereth! Gilthoniel! Nicesin görür gözün!
Görmedin mi Nimrodel'im hangi sise karıştı?
Nimrodel yok! Nimrodel kız! Alsın herkesi ecel!
Kim siler yaşını şimdi bencileyin öksüzün?
Ey Elf kızı! Mateminden göğün yüzü kırıştı...

Denizi nasıl aşarım sırtımda ben bu yükle?
Ölüm de yok silsin bu som ızdırabı... Ne elim!
Nimrodel yok! Nimrodel kız! Aşkı Arda'ya bedel!
Noldor işlesin cevhere saçını bukle bukle
Âh! Teleri yaksın senin ağıdını sevgilim!

Şimdi hangi müzik silsin sesini kulağımdan?
Yanının yerini tutsun hangi yurt, hangi yuva?
Nimrodel'im... Tutunduğum - ve boşa çıkan emel!
Bir incecik "âh" bakidir kulağımda son sadân,
Gittin Nimrodel... "Sí man i yulma nin enquantuva?"*

Sí man i yulma nin enquantuva?: namarie şiirinden. "şimdi kim dolduracak kadehi benim için?"

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Tolkien'in Silmarillion kitabından bir aşk hikayesinin, Türkçe şiiri... Bağcılar'dan Şirinevler'e yürürken, hilkat garibesi binalar arasında, şehrin en çirkin yüzünü gösterdiği o iğrenç yerden soyutlanmış, Tolkien Legendarium'unda geziyordum.

5 Haziran 2011 Pazar

Bilmece

Yaman, çok yaman bir şey...

Soluğun kadar yakın,
Beli kıl gibi ince,
Fettan bir kız ki,çapkın,
Parmağına değince;

Seni baştan çıkaran,
Öp! Öp! diye yalvaran;

Öpünce yanan bir şey...

2009

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Sebebi hatırlamıyorum ama, "sigara"ya yazmıştım bu şiiri...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Cennet Kayıp


-A man can die but once-
Shakespeare

Ölebilir de insan; fakat yalnızca bir kez
Ve yaşıyor bazımız ancak bilindiğince*
Bastığın yer sırattır: kılıçtan keskin, ince
İşte insan: aşkında buram buram cehennem
Düşünde kayıp cennet, âh yüzü asla gülmez
Yitik çocukluğumdan bana el eder annem
Doğabilir de insan, fakat yalnızca bir kez!

Her ten ölü derisi, soğuk ıslak muşamba
Her bakışta çocukluk zamanımdan yadigar
Büyüdükçe dehşeti benle büyüyen esrar
İki kocaman delik bilinmeze açılan
Âh o bir çift patlak göz, âh o saatli bomba
Gözlerimden süzülüp beynimi yiyen yılan
Beynimde kıvrım kıvrım ölü deri... Muşamba!

Ölende mi cesaret, yaşayan mı çok korkak?
Ey ölümde kıvrılıp düğümlenen tek Tanrı!
Ölümden ötedeki köyün sensin muhtarı
Yak köyünü, şehrini; Neron'dan neyin eksik?
Bırak, herkesi al ben burda kalayım, bırak
Anneme diktirdiğim kefen cebimde pislik
Sana baş kaldırıyor utanmadan bu korkak!

Sen! Ananın rahminde doğmadan ölen çocuk
Katiline kızma ki senden bahtiyar yoktur
Ki ölümün önünde herkes biraz çocuktur
Tatmadın hiç bu hissi gül ey taptaze hiçlik
Eskitmeyecek seni çıkmadığın yolculuk
En güzel miras belki babandan sana piçlik
Ey sen! Var olmadıkça tertemiz kalan çocuk!


Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

*"Bilinmeyen şey var olmamış demektir" hatırladığım kadarıyla Goethe'ye ait bir söz.

Meraklısına not:

Çocukluğumdan kalan, ölümüne az kalmış bir hastanın kocaman olmuş gözbebeklerinin hatırası gözümde canlanınca...

John Milton'un atmosferinin etkisi de yadsınamaz. "Paradise Lost" Kayıp Cennet olarak çevrilmiş, olması gereken de bu, ama "Cennet Kayıp" dediğimde her şey farklılaştı, birden.

12 Mayıs 2011 Perşembe

Kimlik

-Kardeşim Koca Furkan Dinçaslan'a hediyemdir.-

Bir Elif'in gözlerinde
Ben, bin Elif'e aşığım
Köküm tarihten derinde
Çözemezsin... Karmaşığım...

Tayga çamurudur tenim
Öz gardaşımdır Binboğa
Babam Tanrıdağ'dır benim
Anam benzer Bengüdağ*'a...

Dedemden daha eskiyim
Doğacak oğlumdan yeni
Bir tanrıca musikiyim
Doğu yelinde duy beni:

Sözü, makamı, notası
Türk'e dair bir türküyüm
Yarınki Türk'ün atası
Dünkü Ata'nın Türk'üyüm!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

*Bengüdağ: Elbruz da denen, Kafkas Türklerinin "Mingitav" (Bengüdağ, Ebedi Dağ) dediği dağ...

Meraklısına not:

"Milliyetçilik sevgiden ileri gelir" cümlesinin biraz açılmışı. Kendisine duyduğum sevgi milliyetçiliğimi oturttuğum temellerden biri olduğu için, kardeşime hediye etmiştim.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Rabenballade Türkçe Yorumlama

Bir ağacın dallarına konmuş üç mağrur kuzgun
Üçü birbirinden kara, rengi ölümden solgun

Biri konuştu: "Dostlarım! Ziyafet pek yakında
Ölmüş bir yiğit yatıyor kalkanının altında!"

