15 Ağustos 2026 Cumartesi

Phaedo




...Such are those thick and gloomy shadows damp
Oft seen in charnel vaults and sepulchres,
Lingering, and sitting by a new made grave,
As loath to leave the body that it lov'd,
And linked itself by carnal sensuality
To a degenerate and degraded state.


Bıkmaz mı insan ruhunun bekasından, meçhulde?
Beden değil mabedimdir seçebilsem herhalde
İstemezdim bu aşina kafesten halasımı.

Cevabını bilsem bile doğduğum andan beri
Soracağım bu soruyu sönerken ruhun feri:
Haris ve hakir yaşadım kim tutacak yasımı?

Kum saati gözlerimle gördüm, kehanetimdir
Serencamım örümceğin öksesinde yetimdir
Bir ebedi Aralık'a terk ederken Kasım'ı.

Ağzında kasap kancası tekinsiz bir tebessüm
Öpecek göz çukurumu kabrimde iki büklüm
Kuzgun suret hayaletim kendi kafatasımı.

M. Bahadırhan Dinçaslan

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Obitus



Gözlerime kumlar doldu pınarlarım kurudur
Yüzümden pul pul dökülen erkeklik gururudur
Yüreğimin kanserlenip kabardığı doğrudur
İrinle mayalanmış bir ikrahın hamurudur
Sünüyorum yaşam muhal ölmek gayrımeşrudur
Ümit aşüfte bir yıldız vaat verir ve tutmaz
Dilimde öksüz terennüm cevapsız bir sorudur:

Evim nerde yurdum nere menzilim ne tarafta?
Bunaldım kendimden yeter - mahkumum bir arafta.

Asırları takas ettim bir an uğruna peşin
Savurup külünü bilmem kaç yıl yanan ateşin
Karanlığı göze aldım reddedip alayişin
İşkence kokan bir çölde Tatar'ı bekleyişin
Asasını çaldım gafil uyuklayan dervişin
Aylar boyu tek azığım fokurdayan bir garaz
Görmeyen gözlerle düştüm peşine bir güneşin

Yedi bacı yedi günü pay eder de her hafta
Yedi kez dağlar gözümü - mahkumum bir arafta.

Annemin müşfik dilinde teselli: Allah kerim!
Anne, ölü toprağıyla örtüldü bak üzerim!
Anne! Gözlerim bozuldu kayboldu peygamberim!
Anne! Koca dünyada tek benim mi yoktur yerim?
Hayır duanı hiç kesme ben yine amin derim
Üzülme bin cami içre kaldım diye be-namaz
Bilirsin ki ben korkunca başımı çeviririm

Ruhum aklımla ellerim gözümle ihtilafta
Ciğerimde ihtilal var - mahkumum bir arafta

Şimdi Allah'ı öldürmüş şeytan gibi yalnızım
Tek bir lâ'nın makamında zayıf vuruyor nabzım
Rakibimi okumaya yeni bir meydan lazım
Dövüşmezsem zayıfım ben bağırmazsam cılızım
Her nereye düşürürse yolumu alın yazım
Biliyorum terekemde yalnız nisyan ve enkaz
Biliyorum sönecektir pırpır eden yıldızım

Esatirimi okursun bir gün metruk sahafta
Hele bir çıkış bulayım bu layemut arafta.

M. Bahadırhan Dinçaslan

2 Ağustos 2026 Pazar

Unheimlich

Hafızamda resmi bulanan bir mahalle
Minicik avcumda kuruyup giden lâle
Ruhumda gün be gün külü savrulan ocak.

Ne anne kokusu ne de bir çocuk sesi-
Mümini kalmamış tanrıların gölgesi
Doğduğum sokağın kuytularında, ıslak.

Eski bir apartman çehresi kirli sarı
Dağılır sis gibi şimdi çıksam yukarı
Korkulmaz bir kabus, sakınılmaz bir tuzak

Zerdüşt'ün mumunu söndüren bir rafızi
O korkunç cüretin hala odamda izi:
Çürümemiş bir el - ve daima kalacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

14 Temmuz 2026 Salı

Panache

-Eşim Gülsüm'le geçirdiğimiz fırtınalı 10 yılın muhasebesidir-

Hükmolundu Arş'ın yukarısında
Yarım ayın karanlık yarısında
Kıvrıldı o gece bir melun dudak.