Ama sadık köpekleri kollar efendisini
Cesedini gözler döner tepesinde şahini

Derken erişti bir ceylan sardı yaralarını
Öptü ölü dudakları ve kazdı mezarını

Gömdü aşkını toprağa. Ulu Tanrı bize de
Böyle kuşlar böyler kurtlar ve böyle bir yar bahş ede.

M. Bahadırhan Dinçaslan

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Kuşla Konuşan Adam

Hava öyle güzeldi
Ki şair olmak suçtu...
Neden sonra O geldi,
Sanki yalçın bir burçtu...

-Ama taştan değildi-
Bir kuş gördü,irkildi,
Yere kadar eğildi:
Kuş ölmüştü...Korkunçtu...

Şefkâtle dürttü adam,
Kuş gibi öttü adam,
Dedim, 'üşüttü adam!
Ölü kuşla konuştu? '

Aldı kuşu eline,
Ben gülerken haline,
Sızıp seher yeline,
Adam kuş oldu uçtu...

2009
Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Gülhane Parkı'nda, ölü bir kuşla konuşan "deli"nin ilhamıyla.

Kriz II

Belin doğrulmaz olur,
Bir dağ biner kulunca,
İnan, dilin tutulur,
Krize tutulunca.

Hele gözün kararsın,
Korkunç düşler kurarsın,
Bir yudum su ararsın,
İçemezsin bulunca.

Bir sır perdesi ölüm,
Ben de önünde tülüm,
Hayat güzeldir gülüm,

Ölür gibi olunca...

2008
Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Ani bir göz kararması ardından, sanırım bir banka çökmüştüm ve bu dizeler kendiliğinden gelmişti.

Kriz

Ben aşk pazarında müflis bir tacir,
Açmadan dalında solan tomurcuk,
Vatanında gurbet çeken muhacir,
Analı babalı bir yetim çocuk...

Bir yere varmayan yolun yolcusu,
Her yola tanıdık bir ayak izi,
Çok erken düştüğüm gayya kuyusu,
Onyedi yaşımda kırk yaş krizi...

Hüzünlü bir şarkı,minor notalar,
'La' sesi içinde kaybolan sesim,
Efkarlı mısralar,dertli kıtalar,
Zelzele koparan titrek nefesim...

Itri'ye nazire yaparcasına,
Gömüldüğüm hazan melankolisi,
Bir yaprak dalından koparcasına,
İçine düştüğüm sonbahar sisi...

Olmamak,olmamak,işte mesele! ,
Olmayı olana terkediyorum,
Yağ artık gönlünce yağmur,çisele,
Zehrimi damardan zerkediyorum...

Artık umrumda mı,ne soğuk ne yaş,
Tabiatla kardeş oldum bu gece,
Artık esrarkeşim,artık ben ayyaş,
Mutlu son,hikayem bitti böylece...

2007
Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Nevşehir şiiri mi, Kayseri şiiri mi hatırlamıyorum ama, başarısız bir öğrenci, hayal kırıklığına uğramış, geleceği muğlak; bu onun şiiridir. 17 yaşımdan bir kesit...

1 Mayıs 2011 Pazar

Korku


Korku

İçeri odada bir kapı sesi,
Musluktan beynime düşen damlalar,
Düşünce tuzağı,akıl öksesi,
Bu seslerde apayrı bir tını var...

Korkunç bir ahenkle volta atıyor,
Kim olduğu meçhul ayak sesleri,
Kulağımdan sızıp beyne batıyor,
İşkence sesleri,dayak sesleri...

Soguya çekilen mazlum bir maznun,
Üç koca ifritin homurdanışı,
Tek tük kelimeler:Suç-Ceza-Kanun,
Kurbanın seçimi ve...Adanışı...

Canhıraş bir ses ve kesilen gırtlak,
Hırıl hırıl kurbanın son nefesi,
Zalimce kahkaha atan bir hortlak,
Cismi yok...Yalnızca ses ve gölgesi...

Ve...Yeni bir sahne...Değişti konu,
Sanki,bir tiyatro sergileniyor,
Şimdi; bir ortaçağ engizisyonu,
Bir ses...Yalvarıyor ve dileniyor...

Merhamet...Merhamet diyor,durmadan,
Bir kadın sesi bu,incecik,mahzun,
Hışırtı,yanık et kokusu,duman,
Cadı yandı herkes halinden memnun...

İçeri odada gülüşler,şenlik...
Kadının başında iğrenç yamyamlar,
Kafamın tasında açılan delik,
Beynimi patlatan korkunç tamtamlar...

2007
Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Kayseri şiiridir. Evde, gece 2 gibi uyandım ve içeri odadan hakikaten sesler geliyordu. Gidip, bilimsel açıklaması olan "sebebi" bulmak yerine, kalıp "mistik" kalmasına izin verdim, ve bu şiire ilham verdi.

Dilenci


Üstü başı kapkara;
Gözünü ufuklara
Saplayıp biraz para

Pul değil dilendiği;
Yalnızca merhametti...

Bağırmak istedi:'Hey! '
'Ayşe Hanım,Ahmet Bey! '
İçinde başlayan şey

Açamadı ağzını;
Yine içinde bitti...

'Orda bir dilenci var'
Hepsi buydu...Bu kadar!
Aldırmadı insanlar

Önemsiz varlığına;
Öylece geçip gitti...

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Bir Güngören şiiri. Güngören'de sadece ümitsizlik ve hayal kırıklığı görebiliyordum, etrafımda.

Filistin'e Mektup

Yorganımın altından,enkaz altındakilere...

'Baba'yı bir daha göremeyecek,
Ya gözü kör oldu,ya 'baba' öldü...
Ne farkeder! Filistin'de bir çiçek,
Soldu da ne oldu? Kimler üzüldü?

Elinde bir sapan,'abi' savaşta...
'Anne' ağlar durur...İçi boş kabuk...
Ağlamak hakkındır,ufacık yaşta,
Kocaman bir hışma uğrayan çocuk...

Kaldı bu kapkara kışın ardından
Gelecek bahara kurduğun düşler,
Derler:'Bir insanlık suçu bu...' YALAN!
İnsanlık suçunu insanlar işler...

2009
Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Bir haber gördüm,duydum ya da okudum,hatırlamıyorum. '...Filistinli '***' babasını bir daha göremeyecek...' Başı ve sonunu hatırlamadığım bu haber müthişti...Babası mı ölmüştü yoksa bombalardan çocuğun gözüne bir şey mi olmuştu? Ben hangisinin bir çocuk için daha acı olduğunu düşünüp üzüledururken... Dedi ki bir ses bana:Ne farkeder! ...

30 Nisan 2011 Cumartesi

Allah'ı Arayan Çocuk

Allah'ı arayan çocuk...

Allah'ı arayan çocuk,
Dön daha anan yakınken,
Çevir sandalın burnunu,
Körfeze,liman yakınken...

Aklına gelmez kandığın,
Bir masaldır inandığın,
Uzaktan gölet sandığın,
Olur bir umman yakınken...

Sen ondasın,sendedir o,
Baş ondadır,sondadır o,
Sorma hangi yöndedir o,
Şah damarından yakınken...

2008
Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Bir dostla ateizm üzerine sohbet ettikten sonra, gece yazılmıştı.

Sokak Lambası II


Ruhum sığmıyor artık bu kokuşmuş cesede,
İçimde ben olmaktan kurtulmanın çabası,
Gece,kadın misali,şehvetle 'Gel! ' dese de,
Karşıdan göz kırpıyor bana sokak lambası...

Aydınlığın timsali o yapayalnız lamba,
Benim gibi sahipsiz, benim kadar çilekeş,
Dünya,sahne misali,plastik ve muşamba,
Nerde, hava, toprak ve suya ruh veren ateş?

Kainat yüz çevirmiş bana,düşman kesildi,
Cerrah yarama bakmaz,tabib vermez ilacı,
Katip meleğim küsüp defterden kaydım sildi,
Ezdiğim karıncalar gıyabımda davacı...

Sen de dava et, hakim tek celsede bitirsin,
Mansur gibi dara çek, Nesimi gibi yüzdür,
Gasteye ilan verdim,bulabilen getirsin,
Benliğimi ben sende kaybettim,hükümsüzdür...

2007
M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Lisede yatılı okurken, yurt odamda her gece baykuş gibi tünediğim pencere kenarının tam karşısında bir sokak lambası vardı. Dağın başında, kimsenin geçmediği bir yerde. İşin garibi, yol üstü olan kimi yerde yoktu sokak lambası. Ergenlik bunalımlarına gark olmuş bir gencin kendisini özdeşleştirmesi için ideal bir manzara.

Sokak Lambası


Sokak lambası sen yan,ben yanayım,yanalım,
Gücümüz yitene dek,cihan ışıkla dolsun,
Ne kadar dayanırsak o kadar dayanalım,
Boğarız karanlığı belki bir lahza olsun...

Kapkaranlık gönüller,güneş zulmet saçıyor,
Bir ikimiz kalmışız aydınlığı özleyen,
Korku,anahtar olmuş, her kilidi açıyor,
Bir ikimiz kalmışız,Mesih yolu gözleyen...

Heyhat, sokak lambası,boşuna bu bekleyiş,
Beklenen kurtarıcı kurtarılmaya muhtaç,
Hayat,ebed yolunda, bir sende,bir tekleyiş,
Ölüm,bir şeb-i arus,Azrail'le izdivaç...

Bakma öyle elemli,sapsarı ve sımsıcak,
Bir mana var bu mahzun,esrarengiz bakışta,
Bu bakış,Azrail'in bana açtığı kucak,
Bu bakış, yaz güneşi, donduran kara kışta...

2007
M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Lisede yatılı okurken, yurt odamda her gece baykuş gibi tünediğim pencere kenarının tam karşısında bir sokak lambası vardı. Dağın başında, kimsenin geçmediği bir yerde. İşin garibi, yol üstü olan kimi yerde yoktu sokak lambası. Ergenlik bunalımlarına gark olmuş bir gencin kendisini özdeşleştirmesi için ideal bir manzara.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Vendetta Serisi (I-II-III)

Vendetta I

Kafasında sorular
Namlu ağzında mermi
-Alacağı intikam
Acaba mukadder mi? -

Geçirdiği o yıllar
Dövmüş onu örsünde
İntikamı çarpıyor
Kalbi değil göğsünde

Kin bürümüş gözünü,
Öfke, almış yürümüş!
Nefreti yeşerdikçe
Merhameti çürümüş

İnsan değil o asla!
Kendi bile biliyor...
Andıkça geçmişini
Hafiften irkiliyor

Kan çanağı gözleri
Heyhat... Dönmüş bir kere!
İşte gidiyor adam
Hiç dönmemek üzere

Baskın verecek birden
Ummadığı bir anda
Arındırıp ruhunu
Hasmından akan kanda

-Capcanlı bir yaz günü
Neşe dolu havası
Aldırmazsınız,varsa
Serde bir kan davası-

Eziyor çiçekleri
Sürgünleri kırıyor,
'Çık karşıma! Erkeksen! '
Genç adam haykırıyor

Seyrediyor bir süre
Soğukluğuyla buzun
Dikilip karşısına
Hasmını uzun uzun...

Bir ses diyor ki ona
'Derdinin devası bu
Sakın korkma, acıma,
Ulan, kan davası bu! '

...

Ve bir şair diyor ki
Hatırlayıp o günü:
'Boşalttı yüreğini
Boşalttı şarjörünü...'