Kötü adam aldı çakır Gülsüm'ü
Kesti yazgımı bağlayan düğümü
Tanrının kanıyla zağlanmış bıçak.

En erkek sesimle "yanındır yerim"
Dedim, "kabulümsün, seni çekerim
Atlas'ın yükünü üstüme bırak."

Teselli ummadım bahanelerden
Yaktığım, yıktığım kaşanelerden
Ganimet getirdim sana koşarak!

Bütün encam Bahadır'ın farkıydı:
Senin ömrün bir nihavend şarkıydı
Benimse hayatım bir ince bozlak.

Teslim olmaz ebed-müddet bir peşrev
Ben solgun yüzüne renk veren alev
Sen ruhumu serinleten sağanak

Şikayet dilimde bir memnu Sur'du
Ki erkek dediğin böyle olurdu
Erkeğim dedikçe erkeğim mutlak!

Saymadım yolunda kaç kere düştüm
Fakat hep doğrulup yine dövüştüm
Gün oldu yakında, gün oldu uzak;

Dövüşürken gözüm ucu sendeydi
Direnirken iradem sayendeydi
Ey ihtilalimi harlayan mihrak!

Yaşadım kah belan kah lütfun diye
Şimdi tek duam var sana hediye:
Ölsem senin kahramanın olarak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

19 Haziran 2026 Cuma

Tereke




Çöktü kubbe, göçtü kemer ve sütun
Eşikte eğreti tezyinat kaldı.

Akeron'dan indi bütün kayıklar
Mehtaba bergüzar saltanat kaldı.

Yedi kız kardeşin küllendi kadri
Ne sevda ne şair ne sanat kaldı.

Bunalıp sazını kırdı mükevvin
Ekvana bir kuru kainat kaldı.

Ahu'dan dağlara akseden bir ah
Anka'dan yolunmuş bir kanat kaldı.

Asmalar kurudu koca Babil'den
Biraz balçık biraz istinat kaldı.

Ehl-i dili sorma, taksimden bize
Bir beyhude kıyam, boş inat kaldı.

M. Bahadırhan Dinçaslan

14 Mayıs 2026 Perşembe

Yaşayan Ülkücülere Ağıt

"Günler evine gitti."
Babaannem

Sofralar kurardık bir zaman sana
Kahkahamız Çin'den duyulur muydu?
Çekik gözler bir bozkırdan aşina-
Bir akşamlık ilaç yalnızlığına.
Sonunda şeytana uyulur muydu?
Sabahlara kadar kafa çekerdik,
Meçhul atlaslara tohum ekerdik,
Pervamız mı vardı ölümden yana?

Sen beni tanırdın elbet ben seni.
Konuşmasak bile o günden önce
Bin yıllık bir sohbet hissidir hani-
İnsan ortasında bulur kendini.
Elden ele gezen asırlık günce:
Bir senden bir benden uzun paragraf,
Ezeli bir telaş - ebedi araf,
Bakiyse macera, kahraman fani.

Güzeldi ve bizim hikâyemizdi.
Her birimiz birer filim yıldızı,
Her replik hem aynı hem de eşsizdi.
Babânnemin duasınca temizdi,
İtiraf edelim fakat birazı,
Kirliydi dedemin vicdanı kadar.
Her birimiz hasılata hissedar
Bu hikâye bütün sermayemizdi.

Beşiğinde ölen bebeğin ruhu
Söyler misin bana nereye gider?
Tertemiz düşlerin var mıdır Nuh'u?
Toplayıp aşarak tılsımlı kûhu
Üçlere, kırklara emanet eder.
Bir kanatlı kayık, ufukta soluk
Bir muhayyel diyar - sonsuz duruluk
Bir ebedi endişenin vuzûhu.

Bizim gözümüzde bebekler öldü.
Bir pınar kurudu bakışımızda.
Geri gelmez kervan safa düzüldü,
Ardımızdan kor dudaklar büzüldü,
Sessiz ve törensiz bir ince veda-
Baktılar ama hiç ağlamadılar,
Son gölge ufuktan yitene kadar,
Yar ağlamayınca ırakip güldü.