II: Fedai

-Bir Türkçü fedainin manzarasıdır-

Bana benim çektiren
En büyük işkenceyi;
Uzaklardan bir siren
Böldüğünde geceyi:

'Peşimde aynasızlar,
Yanıp sönen yıldızlar! '

Tutuklayacaklarmış!
Ben bende tutukluyum
Katlime ferman varmış
Isınıyormuş suyum:

'Ben zaten öldüm beyim
İki kez mi öleyim? '

Anısı hala gitmez
Baş ucumda hayalet
Kendi kendime ilk kez
İşlediğim cinayet

'Ben beni öldürmüştüm
Ağır gelince yüküm...'

Hasmım! Kendine kıyan
Sana acır mı sandın?
Hele birazcık dayan;
Biliyorum usandın

Korkuyla yaşamaktan,
Ölmeliydin sen çoktan!

Sabret şu polisleri
Atlatayım da sonra
Gelir kanı pisleri
Temizlemeye sıra...

'Yaşamam lazım komser!
Bana biraz izin ver...'

Barikatın ardına
Sıyrılıp geçeceğim...
Doldurup boş kovana,
Kanını içeceğim!

Haykıracağım:'Korkak!
Ölürken yüzüme bak! '

...


Evet hakim bey, bendim
O pisliği öldüren
Ve senin de efendim
Dolduğu zaman süren

Kusacak sana bir el
Barut kokan bir ecel!

Çünkü biz bu toplumun
Vicdanıyız, sesiyiz...
Ensenizdeyiz, korkun!
Ölümün nefesiyiz!

Bizler; fedaileriz:
Kan içer adam yeriz!

Diriliriz milyonla
Biz, bir kere öldük mü!
Haydi sehpaya yolla
Kır kalemi ver hükmü!

Yüzüne güleceğim!
Huşuyla öleceğim...

...

Yıllar sonra bir şair
Aynı zındanda çile
Doldururken yerde bir
Not buldu Azrail'e:

'Onu bir görebilsem
Sonra gelsen de, ölsem...'


III: Yargıç

İlk bombayı patlattığında,türkü söylüyordu:

'Biz bozkır çocukları adam yer kan içeriz
Öfkemize set midir kul yapısı bir duvar
Kanınıza girersek şad olun ki Türk'üz biz
Sayemizde ölmenin şerefli bir yolu var...'

Duvar yıkılmış, ev ve içinde yuvalanmış alçak savunmasız kalmıştı. Davranma vaktiydi, kulağı uğul uğuldu öfkeden, yine de, içinde 'insan'a duyduğu ufak bir merhamet kalmıştı. Onu bastırması lazımdı tetiği çekmeden; ihlasla yapılmayan amel, ibadet kabul edilmezdi çünkü. Öldürürken içinde en ufak merhamet duyarsa, katil olurdu, infazcı değil.

-Fedai'nin iç sesidir-

Belimde altıpatlarım -Tanrı ben miyim yoksa? -
Gözlerimi kan bürümüş -Rüya mı bu gördüğüm? -
Kulağımda merhametim -Yakamı bir bıraksa
Bir kesilse fısıltısı... Bir çözülse şu düğüm! -

On yıl önce bin yıl sonra ne fark eder! Hepimiz
Tadacağız bu acıyı -Merhamet! Düş yakamdan! -
Hükümlerim ilahidir -ne savunma, ne temyiz!-
Gelen sorgulanmaz elçi kılındığım makamdan...

Kavi çelik hamur olur bu hükmün bıçağında
-Af diler intikamından Hüseyn'in yezidiler-
Hesap günü erişende, ulu divan çağında
Korkak merhamet gösterir,korkak merhamet diler!

M. Bahadırhan Dinçaslan

ve bir alıntı:

'Bu hakimler veremez hükmünü bu celsenin
Hazır olun BOZKURTLAR hüküm sırası sizin! '

Meraklısına notlar:

İntikam ve kan davası konularının irdelenmesi, belki "Şehrin Azizleri" filminden mülhem, sıradan bir intikam arzusunun git gide kamuya adanmış bir vicdan manifestosuna dönüşmesi. Bir de; ilerde bir Türkçü direniş olursa, Türkçü militanların geceleri okuyup kendilerini bulabilecekleri, dara düştüklerinde mırıldanabilecekleri bir şeyler yazma hevesi.

10 Nisan 2011 Pazar

Qara Paltarlı Qadın


Kişilər bir olmur atam balası
Qorxağı var, igidi var,
Amma hər kişinin öləndən sonra
Qəbri üstdə ağlamağa
Bir qara paltarlı gözəl bir qadına ümidi var

Sən öləndə kim olacaq gözlərini bağlayan?
Qardaşmı olacaq, yadmı olacaq?
Bu dunyada bəlkə sənə ən çox ağlayan,
Ən çox ağlatdığın qadın olacaq?!

Göz yaşları yuduqca baş daşını
Qəbrində qurcalanıb,deyəcəksən: ilahi
İllər boyu ağlatdığım bu qadın
Görən necə saxlayıbdır bu qədər göz yaşını?!

Bircə kərə nə saçını oxşamışam,
Nə gözünü silmişəm.
Gözlərimə batır indi saçlarının hər dəni,
İllər boyu bu qadına mən axı dərd vermişəm
İndi görən niyə çəkir dərdimi?

Bu qadın baş daşımı öpüb sığallamaqdansa,
Yumruğuyla döysə-döysə yaxşıdı.
Qəbrimin üstündə ağlamaqdansa,
Məni söysə yaxşıdı.

Yeri-yeri,qara paltarlı qadın,
Kiri-kiri,qara paltarlı qadın.
Bu qəbir də min qəbirdən biridir.
Baş daşımı bəsdir basdın bağrına,
Bütün mənə ağlayanlar kiridi,
Sən də kiri, qəbrim damır, ağlama...

Ramiz Rövşən

9 Nisan 2011 Cumartesi

Ramil Seferov


Ramil, Ramil, ay Ramil!
Öğün sen bu zaferle
Ayak bastığın yerle
Fehrediyor Cebrayil!(*)


Ey üç renkli bayrağımın üç kere asil oğlu!

Adın artık ataların gibi baki ve ulu;
Babek'in erliği midir dirilen duruşunda?
Ne yiğitsin: Gök gürlüyor nabzının vuruşunda!
Bırak devrin sefasını bugün üç beş it sürsün
Onlar piçliğine esir, sen: zındanda özgürsün!
Soysuz yarın unutulur... Senin kalacak adın,
Vatan için ölmedinse: Vatan için yaşadın!
Ey sen! Odlar ülkesinin od bakışlı balası
Ey sen! Kabri mabed olup yarınlara kalası,

Ramil, Ramil, ay Ramil!
Pek yakındır özgürlük
Yanındayız Koca Türk!
Seferov yalnız değil!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

*Cebrayil: Doğduğu şehir.

Meraklısına not:

Müebbet hapis zaten korkunç, bir vatanseverin bu cezaya mahkum olması daha çok üzüyor bir Türkçü'yü. Kendimi Ramil yerine koydum, ne duymak isterdiysem onu yazdım.

Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu 4. sayısında yayımlanmıştır.

Vasiyet 2

Her patlayışımı sabırla dinleyen cefakar kardeşim Muhammet Ali Altunbilek'e...

Dua okuma bol bol
Tanrı keriz mi ayol?
Öldüğümden emin ol
Birazcık başımda dur.

Yaz ki mezar taşıma:
"Bir iş geldi başıma
Son verdim savaşıma
Üflenene kadar sur..."

Ağlama, ölüm ne ki?
İnsan öldükçe baki..
Yesinler, kahvedeki
Dostlara helva kavur...

Koy yanıma bas git tez
Az rakı, biraz çerez,
Çiçek miçek istemez,
Ben ot yemem, dokunur.

"Adı Güzel"e kendim
Okurum öz mevlidim,
Başımdan aşkın derdim
Zaten... Hocayı sustur!

Bittiğinde keşmekeş,
Kefen cebime, kardeş
Biraz tütün koy, ateş
Nasıl olsa bulunur!

M. Bahadırhan Dinçaslan
.

Meraklısına not:

Çok üzerine düştüğüm bir şiir değildi, hatta şiir değil zaten. Ama o kadar yarenlik etmiş bir insana bir şeyler yazmak, onu ölümsüzleştirmek gerekiyordu; birlikteyken hep olduğumuz gibi, alaylı bir dille yapmaya karar verdim.

31 Mart 2011 Perşembe

Kutlu Dağlar Üçlemesi II: Han Tengri


Ufkumun üç kutlu dağı: Erciyes, Elbruz, Han Tengri...

Üçlemenin ikinci parçası, kızıl doruğuyla Han Tengri. Ataların ruhunun eyleştiği kutlu diyar. Ki, dünya yüzüyle görmesem de, babama baktığımda Han Tengri'yi görürüm.
Biri ırkımı, diğeri ocağımı ayakta tutar.

Elbruz annemin, Han Tengri babamın, Erciyes benim...

Han Tengri'nin Oğlu

Od kızılı aksi vurmuş Tanrıdağ doruğuna
Uğruna binlerce yıldır dökülen kanlarımın
Ah! Atalar nefesidir ses veren soluğuna
Toplaşır yel kükredikçe börüler akın akın
"Ahoy ahoy!" ağıtları karışır soğuğuna...

Tanrı eliyle yontulmuş kıvrım kıvrım Han Tengri
Adsız ölen onbinlerce Türk'ün "bengütaş"ıdır
Altaylarda Tanrı Türk'e adın koyandan beri
Binboğalar Han Tengri'nin öz be öz gardaşıdır
Aynı tohum, aynı toprak ananın filizleri...

Ey gönül göğümü düşü kaplayan kutlu dağım
Sen bin yıl sonraki bana hayat kadar yakınsın
Ki ben bugün sana ancak ölüm kadar uzağım
Esirgeyen Tanrı'm seni yadırgıdan sakınsın
Bin yıl sonra dönüp seni yerinde bulacağım

Atalar ruhları orda bekleyedursun bizi
Ölen bütün oğullara bir yer açsın özünde
Silinmeyecek ufkumdan Tanrıdağı'nın izi
Gölgesi gibi gökteki Tanrı'nın yeryüzünde
Babam dağ gibi ayakta tuttukça evimizi...

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

*Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu Mayıs 2011 sayısında yayınlanmıştır.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Avşar Eşkıyası Çöllo'nun Ağıdı

Avşar Eşkıyası Çöllo'nun Ağıdı'nın bir kısmı:

...

Kayseri Rumuna bir cenk kuruldu
Ahali cem'oldu anda derildi
İçlerinden bir candarma vuruldu
Görenler seyretsin al kanı Çöllo

Erciyes Dağı'nı kantar mı tartar
Tartarım diyenin belası artar
Vaktiylen teslim ol yakayı kurtar
Öleneçe bekler zindanın Çöllo

...