Korkarım sabaha çıkamaz artık
Göğsümüzde hırıldayan o bozkurt.
Kuduzdan beter bu layemut açlık,
Ağzımız toz çorak bağrımız yanık,
Feri kaçmış gözler ve çökmüş avurt,
Ciğerimiz topak topak veremli,
Belki bir anamız gözleri nemli,
Kalmıştır bizlere diyecek: "Yazık..."

Şimdi hilâlimiz bir meşum kanca
İbret için dara çekiliyoruz.
Arşiv kaydımızda epey sakınca,
Yaftamızda küf bağlamış bir gonca,
Bir çölde öylece dikiliyoruz:
Yıldızımız gayrı kervankırandır.
"Kandır" diyor "beni kanına kandır!"
Tetiğini bozduğumuz tabanca.

Bizi boğan sicim düşlerimizden
Ve ülkünün züfülünden örüldü
Tespihler millenir dişlerimizden
Cariye seçtiler eşlerimizden
Kul oldu oğlumuz sapa sürüldü
Mahşere dek söylenecek şor oldu
Ağıtsızlık ki hepsinden zor oldu
Yâda nam devşirdik işlerimizden.

Bir sazak toplayıp götürdü, günüm
Ölen bebeklerin evine gitti.
Yarınımı boğdu uğursuz dünüm,
Okuntular süslediğim düğünüm,
Cenaze namazı faslıyla bitti.
O sofranın akıbeti bu muydu?
Değil Çinli, kardeş bizi kim duydu?
Biz bile duymadık bizi, üzgünüm.

Şimdi ben bir fırsat dikizliyorum.
Kalbimin en ücra yerine, ıssız
Bir yetimin kinini gizliyorum.
-Rüyamda yatağan temizliyorum-
Yadıma düşünce şimdi soframız
Gün şavkı vurur ya Kuray düzüne
Bir filim vuruyor göğün yüzüne
Cehennemden cenneti izliyorum.

Bahadırhan Dinçaslan


23 Mart 2026 Pazartesi

Gence Yolunda

"Gəncə'də bir qız var, teli durnadı,
Günəşə sən çıxma, mən çıxım deyir!"

Gence'ye giderem yüküm çiçekti
Qafqaz'ın omzunda Gence pürçekti
Düşününce Gence bir vaxt ne çekti
İnsan silinseydi yaddaşım deyir

Canı tez bir kısrak şimdi hayalım
Gence'ye varınca yuları salım
Gence'nin kızını oğluma alım
Kucağın yüzükse men kaşım deyir

Cavad'ın türküsü öz bulağında
Akar durur Gence'nin dudağında
Sadası akseder Qafqaz dağında:
Bahadır hardasan gardaşım deyir

M. Bahadırhan Dinçaslan

29 Ocak 2026 Perşembe

Erenler

Kalbimde kapkara mühür kapılarım kapandı
Nasip değilmiş kuluna yedi menzil yolculuk
Karşı kıyıda -nihayet- bir titrek kandil yandı
Elveda bahrine girdi -nihayet- seyr-i süluk

Ruhumda bir zemberek var saatleri sayılı
Tayy-ı zaman benim işim çağlar atlayacağım
Parmaklarımda bir fitil ruhumun muttasılı
Son sigaram bitince gör: Nasıl patlayacağım!

Bana nasip olmaz kıyam ki nefsime nispetle
Bedenim çoktan çürüdü: Gassal yedinde meyyit
Necatıma ümidim yok ikrah ve şikayetle
Sol omzuma sürgün düşen zavallı melek şahit

Yatağımda ölmem muhal bir beddua almışım
Sivriltip temren taktığım mahzun zeytin dalından
Buzul kesen kalbim gibi gelse gerektir kışım
Bir sabahın müştakıyım mağribin kızılından

Pir-i mugan sakalından ağulamış bademi
Çıktım kırklar makamına zehir kustum, erenler
Gaybın meçhul ricalinden isteyip müsa'demi
Kendimi dinlemek için artık sustum, erenler.

M. Bahadırhan Dinçaslan

8 Ocak 2026 Perşembe

Lazımsa

"...Bize vacib Kemal efzayiş-i sabr ü metanettir
Felek de her cefasın eylesin müzdad lazımsa."