Gelmemiş böylesi Adem'den beri
Sağ elinde martin belde hançeri
Altı bin Talaslı, koca Kayseri
Diktin orta yere nişanı Çöllo

Aslından neslinden Avşar'dır adın
Garip bülbül gibi dağda feryadın
Bu muydu dünyada ahdın muradın
Titretirsin Firengistan'ı Çöllo

Kızlar altın takmaz oldu saçına
Nam u şan yürüttün Çin'e Maçın'a
Gazeteler gitti Moskof içine
Namın almış Hind'i İran'ı Çöllo

Sivas vilayet de Kayseri merkez
Obada namını duyuyor herkes
Tek gözde kesmişsin üç tane Çerkez
Tavuk mu sanarsın insanı Çöllo

Bağdat'ı Basra'yı dolandın geldin
Merdoğlu mertlerin belini kırdın
Geçenki postada bin lira vurdun
Kaldı mı daha bir noksanı Çöllo

...

Atına biner de dört nala yürür
Aynalı martini dünyayı görür
Zenginden alır da züğürde verir
Yakıyor gözlerin çırasın Çöllo

...

20 Şubat 2011 Pazar

Jules Verne Quotation

These three words from an unfinished
verse of Virgil are often cited:

"Audaces fortuna juvat"....

but they are quoted incorrectly. The poet said:

"Audentes fortuna juvat"....

It is on the darers, not on the audacious, that Fortune almost always
smiled. The audacious may be unguarded. The darer thinks first, acts
afterwards. There is the difference!

Jules Verne,
Un capitaine de quinze ans

Aral'ın Kızı

- "Dünya'nın en büyük göllerinden biri Aral, en genç çölü olma yolunda..."

Gazetelerden bir haber -

Gökte Tanrı'nın aksidir Aral yüzüne vuran
Atalar nağıllarından sızan bir su perisi
İplik iplik dokur gölü elden saklayan sisi
Kah mavi tufanlar salan kah kızıl kum savuran
Gökte Tanrı'nın hışmıdır Aral yüzüne vuran.

Yadırgıya yar mı olur yurdumun yer suları
Ki su değildir masmavi analar göz yaşıdır
Bağrından kopan bulutlar peygamber yoldaşıdır
Geçmez bıçkındır boynuna esaretin yuları
Yar mı olur yadırgıya yurdumun yer suları?

Bulut bulut gökçek Aral kurudu göğe ağdı
Çıktı ki tuvgan yurdudur kutlu Tanrı katına
Yüz sürüp Mehmet yalvacın Burak namlı atına
Damla damla meleklerle Anadolu'ya yağdı
Kim demiş ki ebediyen Aral göklere ağdı?

Ah! Çatlamış dudakları sapsarı bozkırımın
Bir turkuvaz toya kandı çiğnedikçe ayağı
Meleklerin adım adım maviye boyadığı
Rengin vuslatına koştu ufuklar uzak yakın
Yeşile bezendi göğsü sapsarı bozkırımın

Şimdi Aral genç bir kızın suretine girmiştir
Ata yurdun nazlı kızı anayurdun gelini
Irkımın ozanlarının tükenmeyen esini
O, beş bin seneden beri yazılagelen şiir
Şimdi Aral, sevgilimin suretine girmiştir!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Türk'ün yer-suları, toprak ve sudan ibaret değildir, biri ataların kanı, diğeri anaların gözyaşıdır, ebedidir, kaybolmaz.

*Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu Mayıs 2011 sayısında yayınlanmıştır.

Meraklısına not:

Türk'e romantik bakış çalışmalarımdan belki de en sevdiğim parça. "Su"yun ölümsüzlüğü, sevginin ölümsüzlüğü; "ırk"a duyulan sevginin bir kızda simgeleştirilmesi...

13 Şubat 2011 Pazar

Kızıl Şiir

Kızıl Şiir

Kaddin endam-ı serv gibi arz eyleyen yar mıdır?
Zülfüne dolanmış gelir ol mu-miyan târ mıdır?

Bus eylesem kanım döker dendan-ı dürdanesi
Lebleri gül goncesi meğer kim dendanı hâr mıdır?

Ol ne özge kızıllıktır aldı aklı başımdan
Lâl-i hun-feşanı acep hem-reng-i hammâr mıdır?

Rûyuna vurmuş şûle-i şarab başı önünde
Acep bencileyin bir saht belaya düçâr mıdır?

Kûyuna tenhaca varsam rakîb nigehbân olur
"Neshi'de ol bûtün gönlü acep yok mu, var mıdır? "

M. Bahadırhan Dinçaslan

12 Şubat 2011 Cumartesi

Nazire

'O gül-endâm bir al şâle bürünsün, yürüsün,
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün...'

Enderunlu Vasıf

O gitsin ben ardından takip edeyim onu,
Bir kaybolsun ufuktan bir görünsün, yürüsün,
Nere gitse toplasın en güzel çiçekleri,
Râyihâsın her yerine sürünsün, yürüsün,
Cennete girse kevser şarabı esritmesin,
Cehenneme girse nardan korunsun, yürüsün,
Yer ona layık değil, göğe çıksın dilârâ,
Kürk diye mor bulutlara sarınsın, yürüsün,
Yedi perde ardında saklı sırları sezsin,
Yükseldikçe, kul aczinden arınsın, yürüsün...


Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

8 Şubat 2011 Salı

Gotik III

Gotik III: Çemberlitaş

Tepemize yıkılası bir kubbe
Ah! Bin yıldır can çekişen ucube!
Yağmur yağsa çürümek kokan şehir
Kazurata tapanların mabedi
Temeli küf, tuğlası pas, harcı kir
Derme çatma piç bir şehir taklidi.

Çorak rahmi çölden kısır bir kadın
Şair! Senin o İstanbul sandığın
Roma'yı kavuran yangının külü
Dayandığı içi kurtlu bir değnek;
Ayak üstü kokuşmakta bir ölü:
Titrek bir acuze, çöktü çökecek!

Mehlika'nın* aşıklarınca sefil
İstanbul'u seven bunca nekrofil*!
Ah! Kaç neslin düşüne giren peri
Bırazcık mukavva, birazcık fosfor
Altı asırdır kandırdı Türkleri
Ah! Feth ettik sandığımız bu dekor!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Mehlika: "Mehlika Sultan'a aşık yedi genç/Oradan gelmeyecekmiş dediler" mısralarındaki ölümsüz Yahya Kemal karakteri.

Nekrofil:Ölü Sevici

Meraklsına not:

Gotik I-II-III şiirlerimin tamamı gözlük ya da lensler olmadan 3 numara miyop gözlerle edindiğim şehir izlenimleri üzerine bina edilmişti. Çemberlitaş Türk Ocağı binasının bahçesine oturup yazmıştım bu şiiri.

Gurbet

Bir vatandan başka vatana doğru
Sen de düş tükenmez yola, yiğidim.
Her menzilde başka cevap, tek soru:
"Bu dünyada ben nereye aidim?"

Ne Roma'ya çıkar, yol ne Sarız'a
Gider gider, dayanır bir çıkmaza,
Seni öz yurdunda bekleyen kıza
Bir mektup yaz: "Bekle. Daha ölmedim..."

M. Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Benim için artık yemek içmek gibi sıradanlaşmış bir şehirlerarası yolculuk esnasında, Bolu'da yazılmıştı.

28 Ocak 2011 Cuma

Türk Direnişi: Üşür


Türk Direnişi: 'Üşür'

-Güney Azerbaycan'ın TÜRK sesi Araz Elses'e ithaf olunur,Nevruz'da...-

Ölmüştür de yaşamak bahanedir,
Bir çekirge sürüsü kaç senedir
Talan eder bağını... Bir ninedir:

Yanakları yedi kat tombul... Üşür...
Soysuz bir kıştır bu İstanbul üşür...

Siz sıcak bir döşekte uykunuzda
Düş görün...Biz buz keselim Nevruz'da!
Çok uzakta...Tam burada! Elbruz'da

Sahipsiz bir Avar çobanı üşür
Çizmesi,kalpağı,kabanı üşür...

Kurbandır, vahşi bir puta adanır,
Eli kolu dört yerinden budanır
'Başsız kalan sürüye kurt dadanır'

Kerkük'ü itlerle kürtler bölüşür!
Bir ülke tutuşur bir şehir üşür...

Tebriz civarı her köprü Boraltan,
Bütün gözler güneş bekler ufuktan
İnleyişi yürekleri kanatan;

Türk Eli'nin körpe balası üşür...
Taşlar bile... Babek kalası üşür!

Direnir, dillerde 'Allah-u Ekber! '
Kaldırımlar siper, binalar nefer!
Bir kez daha bombalanır Telafer...

Çağrısı yurdundan duyulmaz, üşür...
Türk'tür ama Türk'ten sayılmaz, üşür!

Karabağ'da kara bağlar gelinler,
Beyhudedir beddualar ayinler
Kurşun seslerini boğmaz aminler

Gökte bayrak yalnız kalmıştır, üşür...
Kan ağlar bizi de kanatır, üşür...

Urumçi'yi urum sayar gardaşı
Yalnız verir ümitsiz bir savaşı
İdamlık bir Uygur önünde başı

Soğuktur yediği kurşunlar, üşür...
Dedeler yaş döker, torunlar üşür...

Tanrı'ya küsmüştür kadere kızgın,
Sinmekten muzdarip işgalden üzgün
Giriştiği her seferde bir bozgun

Sarız dağlarında bir şair üşür!
Ne düşünse TÜRKLÜĞE dair, üşür...

!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Yedi tepesi ve kadim tarihiyle, tombul ve buruşuk bir ninedir İstanbul,kürt istilasına teslim olmuş...

Kafkas dağları hep uzaktır nedense...

Kapitalizm denen kana susamış kafir tanrısına kurbandır Kerkük, leşini itler ve kürtler parçalar...

Babek Kala'sına gitmek yasaktır Türk toprağında, güney Azerbaycan'da...

Telafer'de Türkler savaş verir de, Türkiye'de gazetelerde "Telaferli teröristler..."in çatışmasını okuruz...

Karabağ için dua etmekten başka birşey gelmez elimizden.

Urumçi'nin adı bile duyulmaz burada, urumla birdir bizim için, yardımına koşmayız...

Ve bir şair bunları düşünür, üşür de üşür.

Bu şiir bunların hikayesidir...

Nevruz'umuzun bir daha buz kesmemesi dileğiyle!

Tanrı Türk'ü korusun!

23 Ocak 2011 Pazar

Kurban ve Katil


I.

Herkes mi yalnız böyle?
Gündüzleri neşeyle
Gezse de gece bizâr
Kaçan uykularından?

Soru, soru ve soru!
Ne yalnış ve ne doğru?
Yok mu keskin bir kaçış
Yaşamak kumarından?

Konuş sevgilim, konuş
-Sonsuza bir dokunuş
Ötelere bir hamle-
Bir haber ver yarından!

Öyle bak gözüme ki
Ne "acaba" ne "belki"
İlahi bir kesinlik
Sızsın göz pınarından.

Gelsin, güneş doğarken
Yirmi yıldır biriken
Bir bora gibi cevap
Geçmişin rüzgarından!

II.

Bir gün izin verilse
Çocukluğum dirilse
Ve yapışsa yakama
Kalkarak mezarından.

Aldırmadan boyuna
Bir tokat atsa bana
Unuttuğum şen şakrak
Çocuk şarkılarından...

Gelmez... Onu öldürdüm
Kirli bir ömür sürdüm,
Ben, bir çocuk katili
Öcüler diyarından!

M. Bahadırhan Dinçaslan

20 Ocak 2011 Perşembe

Kutlu Dağlar Üçlemesi I: Elbruz



Ufkumun üç kutlu dağı: Erciyes, Elbruz, Han Tengri...