Oluruz ger tebenniye fethi Murad lazımsa
Buluruz her Süleyman'a bir Belgrad lazımsa

Meyus olma ki layığın bu beyaban değildir
Arş'ı fethedelim ey Türk sana bilad lazımsa

Payinde bulur mesnedin ahkam-ı ehl-i vatan
Kalk kıyama öz kuyunda bir istinad lazımsa

Ağnama etsin iktida layık mı ki serahin?
Öz deden yeter kudveye kavl-i ecdad lazımsa

Üfle Sur senin elinde gözle sensin alamet
Fehmet sensin sahip-kıran halka müjdad lazımsa

Uyuma hab-ı gaflettir ağulanıp yattığın
Sancağa bak yol bulmaya şayet ferkad lazımsa

Tabl-ı mah-ı hab-avere çub-ı dübb-ü asgarı
Urayım uyandırmaya ger serenad lazımsa

M. Bahadırhan Dinçaslan

2 Kasım 2025 Pazar

Köyü Arayan Adam

Ben yolumu kaybettim kervankıran peşinde
Bir işaret arıyorum göğün keşmekeşinde
Gök, kehkeşan aranır.

Ağır aksak yürüyorum gülüşüyor beyaban
Alışmadık bu yollarda bacaklarım daltaban
Bir küheylan aranır.

Bu hallere düşeceğim hiç gelmezdi aklıma-
Yadırgılar vakıf oldu bütün gizli saklıma
Genc-i pinhan aranır.

Hani, aşığın içinde acabalar tutuşur
Gece köylerde aniden loş lambalar tutuşur
Sevmeye can aranır-

Öyle bir yılan içimde düğümlenen iştiyak
Ciğerlerim kımıl kımıl kulağımda çıngırak
Yeni vatan aranır.

Ukdelerim yosun tuttu öykülerim hep yarım 
Ruhuma fitil tutmaktan sararmış parmaklarım
Bir yatağan aranır.

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 Eylül 2025 Pazartesi

Calaf'ın Şarkısı




Gözlerin karşıda bir titrek kandil,
Kollarım takatsiz deniz dalgalı,
Deneyip yenildim bunu böyle bil:
Belamı aradım, sonunda buldum,
Bir amansız turkuazda boğuldum.

Kimsesiz ve çıplak, sarhoş ve sefil
Bir kahraman böyle boğulmamalı.
Ruhumun dibine indi iskandil,
Boyumu aşıyor girdabı çetin,
Gözleri ışıyor bir hayaletin.

Gözlerime bakamadı Azrail.
Kulağımda malum Uygur masalı,
Avcumda sımsıkı verdiğin mendil,
Denizin misafir katına indim,
Ve ilk defa yokluğuna sevindim.

Aklımda tersinden yazılmış İncil,
Sayfaları yanmış, cildi yamalı,
İnsanı çıldırtan binlerce nakil,
Bin yaşında bir Yahudi getirdi,
Kalbime dağlandı beni bitirdi.

Beni düşündüren encamım değil,
Korkarım ilhamla dolup kavalı
Bir gün erken uyanınca İsrafil;
Kalbimin kitabı karaya vurur,
Korkarım - vatanım sararır, kurur.

Beni neden istemedi bu sahil?
Bu kıvrımlı kumsal kimlerin malı?
Ne tazminat bana ne ecrimisil.
Ağladığım yanıma kâr kalacak.
Ne balbal benden ne mezar kalacak.

Gagasında tuz tanesi ebabil,
Üzerime kanat açtı açalı,
-Bir zalim mukallip, meşum muhavvil-
Aşinasıyım bu acımsı tadın,
Nafile çabanın, boşa inadın.

Beyhudedir belki, buna mukabil
Bıraktım can havli tuttuğum dalı.
Derviş gibi munis ve mütevekkil,
Akıntı vurdukça süzülüyorum,
Ne seviniyor ne üzülüyorum.

Denizin dibinde bir köhne mahfil:
Erken ölen şairlerin gassalı,
Sakalları yosun gözleri çipil,
Sualtı şehrinde ayin yapıyor,
Bir çirkin suretli puta tapıyor.

"Ey bela! Heyula! Melun nekrofil!"
Boğuk bir çığlıkla tutup sakalı,
Doladım elime zehirli yeşil.
Haykırdım, çıkmadı kelimelerim,
Asitle dağlandı soyuldu derim.

Ben kulaçladıkça uzayan menzil 
Ben miyim nafile yükün hamalı?
Deniz kızlarına gülmeli temsil
Ciğeri fokurdar bir garip koro:
Tanrıları eğlendiren tiyatro.

İşte serencamım: kahpece rezil,
Kendi cenazemin benim tellalı!
Çocuksu mazime dilimde tekmil:
Kaderim böyleymiş, ağlama annem,
Anladım, anladım sonum cehennem.

Neden sevemedin beni ey katil?
Ey halveti ucuz, vaslı pahalı
Ey ülkü, ey çeşm-i giryan karanfil!
Oysa bendim senin sadık güveyin
El sever mi seni hiç bencileyin?

Uyuma! Zafere kurbanım kefil
Maralı alır mı çölün çakalı?
Uyuma, bu gece köşene çekil:
Sen Turan'ın kızı gözleri maun
Ben zavallı oğlu Anadolu'nun!

Girdabımdan bir tufan boşalacak
Tuz çorak kollarım seni alacak!

22 Ağustos 2025 Cuma

Telli Turna

-Aşağıdan gelen telli turnalar
İçinizde telli turnam yok benim-

Kimi göğe direk olur kimi kervan aldatır
Göğümde kayması yakın bir yıldızım var benim
Kuzu beyaza boyayıp şavkıyacak şen şatır
Dünyadan son alacağım gökçe kızım var benim

Elim obam kurban olsun baktığım yerin süsü
Yüzün suyu hürmetine yaşadığım, öldüğüm
Yalnız seninle huzurlu gecelerin örtüsü
Yalnız seninle sıcaktır gündüz olunca göğüm

Kaf Dağı'na bir kızıl tan vaktinde baskın verip
Seni çaldım canım kızım Umay Ana düşünden
Altaylarda bir kardelen gözyaşından göğerip
Yeni tanrıçalar doğsun Türkane gülüşünden

Ağacını Binboğa'nın verdiği beşiğini
Savalan'dan esen yeller sallasın da uyutsun
Tan yerinin efendisi beklesin eşiğini
Yedi deden yanık ruhu odanda nöbet tutsun

Karanlıktan korkma sakın asma yüzün bir kere
Baban sağ oldukça kızım; günün, ayın olacak
Aşağıdan yukarıdan gelen turnalar içre
Soyumuzda ilk kez senin saklı payın olacak.

M. Bahadırhan Dinçaslan

8 Temmuz 2025 Salı

Oniki

-Metan gazıyla boğularak şehit olan 12 kahramana dair yapılan haberlerin kahrıyla-



On iki resim gördüm çok uzaktan çekilmiş
Küçük harflerle adlar: Mahsun, Özkan ve Kani
Gazeteler bir ağız basmakalıp sitayiş
Özden bir laf etmeye değmezler miydi yani?

Celalettin'in adı yanlış geçmiş kayıda
Böyle harcıalem mi bu ülkede boğulmak?
Yaşayanlar bağrıyor: Vatan sana can feda!
Ve feda edilenler: Sönmüş on iki ocak

İncedereli Avşar - Ümit biraz tanıdık
Ege'nin bilmiyorum oğlu kızı var mıydı?
Gerçi bilip bilmemem fark etmiyor ki artık:
Canım ülkem Türkiyem, evlatlarına kıydı

Elimiz boşa geldi uykuda mı bastılar?
Hani düşman değildi mağara çakalları?
Ahmetlerin evine iki bayrak astılar
Enver'imin kabrinde uzamış sakalları

Abdurrahman ve Fikret Furkan'ın peşindeler
Emretse evelallah ölürler icabında
Fakat böyle bir ölüm - can yakar ciğer deler
Bir zehir sızıyor bu gerçeğin hicabında

Kursağımda göllenir acı sitemli bir su
Tüküremem yutamam gark olurum bu hınca.
Biz öldürdük onları ne baskındır ne pusu-
Dostu düşman düşmanı dostumuzdan sayınca.

M. Bahadırhan Dinçaslan

28 Mayıs 2025 Çarşamba

Mezar Taşları

-Rudyard Kipling ilhamıyla-

Rahibe

Adını unuttu çoktan ahali
Manastırın avlusuna gömüldü.
Bu kadının üstümüze vebali:
"Sevilmedi. Sevemedi. Ve öldü."