Ve üçlemenin ilk parçası; bir kısım insanların Elbruz, Adigeler'in Oşamafe, Kafkas Türkleri'nin Mingitav (Bengü Dağ, Ebedi Dağ) dediği kutlu dağın, annemin gözlerinde gördüğüm asil dağın hikayesi.

Elbruz annemin, Han Tengri babamın, Erciyes benim...

Elbruz'un Kızı

"Değil çeşm-i kebûd ol ebruvânın zîr-i tâkında
Bir çift avâre kumrudur gelmiş aşiyân tutmuş..."
Nedim


Ana yurdum... Ağlıyorum dinledikçe yankını
Bir zaman bu mor dağlarda Tanrı'nın sesi vardı...
Ah! Yurtların en yücesi, Tanrı'ya en yakını!
Bir tanrıça doğacaksa Kafkasya'da doğardı...

Kırk memesi bereketli hayat bahşeden dişi;
Bir kadındır Oşamafe: Bin çocuklu bakire!
Ah! Sırçadan sarayında hüzünle iç çekişi
Yele sızar buse buse eser dağdakilere...

Dağlılar... Ki yağmur içer bulut topağı yerler,
Efsanelerle yoğrulan bir özün çocukları...
Toprağın göğe değdiği yerde hayat sürerler,
Gözlerinde gökyüzünün mavi tomurcukları...

Bu dağlar ki gözü açık gidenlerin durağı,
Bu dünyada "gülemeyen" yüzlerin son ümidi.
Elinde -doruğa doğru- her birinin çerağı;
Yıldız yıldız gökyüzünde ruhlar resmi geçidi...

...

Ve bu gece Kafkasya bir kız cismine büründü
Dağların asil ve vahşi kızı kutlu Setenay*
Omuzlarında gökyüzü, gözlerime göründü
Yeşil mavi libaslara sarılmış bir dolunay...

Hangi günahın kızılı saçında tel tel yalaz
Her birini bin bir kurban boyamış öz kanıyla!
Tenin Elbruz doruğunda karlardan daha beyaz
Hangi denizdir didişen gözünde limanıyla?

Yazık! Yazık! Sen bir düşsün bense fazla gerçeğim...
Fanilere yasaksın sen ey ebedî beyazlık!
Bekle beni... Vuslatına ölünce ereceğim,
Yazık! Sen bir düşsün bense henüz gerçeğim, yazık!

M. Bahadırhan Dinçaslan

Setenay ya da Setenay Guaşe, Çerkes folklorunda yeri çok büyük olan tanrıça figürü.



*Siyah Beyaz Kültür ve Sanat Platformu Mart sayısında yayımlanmıştır


8 Ocak 2011 Cumartesi

Gotik I

Gotik I: Güngören

Güneşte bir tılsım mı var gündüz hepsi uyuyor,
Gece kimdir canlandıran bu ruhsuz yapıları?
Bacaları birer kulak nefes alsam duyuyor,
Açılmış bir ağız gibi bekliyor kapıları.

Binbir odalı midesi hepsinin gurultulu,
Horul horul hazmediyor kurbanları içerde;
Sokaklarda dilleri var kaygan çamurdan sulu
Ayaklara pusu kurmuş ıslak merdivenlerde...

Pencereler, pencereler! Gözleri üzerimde,
Perdelerin gerisinden bakan binlerce göz var!
Bakışları saplı kaldı bıçak gibi derimde,
Peşimsıra koşuşturan evler: Birer canavar!

Bir cinayet vakasıdır bu gece cürm-ü meşhut,
Bilmeden orta yerine düştüğüm arsız ayin,
Son ricamdır, konduğunda taşa temsilî tabut,
Sevdiğim kıza yarini evler yedi demeyin...

Aynasızlar! Geriye ne kaldıysa benden, bulun
Failim korkunçtur - meçhul kalsın, bulaşmayınız...
Meraklılar! İbret olsun halim ki siz siz olun
Güngören'de geceleyin yalnız dolaşmayınız...

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Gotik I-II-III şiirlerimin tamamı gözlük ya da lensler olmadan 3 numara miyop gözlerle edindiğim şehir izlenimleri üzerine bina edilmişti. Tozkoparan mahallesinde yazmıştım bu şiiri.

Gotik II



"There's a hole in the world like a great black pit
and the vermin of the world inhabit it
and its morals aren't worth what a pig could spit
and it goes by the name of London."

Sweeney Todd

Gotik II: Beyoğlu

Liman varsa orospuluk meşrudur
Âh... Bin yılın pisliğine bulaşan
Çöken köhne bir kenttir uğul uğul
Sokaklarında cesetler dolaşan
Mezarlığı nefes alan İstanbul...

Orospudur, ve ne desen doğrudur
Âh... Bin yıldır döllendiği bir piçlik
Çamurlu sokaklarda doğurduğu...
Ağızda bir acı tat... Mayası hiçlik;
Bu kentte kol kola kargayla kuğu...

Fokurdayan bir lağım çukurudur
Damar damar bir necaset madeni
Anka'nın tahtına talip kerkenez
Ciyak ciyak bir post-modern senfoni
Dinleme bu şehri duymaya değmez!

Gri gotik bir asit yağmurudur
Hisli şairlerin kulaklarında
Haşerat yuvası bir kadim duvar
Şehri değil, izbe sokaklarında
Ceset gördüm... Midemde cinayet var!

Muhammed Bahadırhan Dinçaslan

Meraklısına not:

Gotik I-II-III şiirlerimin tamamı gözlük ya da lensler olmadan 3 numara miyop gözlerle edindiğim şehir izlenimleri üzerine bina edilmişti. Klasik bir "arka sokaklar" şiiri.