***

Eşkıya

Son kez yaslandığı kaya bütün yosun bağlamış
Kirpikleri meçhul ufkun tarlasını sürüyor

Yer yer kemikleri çıkmış parmaklarında ökse,
Avucunda bir fotoğraf - cesediyle çürüyor

Fakat baksan hala canlı hayfını alamamış
Tütün sarısı bıyığı küfürler tükürüyor.

***

Öksüz

Bilmem, anası ölünce ihtiyar dünyamızda
Küçük göğsü pes etmeden kaç kere inip kalkmış?
Ruhu öteye geçerken emeklemesin diye
Bir gemi oymuş babası baş ucuna bırakmış

***

Asker

Tanıdığı bir gökyüzü yabancı bir toprakta
Açık ağzına öpücük bıraktı bir şafakta.

***

Merdümgiriz

Tabutum çınar versin
Kefenim yayla örsün

Artıkın ben dövülmem
Çekicinde bu örsün

Buğzumun hikmetini
Göremiyorsan körsün

Ne ben görem onları
Ne onlar beni görsün.

***

İhtiyar

Ey yolcu, doksandan bir noksan yaşım
Benden çok yaşarsan utanır mısın?
Yapacak çok işim vardı ya benim
Zamanım olmadı, inanır mısın...

***

Genç

Ben bir bile almadım
Siz iki boşadınız

Ellerim kururken, siz
Kaç yanak okşadınız?

***

Bacı

Verirdin, benim yerimde
Padişah olsan tacını
Anlarsın ne çekmiş Hatçe
Bir gün gömersen bacını

Altı ay oldu öleli
Çürüdü mü ola eli?
Gülen yüzüm gülmez oldu
Elif'im gitti gideli.

***

Ukde

Oğlum bir gün büyüyünce kırk gözeden taş bulup
Susuz ölen babasının mezarına bıraksın
Epey geç kalmış bir şimşek mezarımdan doğrulup
Açık kalmış gözlerimden göğün yüzüne çaksın

17 Nisan 2025 Perşembe

Athena

Üzülme sevgilim, kırılır bir gün
Çarkında yazgımı çeviren mihver
Bana yeter bana bakıp güldüğün - 
Erkekler ağlamaz, sen beni boş ver.

Akıt deme bana gözüm yaşını
Dök deme içini - asit kusarım
Zihnimde dedemin mezar taşını
Hayal eder, tütün içer, susarım.

Sen gül, oyna, eğlen gelen mevsimde
İçini ferah tut aklını rahat,
Büyümekte çünkü benim içimde
Oğlumuza benzemeyen bir evlat.

Sessiz ol, içimde kükrüyor çünkü
Misl-i İsa peydahladığım çocuk
Taze tırnakları her biri süngü
Ciğerimde kımıl kımıl bir kuyruk

Kıvranıyor, tırmalıyor sevgilim
Ruhumu bin parça eden bu bela
İşte tam bu yüzden rahat değilim
İşte tam bu yüzden susmam, mesela.

O yarım içimde, dışta ben yarım
Tamam olur vakti geldiği zaman
Ağzımı açarsam doğar korkarım
İçimde bin yıldır büyüyen şeytan

Ne ben hükmederim çakan şimşeğe
Ne onda bilgelik yahut zarafet
Korkarım Ares'le girer gerdeğe
Alnımın çatından doğan musibet

7 Nisan 2025 Pazartesi

İşteş Çekimde İhtiyarlamak

-İhtiyarladın deyince beni paylayan karıya-

Yenilginin kaçınılmaz olduğu bir yarıştı
İkimizden yalnız biri bu gerçekle barıştı
Benim saçım beyazladı senin alnın kırıştı:

İlk gençliğin büyüsünü maziye ısmarladık
Direnme, yas tutma, alış: Kadın, ihtiyarladık!

Yaşlanırsın bıraktığın gün bu düşün peşini
Hiç ölmemek hayalinin karanlık güneşini
İkmal ettik nice bir yıl aşkının ateşini

Kesik kesik soluğunda biz beyhude harladık
Üşüyoruz, ne yapsak boş: Kadın, ihtiyarladık!

Bundandır boş ufka dalmam her gün akşam üzeri
Sigaramın dumanında düğümledim kaderi
Muvakkattır gördüğümüz ve bizi gördükleri

Oğlumuzun gözlerinde yıldız gibi parladık
Fakat çok geçmeden kaydık: Kadın, ihtiyarladık!

M. Bahadırhan Dinçaslan

26 Mart 2025 Çarşamba

Çocuklar

Ne zehirli bir gamzedir bel büker saç ağartır
Babasına sitem eden kırılmış çocuklarda

Büyüklerin dünyasını büyümüş gözler izler
Minik ellerle kavrayıp ruhsuz korkuluklarda

Sokaktan geçerken seni görür de bir irkilir
Anlamaz neden ıslaksın bu zalim soğuklarda

Belki korkar haşmetinden kurt başını görünce
İstibdada bir kıyamla dikilen yumruklarda

Korkma oğlum sen ebeden hürriyet solu diye
Çürüyor genç düşlerimiz ihtiyar soluklarda

M. Bahadırhan Dinçaslan

Ai! Tó sí ilyama menta hwirya hondoringe fúmenen istarion.

21 Şubat 2025 Cuma

Varis



Canım oğlum ben gidince minik avcun içinde
Deli babandan yadigar bir çelik zar kalacak

Tanrılara sofra kurup bahtına atacaksın
Bileğinle ne kazansan yanına kâr kalacak

Anacığın üç gün ağlar sen babanın ardından
Güleceksin melun felek senden naçar kalacak

Dağlar kimsenin değildir fakat yaz akşamları
Yalnız seni serinleten bir rüzigar kalacak

Sonra, belki bencileyin o rüzigar esince
Ufka dalıp öteleri gören nazar kalacak

Ucundan çekik gözlerin adsız dağlara bakıp
Boğazında bir ukdeyle hep tamahkâr kalacak

Doymayacak ormanlara, ırmaklara yüreğin
Aklında hep bir sonraki taze bahar kalacak

Düşününce babacığın nasıl severdi seni
Biraz hüzün, çokça neşe ve iftihar kalacak

Pusulanı kaybedersen dağlarına dön oğlum
Abideler yıkılsa da Binboğalar kalacak

Ne han hamam ne mal mülük - bir silah ve soylu ad
Alınkavak yaylasında köhne mezar kalacak

Babanın sesi ademde sana varmasa bile
Beşiğinde okuduğum o şarkılar kalacak:

Aldan cetgen cılgımnın
Alazı kaydal, Elçibey?
Aldı kojun çonumnun
Alı kaydal, Elçibey?

M. Bahadırhan Dinçaslan



8 Şubat 2025 Cumartesi

Aziz Şehidin Kızı




Göğsünde elbisenin
Seri malı bir yazı:
Adın bile yok senin
Aziz şehidin kızı.

Kırk kavisli bir yılan,
Sıkarken ilmeğini,
Dönmüyor dilin elan,
Dökmeye yüreğini.

Büzdüğün dudağında
Titreyen Türk tarihi,
Ya kurur yanağında
Ya muştular bir fethi.

Ya babanın kanına
Aksedince ay yıldız;
Armağan diye sana
Bir cennet yaratırız.

Ya çadırı beşiği
Toplayıp pes ederiz.
O, babanın gittiği
Cehenneme gideriz.

Bahadırhan Dinçaslan

4 Şubat 2025 Salı

Nankör Vatan

"Ingrata patria, ne ossa quidem mea habebis."

Elimden gelse de boğsam günü ana rahminde
Ucubenin endamıyla nazarım bulanmasın

Bu dipsiz lağım gark olsun bir ebedi geceye
Değmesin küflü ufkuna atî ağulanmasın

Her biri nebbaşe benzer ruhsuz sakinlerinin
Sesi kısılsın hayhuyu şarkıma ulanmasın

Felakete tellal olsam kırsam umutlarını
Bin yıl geçse tek bir güzel haber muştulanmasın

Kabuslarına karışıp görünsem yedi gece
Nasırlı alınlarının teri kurulanmasın

Yakın leşimi bir çiçek dahi bitmesin benden
Çorak kalsın nankör vatan kanımla sulanmasın

M. Bahadırhan Dinçaslan